Rilke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rilke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2024 Çarşamba

CEZANNE'ın Peşi Sıra - 11 / Aix en Provence'ın En Güzel Abisi



6 Nisan 2024

Saat: 08:18


Sabah otelden çıkınca ara sokaklara doğru bir bakıyorum, karşıdaki eczane ve tabelası  olmasa sanki tarihi bir sahne içindeyim. 



Gene  bizim ülkedeki betonlaşma ve gökdelen merakı aklıma geliyor. İstanbul’da tarihi mekanların olduğu yerlerde bile bir çok yerden sivilce gibi yeni binalar gözünüze patlar. 




Bir of çekip kafamı ana meydana doğru çeviriyor ve yürümeye başlıyorum. İlerde bir hareketlilik var ... bunun bir pazar kuruluşu ve onun koşuşturması olduğunu anlıyorum. Bu Pazar kuruluşu hep bize özgü gibi anlatılır, öyle ki İstanbul’a gelen turistlerin bu manzaraya çok şaşırdıklarını rivayet eder dururuz. Oysa Fransızlar da bal gibi pazar kuruyorlarmış hani. Ha burada “ikizlere takke” diye bar bar bağırmıyorlar ama pazarcılar bizdekiler gibi. Burada sebze zerzavat yok daha çok giysi, çanta falan gibi şeyler satılıyor. 




Ha bu arada ikinci el plak, çizgi roman ve sahaf tezgahları da bir hayli yoğunlukta giriş bölümünde arzı endam ediyor. Sahaf ve plak satıcıları aynı bizdeki gibi, tek farkları Fransızca konuşmaları. Dünya üzerinde her coğrafyada insanlar farklılaşabiliyor  ama sahaf dedin mi her yerde aynı.  



Bazı sahaflar sadece belirli bir alana da yoğunlaşabiliyor. Onlardan biri de sadece keman ailesine yer veriyordu. Keman, viyola, çello (tezgahta yoktu ama viyolonsel) dışına taşmayan bu sahafa kalkıp obua var mı diye sorarsanız sizi tersleyebiliyor. Desem de siz bana bakmayın... zaten resimde de arka planda bir akordiyon gözünüze batacaktır. 



6 Nisan 2024

Saat: 11:47

Bir pazar yeri ve yanınızda eşiniz varsa yandınız demektir. Dört saat boyunca alışveriş etti. En sonunda pazar alışverişi bitmişti. Gene bizi ilk gelişimizde karşılayan o meydana döndük. 

Ortada duran şelaleli havuzlu anıt orada tüm heybetiyle duruyordu. Üstündeki aslan heykelleri şehri korumakla görevli nöbetçiler gibiydi.


 



Aix - en - Provence'da sadece bu anıt  yoktu. Neredeyse her köşebaşında  bunun kadar büyük olmasa da irili ufaklı şelaleli heykeller mevcuttu. 


Daracık bir sokağın kenarında rastladığımız bu yunuslu havuz çok hoşumuza gitti. Bu küçük çeşmeli anıta bizim gibi merakla bakan ABD'li turistler aralarında konuşurken, 

"Bunun suyu içilir mi?" 

diye akla ziyan bir soru soracaklardı. Amerikalıdır ne yapalım diyerek güldük. Ha bu arada Aix-en- Provence'da su çeşmeden içilebiliyor... üstelik çok sağlıklı da olduğu söyleniyor. 


6 Nisan 2024

Saat: 11:56

Aix meydanından karşıya geçecek ve bir büyük ziyareti daha gerçekleştirecektik. 



Bu Cezanne'ın heykeliydi ve Aix -en - Provencelı hemşehrilerini selamlıyordu. Bu heykelde Sainte Victoire'nin resmini yapmak için tepelere tırmanma hali simgeleniyordu. Bu heykele bakarken bir çok insan sarılıp fotoğraf çektiriyordu. Hatta bu heykeli gece ayazında gören bazıları da üşümesin diye kazağını verip, boynuna sarmıştı. 

Avrupa'nın bir çok yerinde heykeller büyük kaidelere yapılmıyor, adeta insanlarla birlikte yaşıyor ve onlarla geziniyor. 



Aix - en - Provence'de Cezanne'ın heykeli olur da Emile Zola'nın olmaz mı... Onun heykeli ise uzun ve ince piramit konumunda bir kaideye sahip. Zola biraz daha mesafeli olsa da kaidenin yükseliş konumu ve alttaki bitkilerle arkadaki evler öyle bir kompozisyon oluşturuyor ki, buda heykeli çevreyle bütünleştiriyor. Tabi bu heykeli görünce gene bizim diyarlar aklıma geliverdi. Bizde böyle bir heykel yapılsa on hatta beş yıl sonra arkadaki evler değişir başka bir şey olurdu. 



Yukardaki fotoğrafta bir banka ATM'si ve bir kapı görüyorsunuz. Bu ne alaka derseniz şöyle anlatabilirim, burası Cezanne'ın babasına ait bir iş yeriymiş. Baba Cezanne bir şapkacı ve daha sonra da bankerlik yapmış. İşte burası da  bankerlik yaptığı binaymış. İsterseniz sözü Rilke'ye bırakalım ve durumu "Cezanne Üzerine Mektuplar" kitabından dinleyelim:

"...ve önünde katedraliyle , hiçbir şeyden haberi olmayan şehir uzanırdı; akıllı uslu ve sade insanların şehri, oysa o, şapkacı olan babasının önceden görüp sezdiği gibi farklı birisi olmuştu. Babasının görüp sezinlediği ve kendisinin de inandığı gibi bir bohem olmuştu. Bohemlerin sefalet içinde olduklarını ve o halde öldüklerini bilen bu baba oğlu için çalışmayı kafasına koymuş ve bir çeşit banker olmuştu. "

Bu arada Cezanne'ın o güzelim şapkalarının sebebi de babasını şapkacı olmasıymış demekki. Bir de bu baba en sevdiğim banker oldu ha, onu da söylemeden geçmeyeyim.




Bu arada, "be adam, topu topu 4 günlük bir gezi yaptın Cezanne'dan başka bir şey anlatmadın ve bir tomar da şey yazdın." diyerek kızıyorsanız, haklısınız. Ama sonuna geliyoruz. Bana bir iki yazı daha müsaade edin, sonra serbestsiniz.


Aptulika



6 Mayıs 2024 Pazartesi

CEZANNE'ın Peşi Sıra - 8 / Cezanne'ın Atölyesine Tırmanış.



5 Nisan 2024

Sabah

Kahvaltı denilince Fransa sınırlarında kahve kruvasan ile yapacaktık. Bu arada bir tespit bir de yeni edindiğim bilgiden bahsedeceğim. Fransızlar bu kruvasanı gerçekten iyi yapıyorlar ve öyle çikolata katılmasından da nefret ediyorlar (ki bu konuda çok da doğru düşünüyorlar) … Bilgiye gelince de, Fransa ile özdeş hale gelen kruvasan aslında Avusturya kökenliymiş. Daha sonraları Avusturyalı bir emekli subay Paris’te bir fırın açıp bu kruvasanı yapınca Fransızlar tarafından çok tutulmuş ve ondan sonra da olan olmuş. 


Kahvaltıdan sonra çetin ve önemli bir yere yani Paul Cezanne’ın atölyesine gidecektik. Rilke’nin kitabında Cezanne’ın evinden yürüyerek atölyeye gidişini okumuştum. Böyle olunca da bunun kısa bir mesafe olacağını sanmıştım, oysa bizi çetin ve dik bir yolculuk bekliyormuş. Tabanvayla tepeye doğru  gittiğimiz mesafe hiç yoksa iki kilometreden fazlaydı. Açıkcası ölçü kavramlarıma pek güvenemem ama Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’den Tünel’e olan mesafenin 3 katı kadar hem de yokuş yukarı bir yol. 


CEZANNE AİLESİNİN MALİKHANESİ 



Yol böyle uzun ve yokuş ama açıkçası her adımda Cezanne’la ilgili bir izle karşılaşıyorsunuz. Daha yokuşun başında Cezanne’ın doğduğu ve ailesine ait olan bir büyük yapı ile karılaşıyorsunuz. Burası şimdilerde Öğrenci Yurdu olarak kullanılıyormuş. Bohem yaşantısı ve yoksul, savruk görüntüsüyle Cezanne’ın aslında varlıklı bir aileden geldiğini anlıyoruz ve resim uğruna neleri terk ettiğini de bir güzel anlıyoruz. Tutkuların peşinde gitmenin bir bedeli oluyor yani.   


CEZANNE'IN ATÖLYESİNE TIRMANIŞ

Tatlı tatlı giderken yol biraz dikleşmeye ve yokuş halini almaya başlıyor. İçinden “Yahu bu adam evinden çıkıp her gün burayı tırmanıyor mu?” diye düşünüyorum. Oysa daha yolun başındaymışız hani tırmandıkça tırmanıyoruz.  Nefes nefese kalmış, dizlerimde derman kalmamışken, “iyi ki bu yolculuğu sabah erken saatlerde yapmışız” diyorum, bir de öğlen sıcağında bu yokuşu tırmansaydık, hayal bile etmek istemiyorum. Bu arada Cezanne’ın atölyesine giden yol boyunca bol yeşillikler arasında evler buraların şimdilerde zengin semti olduğunu anlıyoruz. Hey gidi Cezanne zamanında buraları taşlı tozlu, yeşillikler içinde kırsal ve fakir bölgelermiş. 

Ulaşmaya çalıştığımız atölye şöyle bir şeydi. 1960'lı yıllardan kalma bir fotoğraftan iz sürüyorduk. 

Artık bu tırmanmadan gına gelmişti ve içimden, “yemişim Cezanne’ı da atölyesini” demeye bile başlama noktasındaydım. Vazgeçmekle devam etmek arasındaydım ama artık bundan sonra geri dönmek de dangalaklık olacaktı. Neyse ki biraz yürüdükten sonra fotoğraflarından tanıdığım atölye karşımdaydı. Olmuştu işte en nihayetinde varmıştım. O da ne, kırmızı kapı kapalıydı. Acaba öğle tatili mi? Diye düşünürken saatim daha 10:00’u gösteriyordu. Kapıyı yumruklayım desem, olmaz. Bu arada zili arayım dedim ve kapıda bir yazı vardı ve şöyle yazıyordu: “Müzemiz onarım ve tadilat nedeniyle 2025 yılına kadar kapalıdır.” Oturup orada haykıra haykıra ağlamak istedim. Seneye vize alıp, buraya gelebilir miydim bilinmez diyerek kapıda bir iki poz verip, durumu idare edecektim. Bir ara o duvara tırmanmayı falan aklıma getirdimse de eşim beni vazgeçirdi. 




Atölye kapalıydı ve sadece bir fotoğrafla yetinemezdim bir de desenini yapmalıydım. 




Kapalı da olsa atölyeye ulaşmıştık, şimdi aşağı doğru geri mi dönecektik... Hiç öyle bir şey yok... daha tepelere doğru yürümeye devam edecektik. 

Nereye mi?



Onu da bir sonraki yazıda anlatalım.

Aptulika




2 Mayıs 2024 Perşembe

CEZANNE'ın Peşi Sıra - 5 / Kibrinden Arındırılmış.



4 Nisan 2024

Saat 11.00


Sabah yola çıkacağız ama hala şu havaalanına alışamamışım, neredeyse şoföre Yeşilköy’e diyeceğim. Neyse sabah 7 sularında çıktık ve Sabiha Gökçen’e doğru yola koyulduk. Giderken en son uçak yolculuğumu İsviçre’ye yaptığım aklıma geldi. O zamanlarda İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri olmadan bir hafta öncesiydi. Bu hem Yeşilköy Atatürk Havaalanı’ndan son yolculuğumdu ve o geziden döndüğümde de İstanbul’da belediye başkanlığı seçimlerini İmamoğlu kazanmıştı. Bu sefer de seçimler yapıldıktan sonra bir yurtdışı gezisi yapacaktım. Üstelik bu sefer hem İstanbul hem de yaşadığım ilçede de kazanılmıştı. 

Böyle ufaktan politik bir ara giriş yaptıktan sonra gene yolculuğumuza geri dönelim. Pasaporttu, kontroldü, bavul teslim falan feşmekan derken uçağa 11 gibi bindik. 

İstanbul’dan Marsilya’ya uçakla 3 saat, 10 dakikalık yolculuk… en azından kaptan pilotumuz böyle diyor. 

Planladığım gibi uçakta Rilke’nin “Cezanne Üzerine Mektuplarının sayfalarını çevirmeye başladım. Kitaptan, 

“ …Cezanne’ın tarafında: onun o doldurulmuş sıkı mavisinde, kırmızısında, gölgesiz yeşilinde ve onun şarap şişelerinin kırmızımsı siyahında. Onun da bütün nesneleri  ne kadar da yoksul…” 

satırlarını defterime not ediverdim. “Nesnelerin yoksulluğu” lafını Rilke, Van Gogh’un sıradan  bir sandalyenin resmini yapmasından yola çıkarak Cezanne’ın tablolarına getiriyor sözü. O hepimizin imrenerek baktığı Van Gogh’un Arles’daki yoksul evinin resmini gözünüzün önüne getirin, o resme bakmaya doyamazsınız ama o eşyaların sıradanlığını bir düşünün. O sandalye, yatak , tabure öylesine sıradan basit nesnelerdir ki, bugün bile kimse onları bir tabloya konu etmeyi hem aklına getirmez hem de yakıştırmaz. 

Rilke’nin kitabından deftere not ettiğim alıntıda “gölgesiz yeşiline” ve “kırmızımsı siyahına” bölümlerinin altını da kalemle çizdim. Van Gogh gibi Cezanne da resmine koyduğu nesnelerin en önemsiz , yoksul, sıradanını koyarken başka bir macerayı başlatıyordu. Van Gogh bu işi renklerle değerli hale getirirken Cezanne renkleri sadeleştirerek, nesneleri geometrik hale getiriyordu. Bu yeni bir serüvendi. Buna sadece bir serüven demek yetmez bu bir devrimin başlangıcıydı. 

Rilke, “ 18. Yüzyıl Chardin mavisi” dedikten sonra ekliyordu, “kibrinden arındırılmış Cezanne  mavisi”.  


30 Nisan 2024 Salı

CEZANNE’ın PEŞİ SIRA - 3 / RILKE'nin Gezi Rehberliği



Geçen yıl aldığım Rainer Maria Rilke’nin “Cezanne Üzerine Mektuplar” kitabını bir türlü okuyamamıştım. Bu biraz da mektup türevi kitapları okuma isteğimin olmamasından kaynaklanıyordu. Ama bir yandan da Rilke’nin Cezanne üzerine düşüncelerini de merak etmiyor değildim hani. 

Rilke, elbette bir şair ama farklı bir şair. Onun modern dönemin kurucusu heykeltıraş Rodin üzerine yazdığı kitabı çok güzel bulmuş, zevkle okumuştum. Bir şairin alanı dışında plastik sanatlara bakışı benim için çok zihin açıcı bir deneyimdi. Dolayısıyla şimdi de resim sanatında , gene Rodin gibi modern sanatın geçiş noktasında bulunan bir ismin, Cezanne’ın üzerine kalem oynatması kolay rastlanabilecek bir tesadüf olamazdı. 

Bu Rilke’nin Rodin üzerine yazdığı kitap gibi kalın ve biyografik bir kitap değil, bu mektuplardan oluşan bir çalışma. Rilke, Cezanne’ın eserlerinin sergilediği salona her gün gidiyor ve resimleri inceleyerek her gün karısına mektup yazıyor. Bu yazışma bir ya da iki ay sürüyor. İşte kitap bu mektupları bir araya getiriyor. Böyle olunca da insan okurken sergideki çalışmaları Rilke’nin rehberliğinde izini sürüyor.  

2 Nisan 2024 

Saat 13.04



CEZANNE'IN DİYARINI RILKE İLE GEZMEK

Rilke’nin Rodin üzerine yazdığı kitabı da zamanında almıştım ama okunmadan öyle kitaplıkta uzun süre durmuştu. Yıllar önce Paris’e gittiğimde hem o meydandaki Balzac heykelini hem de Rodin Müzesi’ndeki heykelleri görmüştüm. Öyle heyecan vericiydi ki, İstanbul’a dönüşte ilk yaptığım iş kütüphanemde unutulmuş duran bu kitabı açıp okumak olacaktı. Kitabı okurken bir yandan da o gördüğüm heykeller hafızamda canlanarak sayfalara eşlik ediyordu. 

Şimdi de ne ilginçtir ki, bir iki gün sonra Fransa’ya gideceğim. Bu sefer Paris değil, Aix – en – Provence’a gideceğim… yani Paul Cezanne’ın doğduğu ve bir dönem yaşadığı yere . Bu yolculuğumda da yanımda Rilke’nin “Cezanne Üzerine Mektuplar” kitabı olacak ve bana eşlik edecek. 

“Provence’daki Cezanne

Provence’ın özel ışığı, soyutluğun eşiğine giden yaratıcı yolunda ona rehberlik etti. Bugün, modern resmin babasının hayata bakış açısına ve eserlerine damgasını vuran sokakları, mekanları ve manzaraları gezerken, Cezanne’ın deneyimini yoğun bir şekilde Aix – en – Provence ve çevresinde paylaşabilirsiniz…”

Yok yok bu kitaptan bir alıntı değildi. Kitabı yolculuk başladığında okumaya başlayacağım. Bu satırlar, Cezanne’ın ve şehrin tanıtımını yapan internet sitesinden bir alıntı. 

Her şey daha şimdiden beni heyecanlandırıyor. Ama işin en güzel yanı da, Fransa’ya yapacağım seyahatte Rilke’nin beni gezdiren rehberim olmasıydı. 

3 Nisan 2024





Yazılarda dikkat ederseniz tarih de konulmaya başladı. Bunun sebebi de, bu gezinin heyecanı artarken yanıma şair Rilke'yi tur rehberi olarak almakla kalmadım, yanıma bir de çizgisiz defter aldım ve oraya notlar düşmeye başladım. Eh ne yaparsınız işimiz yazıp çizmek. 



4 Nisan'da yola çıkacağım, onu da bir sonraki yazıya bırakıyorum. 

Aptulika




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...