Hardal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hardal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2024 Pazar

Daha Dün Gibi


 

1970'lerin ortasında nefis bir Erkut Taçkın parçasıdır, "Daha Dün Gibi". Orada "Yıllar geçti ama her şey daha dün gibi" deyişini hiç unutamam. Sözlerini Çiğdem Talu yazmış olsa da bu parça Erkut Taçkın'ı anlatan harika bir çalışmadır. Bir Chuck Berry klasiğinden Türkçeye adapte edilen bu parçayı seslendirmek de Erkut Taçkın'a yakışırdı doğrusu. 

İsterseniz o parçayı şöyle bir hatırlayalım derim. 


Zaman geçiyor ve kendi adıma yaş 60'lara gelse de her şey daha dün gibi. İnsanı rock'n roll bir sardı mı, her şey daha dün gibi geliyor. 

İstanbul'un eski semtlerinden Rami'den ilk rock'n roll ateşini yakmıştı, Erkut Taçkın. Gene onun gibi Ramili olan Cahit Kukul'un ölüm haberini aldığımda da aklıma gelen ilk sözcük "daha dün gibi" olacaktı. Rami'de yapılan cenaze töreninde orada karşılaştığım nice Ramili arkadaşları her şeyin daha gün gibi olduğunu hatırlatıyordu. Beş yaşına kadar Fatih'te ikamet etmiş oralı biri olsam da kaç yıldır uğramadığım bu yerlerde gerçekten her şey daha dün gibiydi. Değişen sadece saç renklerindeki bembeyazlıktı. O gün kar yağdı yağacaktı belki de saçlara düşen ufak kar serpiştirmelerindendi bu renk değişimi. 

Hatta orada Aydın Buyan Sencan'la da tanıştım ve ona "Abi, burada bir Tantana kafe varmış oraya bizi götürsene" bile diyecektim. Sonra o Tantana'yı işleten abi ile de tanıştık. Tabi o Rami'de 1960'larda ilk rock ateşini yakan kafe artık yoktu ama o da daha dün gibiydi. 

"Her şey daha dün gibi" demek geçmişe özlem falan değil... hele ki söz konusu rock'n roll olunca yaş ne kadar ilerlese de insan gençliğindeki gibi eskiyi yıkar yeniyi kurar. Ama gene de o Benjamin Button'un hikayesindeki gibi yaşlı doğup, çocukluğa doğru ölmek  çekici geliyor ister istemez. Oysa bu istenecek bir şey olmasa gerek. Geçmişe değil geleceğe duvarları yıkarak koşan bir rock'n roll sadece bugünü böyle beklemiyordu. Geçmiş daha ileride geldiğimiz nokta ise Benjamin Button vaziyetinde. 

O güzel abilerin şimdi saçları karbeyaz ama onların zaten içleri barış beyazlığında ve tertemizdi. O heyecan mı... tabiki daha dün gibi. 

Cahir Abi'yi tanımadan önce grubu Hardal'la sevmiştim. O iki LP unutulmazlarım arasında yıllar yılı yerini koruyacaktı. Oradaki parçaları kim yapmış, vokalde kim yer almış merakına düştüğümde   bir parça dikkatimi fena halde çekecekti. O gençlik günlerimde karşılık bulmayan platonik aşklarıma fon olacaktı. "Ne Kadar Zaman Geçti" isimli bu parça inanılmaz güzellikte bir slow rock'tı ve söz - müzik Cahit Kukul'a aitti. Bu parçayı da dinlerken hala dün gibi olurum oysa aradan kırk yıldan fazla zaman geçmiş. 



O Hardal albümünde Ömer Hayyam'ın şiirinden yapılan "Nasıl? Ne Zaman" da "Gençlik bir kitaptı okuduk bitti" diye başlar. Gerçekten nasıl ne zaman geldi nasıl gitti. Aslında geçen giden bir şey yok... Rock'n Roll bitmiyor ve Cahit Abi'den geriye bize çok güzel şeyler kalacak hatta kaldı bile. Sadelik, sevgi, barışa özlem  ve incelik. 

Gene bir Hayyam şiirinden bir Hardal parçası daha vardır... "Başka" isimli bu parçanın müziği ve yorumu da Cahit Kukul'a ait unutulmazlarımdandır. 



Ve o 1982 yılının bir sonbahar gecesi televizyonun başına kilitlenmişim. Öyle bir dizi ya da maç başlayacak diye beklemek değil bu. Bu onların daha ötesi bir şey. İzzet Öz'ün "Teleskop" isimli müzik programı başlayacak. Program başlıyor ve İzzet Öz o nevi şahsına münhasır sunumuyla Hardal diyor ve "Zor" isimli parçası stüdyo çekimiyle başlıyor. Öyle afilli abiler ki ve çalan o güne kadar duyduklarımdan çok farklı. Orada uzun saçı ama ona eşlik eden bıyığıyla ağır bir abi büyük bir ciddiyetle gitarını çalıyor. Şimdi olsa Tonny Iommi'ye benzeteceğiz ama o dönemlerde onu da sadece plaklardaki resimlerinden eh hani tanıyoruz. Daha hayatımıza video girmediği için onları konser görüntüleriyle canlandıramıyoruz. 




İşte o programda Hardal'ı izlerken bıyıklarıyla ağır abi konumunda sessizliğini hissettiğim kişinin ismini daha o zaman bilmiyorum. Ama o farklı görüntü kafama öyle yerleşecekti. Biraz devrimci biraz da mahalledeki abiler gibi bıyık ama uzun saçlar onlardan tabiki ayrılıyordu. Neden mi? O zamanlarda saç uzunluğu kulağı geçen kişi mutlaka rock dinleyicisi olurdu. 

Aradan uzun bir zaman geçti ve 80'lerin sonuna gelmiştik. Erkin Koray'ın Moda Sineması'nda vereceği konser önemliydi, çünkü klavyesi ve gitarıyla tek başına değil, grupla çıkacaktı bu konsere. Afişini de benim yaptığım bu konserde sahnede Erkin Koray'ı bas gitarda Ahmet Güvenç'le görecektim. Gitarda ise o teleskop programında gördüğüm bıyıklı abi vardı. Konser bittiğinde sahne arkasında kılıfında gitarı üzerinde kırçıllı paltosuyla orada duruyordu Cahit Abi. Gene sessiz, işini yapmış, hayat gailesinde bir emekçi gibi duruyordu. Gidip tanışmak istedim ama çekingen mizacım ( her ne kadar tanınmış bir karikatürist olmuş olsam da) gene depreşti yanına varamadım. Hoş o da işini yapmış gitmeye hazırlanan hayat gailesinde biri gibiydi. Bu arada yıllar sonra tanışınca anlayacaktım ki o da çekingen ve bir o kadar da sade biriymiş. 

O konserde olmadı ama daha sonra tanışacaktık Cahit Abi ile. Uzun yıllar süren bu tanışıklığın içinde en son onun 70. yaş gününü kutlamak için Kadıköy Eskici Bar'da toplanmıştık büyük bir rock ailesi olarak. O günü organize eden aziz dostum Sinan Doyan böylesi bir buluşmayı sağlamıştı. O da Cahit Abi ile son görüşmemiz olacaktı. O gün onun Hardal'dan sonra kurduğu Meteor grubunun CD'sini de yanıma almış ve imzalatmıştım. Daha sonra Sinan'la karşılaştığımızda bana, "Cahit Abi'yi kaç yıldır tanıyorsun ama o gün imza alırken liseli bir çocuk gibi heyecanlıydın." diyecekti. Ben de ona "Her şey daha dün gibi" diyecektim. Rock'n Roll böle bişi işte. Zaman geçer biz büyürüz ama o gitar sesini duyunca her şey donar ve biz gene o tıfıl gence (hatta çocuğa) döneriz. Bu hiç bitmez ve sözün özü: Her Şey Daha Dün Gibi. 

Aptulika


12 Ocak 2024 Cuma

Cahit Kukul'u Kaybettik

 



Bu sabah saat 10.00 sıralarında aziz dostum Sinan Doyan'ın telefonu gelecekti.  O sıra annemi rutin bir muayene için hastaneye götürecektim ve tam o sıra kahvaltılık bir şeyler almak için marketin kasasında ödeme yapmak üzereydim. Bu saatte Sinan niye arar dedim ama telefona baktım. Telefonda Sinan "Aptul bilirsin bu saatte aramazdım ama" dedi ve "Cahit Abi" dedi, başka bir şey diyemedi. İşte böylece öğrenecektim bu kötü haberi. Çocukluğumun Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü plakları, gençliğimin elimden düşmeyen Hardal albümleri, orta yaşımın Meteor CD'si ve unutulmaz Erkin Koray Moda Sineması konseri gözlerimin önünden market kasasının önünde dururken resmi geçit yapacaktı. Kasada ödemeyi nasıl yaptım bilemiyorum. Ancak annemin evinin önünde dururken aldıklarımı poşete koymadan elimde abuk sabuk bir şekilde tuttuğumu farkedecektim.

Cahit Kukul'un ölüm haberini kızı Özlem Facebook sayfasından, "Canım babamız Cahit Kukul’u saat 07:50 de verdiği yaşam mücadelesi sonucu kaybettik yanımızda tüm kalbiyle olan tüm dostlara sonsuz teşekkür ederiz ." sözleriyle duyurmuştu. 

Bu paylaşımdan üç saat sonra da Özlem, "Babam Cahit Kukul ‘un cenazesi yarın öğle namazına müteakip Rami Hacı Ali Paşa camii’nden kalkıp Rahmetli Ekrem Kukul ve rahmetli babaannem Hidayet Kukul ‘un olduğu alie mezarlığına defnedilecektir. Tüm sevenlerine duyurulur. 🙏Sağ olun var olun . Dostlar sağ olsun ." mesajını yayınlayacaktı. 

Yarın Cumartesi günü öğle namazını müteakip Türkiye'de rock müziğin Ramili öncülerinden biri olan CAHİT KUKUL'u sonsuzluğa uğurlayacağız. 

Cahit Abi, senin bana kattıklarını anlatmama ne kelimeler ne de sayfalar yeter. Senin böbürlenmeyen sakin ve içe huzur veren duruşunu unutamayacağım. Bir emekçi, aydın, müzisyen ve Rami semti ile özdeşleşmiş bir rockçıydın. Kimse pek bilmez ama şiire , Hayyam'a, Edgar Alan Poe'ya meraklı ince bir insandın. Cahit Abi, senin yer aldığın Hardal'ın iki LP albümü olmasaydı, inan bana gençliğim diye bir şey kalmazdı. Bana kattıkların için sonsuz teşekkürler abi. Şu an Annabel Lee şiirini okuyorum, "Çok çok  uzun yıllar önce./ Deniz kıyısında bir krallıkta / Bir kız yaşarmış..." diye başlayan bu şiiri senin bestenle dinlemek vardı ama. Yok pandemi, yok kayıt mayıt  falan derken dinleyemedik. Artık oraya geldiğimizde bize çalarsın Cahit Abi. 

Huzur ve ışıklar içinde uyu güzel abim. 


Aptulika




17 Şubat 2020 Pazartesi

HARDAL YENİDEN PLAK RAFLARINDA



Bugün beni yerimden hoplatacak bir haberi vermem gerekirdi ama hiç bir şey yapamadım, yazamadım. Cumartesi gecesi gelen bir haber beni kilitledi. Çağlan Tekil'den gelecek iyi bir haberi bekliyoruz. O bizi yaptıklarıyla öyle şaşırttı ki, alın sadece geçen iki yıl önceki efsane konserlere bakın, gene şaşırtacak ve iyileşecek. 
Ben bu iki gün içinde ne çizgi ne de haber yapabildim. Bu gün de Hardal'ın efsane albümü yeniden plak olarak çıkıyor. Tek satır yazamadım ama Sinan hızır gibi yetişti ve aşağıda okuyacağınız güzelim yazıyı kaleme aldı. 




80’lerin hemen başında, ülkenin o kaotik ortamında, henüz adı bile sınıflandırılmamış bir türde albüm yapıp, ‘80 sonrası müzik kuşağına kapılar açan efsane grup. Müzik piyasası ve ülke dar boğaza girip tıkanma noktasına gelmişken, hiçbir ticari kaygı gözetmeksizin birikimlerini plak üstünde bizlere ulaştıran yetenek abidesi müzisyenler.

Elbette her biri, göz ardı edilmeyecek kadar önemli bonservislere sahip. Beslendikleri kaynak zaten, memleket insanını distortion’la tanıştıran, benimseten ve bir okul / ekol olarak misyon yüklenmiş bir efsane isim; Erkin Koray. Sedat Avdıkoğlu (ki Hardal’a kadar olan dönemde Avcı soyismiyle bilindi), Aydın Buyar Şencan ve Cahit Kukul, Erkin Koray’ın “en verimli dönemi” diye nitelendirebileceğimiz Yeraltı Dörtlüsü devresine imza atan müzisyenlerdi. Deneysellikte sınır tanımadan, enstrümanlarının da hakkını vererek, neredeyse her türde başarılı örnekler sergileyen Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü, bugün bile aşılamayan çoğu aranjeleriyle kendilerinden sonraki kuşaklara ışık oldular. Yeraltı Dörtlüsü sona erdikten sonra bile başta Erkin Koray; tüm grup elemanları artan bir ivme ile kariyerlerine devam ettiler.

Hardal’ın öyküsü de 70’lerin o parıltılı, patırtılı ve renkli günlerinin bitmesiyle başlıyor. Yurt dışından bir dolu enstrüman ve ekipmanla dönen Şükrü Yüksel, kendisi gibi bir müzik tutkunu Burhan Ağaoğlu’nun ön ayak olmasıyla bir fikir olarak benimsediği grup müziğine, o dönem Seyyal Taner’le çalışan Aydın Buyar Şencan ve Sedat Avcı’yı yanına alarak ciddi olarak eğilmeye başlıyordu. Beyaz Kelebekler’le olan mesaisini sonlandıran Cahit Kukul ise gruba yepyeni gitarıyla katılacaktı. Daha çok soft tınıları benimseyen bir sound çerçevesinde oluşturulan bestelerin tek eksiği, alt yapıyı önemli derece dolduracak klavyelerdi. Bu boşluğu da konservatuardan iyi bir eğitimle mezun olan Özkan Turgay’la doldururlar ve Hardal adıyla ortak bestelerden oluşan ilk albümleri “Nasıl? Ne Zaman” 1980 yılında piyasaya çıktı.


Dönemin politik şartlarına inat; suya sabuna dokunmadan, naif aşk şarkılarından oluşan bu albüm, müzik piyasasının kızgın çölü ortasında bir vaha gibidir. Yunan mitolojisinin yılan saçlı dişisi Medusa’yı albüme kapak yapmışlardır. Progresif’ten soft rock’a uzanan bir çizgide, 60’li yıllarda başlayan kariyerlerinin en yetkin dönemlerindedir müzisyenler. Aynı yıl İzzet Öz’ün ön ayak olmasıyla TRT’de canlı olarak “Zor”u icra ederler. Ancak tüm ülke kötü bir sınavdan geçmektedir. 12 Eylül 1980 darbesiyle herkes gibi Hardal da yeni bir döneme girmiştir.

İkinci albüm hazırlıklarına darbenin gölgesinde başlayan grup elemanları müzisyenliklerini piyasa şartları gereğince başka mecralarda da sergilemektedirler. Olağanüstü hal ortamına rağmen Cahit Kukul, bugün her biri bir rock bar olan Beyoğlu pavyonlarında sahne almakta beis görmezken; kimi elemanlar da başka sanatçılara eşlik etmektedirler. Grubun ikinci albümü 1982 yılında “Nereden Nereye” adıyla piyasaya çıkar. Şükrü Yüksel gruptaki ağırlığını tüm bestelere imza atarak koymuştur. Ancak, Aydın Buyar Şencan’ın Kanada’ya yerleşmesi, Özkan Turgay’ın müziğin daha farklı kanallarına yelken açması, Sedat Avdıkoğlu’nun da eski dost Erkin Koray’la yeniden çalışmaya başlaması grubun sonunu getirir. Ve Hardal efsanesi, hak ettiği ilgiye ve itibara yıllar sonra kavuşacağını bilmeden sonlanır.

1990 yılı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kırılma noktalarının yaşandığı yıl olarak kayıtlara geçer. Özellikle müzik dünyası baş döndürücü bir hızla evrim geçirmekte, çeşit çeşit dinleyici profili oluşmaktadır. Gelişen kayıt teknolojileri müzik türlerini kökünden etkileyip değiştirirken, küçük bir grubu oluşturan, geçmişe sadık dinleyici kitlesi ise arkeolojik kazı yaparcasına geçmişin izini sürüyordu. Ve 90’ların ortalarına doğru, bilenlerin zaten vakıf olduğu ama hiç bilmeyenlerin bir anda kucak açacağı Hardal grubuna ilgi çığ gibi büyümeye başlar. Grubun 1980 ve 1982 yılında yaptığı iki albüm bulunamamakta, bulunanların ise oldukça yüksek rakamlarda işlem gördüğüne şahitlik etmekteyiz. Bu ilgiye kayıtsız kalmayan Hades Müzik ise grubun İstanbulda yaşayan iki elemanı Cahit Kukul ve Özkan Turgayla irtibata geçerek bir “derleme” projesinin ilk adımlarını atar. Cahit Kukul tarafından seçilen şarkıların DAT kayıtları firmaya teslim edilir ve 1994 yılında kaset formatında piyasaya çıkar. Doyurucu bir seçkidir bu. Ve gruba olan merakı / ilgiyi daha da katlar. Tanıtımsız, promosyonsuz, klipsiz bir şekilde Hardal ismi haklı olarak efsane olmuştur. Hardal macerası sonrası yurt dışını mesken tutan Şükrü Yüksel ve Aydın Buyar Şencan bu dönemde bir araya gelerek grubun ikinci formasyonunun temellerini atarlar.

Hardalsız dönemde Erkin Koray’la çeşitli konserlerde sahne alan Cahit Kukul, 1996 yılında Rami’den müzisyen dostlarıyla Meteor grubunu kurar. 1998 yılında ise eski grubuna selam çakarak Meteor grubu olarak “Ne Kadar Zaman Geçti” adlı albümü çıkarırlar. Bir proje gurubudur; fazla uzun ömürlü olmaz. Meteor grubuyla paralel olarak yeni albüm çalışmalarına girişen Hardal, bu çalışmaları 1999 yılında sonlandırarak yeni kuşak Hardal dinleyicilerine “Yeniden Doğuş” albümünü lanse eder.

Grubun orijinal kadrosundan sadece Şükrü Yüksel ve Aydın Buyar Şencan vardır. Geçen süreç içinde dizi / film müzikleri konusunda oldukça uzmanlaşan ve piyasanın en önemli aranjörlerinden biri olan Özkan Turgay ise her zamanki gibi klavyelerin başındaki isimdir. Alper Karamahmutoğlu ve Zafer Oğuz kadroyu oluşturan diğer isimlerdir. Albüm, türkçe rock’ın zirve albümlerinden olmakla beraber, 80’lerdeki Hardal’ı mumla aratmıyor da değildir. Bu albümden sonra zaten ikiye inen çekirdek Hardal kadrosu, süresiz olarak kendini fesheder ve damaklarda / dimağlarda leziz bir tat bırakır.

Cahit Kukul Hardal sonrası müzikten kopamadığı gibi sahnelerden de kopmaz; ekstralar dışında kendisini (kanımca en yakıştığı yer olan) Erkin Koray konserlerinde görür takipçileri. 90’lar başında başladığı “tek başına” performanslarına son verip “grup adamı” kimliğini herkese hatırlatan Erkin Koray’ın kadrosunda kah bas gitar kah ritim gitarda yeralır ve Yedikule Zindanları’ndan Açık Hava Tiyatrosuna, Ankara’dan İzmir’e birçok konserin değişmezi olur. Konserler sürereken besteci kimliğini unutmaz ve yıllardır hayalini kurduğu solo albümünün çalışmalarına da ağırlık verir. Edgar Allan Poe’nun “Annabel Lee” şiiri’ni kendi bestesiyle vücuda getirme hayalinin yanı sıra, dünayay barış ve huzur getireceğine inandığı “Marduk”u davet ettiği şarkılardan oluşan bir mini albümün hazırlıkları halen devam etmektedir. Bir başka proje ise 1994’te piyasaya çıkan derleme albüm gibi “Hardal”ın en iyilerinden papılacak bir seçkinin plak formatında yayınlanmasıdır. Telif hakları nedeniyle şimdilik “askıda” olan bu projenin hayat bulması dileğiyle; “bir gün mavi bir gün yeşil” olan dünyamızda, “nasıl ve ne zaman geçtiği” bilinmeyen bir zaman diliminde “babaların küçük çocuklarına söyleyeceği” Hardal hikayelerinin çoğalması en büyük temennim.

Sinan DOYAN
(TRİP Dergisi’nin Kasım 2018 sayısında yayınlanan yazısı...)







Edit:
Cahit Kukul gibi (aktif olmasa da) müzikten kopmayan Şükrü Yüksel, genç yaşına rağmen geçmiş dönem ülke rock müziğine ve plak dünyasına oldukca hakim olan ve son derece sıkı bir Hardal fanı olan Emrah Tirsi’yle dirsek temasında bulunarak bir başka “beklenen” projenin temelni atarlar. Artık bulunması pek zor olan, bulunduğunda da fahiş fiyatlarda işlem gören ilk albüm “Nasıl? Ne Zaman?”ın tıpkı basım olarak plak formatında yeniden piyasaya verilmesidir bu proje. 18 Şubat 2020’de tüm müzik marketlere dağıtımı ilan edilen çalışmanın tanıtım yazısı bu sürece çok güzel ışık tutuyor: 
“1970'lerin sonunda ve '80'lerin başında, çorak bir müzikal ve kültürel iklimde rock duygusunu ayakta tutan ve Türkçe sözlerle yazılan rock'ta çığır açan Hardal'ın bugün artık efsaneleşen ilk albümü yeniden plak olarak basıldı. Plak formunun dönüşüme uğradığı, müzik endüstrisinin zayıfladığı, bir zamanlar Türkiye'de ana akım haline rock janrının silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde ortaya çıkan Hardal'ın bu plağı on yıllar boyunca en değerli sahafiye malzemelerinden olmuştu.
1960'ların garage / underground denemelerinden '90'ların rock rönesansına uzanan yolda bir köşetaşı olan Hardal, albümlerini dönemin zor ve kısıtlı stüdyo şartlarında doldurmayı ve bastırmayı başarmıştı. Nadir bulunan plakların başında gelen Nasıl? Ne Zaman? (1978), aradan 41 yıl geçtikten sonra yeniden basılırken bugüne kadar mevcut olan kayıtlar basitçe plağa aktarılmadı. Albümün mastering'i orijinal makara bantlardan yapıldı ve ilk defa grup üyelerinin onayı alınarak lacquer cut tekniğiyle üretilen plaklara kaydedildi.
Albümün mastering işlemleri, Shellac, Volcano Suns, Mission of Burma gibi gruplardaki basçılığıyla tanınan, yıllar içinde kayıt teknolojileri alanında ustalaşan ve Sebadoh'dan Nirvana'ya Amerikan indie / hardcore dünyasında pek çok isimle çalışan Bob Weston tarafından 2007'de açtığı Chicago Mastering Service stüdyolarında yapıldı. Nasıl? Ne Zaman?, 41 yılın ardından ilk defa hak ettiği titizlikle ve grup üyelerinin onayıyla müzikseverlerin ilgisine sunuluyor.
Orijinal görselliğe sadık kalınarak çift kapak halinde tasarlanan plak kapaklarında grubun kurucu üyesi, şarkı yazarı, gitaristi ve vokalisti Şükrü Yüksel'in yeni çizimleri de yer alıyor.”

Yakında albümün lansman ve imza günü ve yeri konusunda da bir açıklama yapılması bekleniyor. 1.000 adet dinleyiciye ulaşacak bu çalışmanın, zaten hareketli olan plak piyasasına bir ivme kazandıracağı da aşikar. Bekleyip görelim.

Hardal'ın başyapıtı 41 yıl sonra yeniden!



1970'lerin sonunda ve '80'lerin başında, çorak bir müzikal ve kültürel iklimde rock duygusunu ayakta tutan ve Türkçe sözlerle yazılan rock'ta çığır açan Hardal'ın bugün artık efsaneleşen ilk albümü yeniden plak olarak basıldı. Plak formunun dönüşüme uğradığı, müzik endüstrisinin zayıfladığı, bir zamanlar Türkiye'de ana akım haline rock janrının silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde ortaya çıkan Hardal'ın bu plağı on yıllar boyunca en değerli sahafiye malzemelerinden olmuştu.
1960'ların garage / underground denemelerinden '90'ların rock rönesansına uzanan yolda bir köşetaşı olan Hardal, albümlerini dönemin zor ve kısıtlı stüdyo şartlarında doldurmayı ve bastırmayı başarmıştı. Nadir bulunan plakların başında gelen Nasıl? Ne Zaman? (1978), aradan 41 yıl geçtikten sonra yeniden basılırken bugüne kadar mevcut olan kayıtlar basitçe plağa aktarılmadı. Albümün mastering'i orijinal makara bantlardan yapıldı ve ilk defa grup üyelerinin onayı alınarak lacquer cut tekniğiyle üretilen plaklara kaydedildi.
Albümün mastering işlemleri, Shellac, Volcano Suns, Mission of Burma gibi gruplardaki basçılığıyla tanınan, yıllar içinde kayıt teknolojileri alanında ustalaşan ve Sebadoh'dan Nirvana'ya Amerikan indie / hardcore dünyasında pek çok isimle çalışan Bob Weston tarafından 2007'de açtığı Chicago Mastering Service stüdyolarında yapıldı. Nasıl? Ne Zaman?, 41 yılın ardından ilk defa hak ettiği titizlikle ve grup üyelerinin onayıyla müzikseverlerin ilgisine sunuluyor.
Orijinal görselliğe sadık kalınarak çift kapak halinde tasarlanan plak kapaklarında grubun kurucu üyesi, şarkı yazarı, gitaristi ve vokalisti Şükrü Yüksel'in yeni çizimleri de yer alıyor.

* Yayıncı firma Kod Müzik'in basın bülteninden

1 Ağustos 2019 Perşembe

21 yıl öncesinden iki çizim.


Yazın sıcakları artınca insan, ister istemez tatil yapar. Ben de son günlerde yazılarıma ve paylaşımlarıma biraz fasılalar vermeye başladım. Evet bu aralar biraz ara vereceğim ama yaz tatili için değil, tam tersine daha da yoğun bir çalışma işine gireceğim için. Sonbahar'da açmayı planladığım sergi için hazırlanmak için kısa bir ara vereceğim. Aslında buna ara demek de istemiyorum. Yoğunluğu biraz azaltacağım ve sizlerle aralıklı olarak eski çizimleri de paylaşacağım. 

İşte onlardan biri olan iki eski çizim. 
1998 yılında Cahit Kukul'un kurduğu Meteorlar'ın bir kaseti çıkmıştı ve ben yazının başındaki bu çizimi yapmıştım. Gene aynı yıllarda Cahit Kukul'un gitaristliğini üstlendiği grubu Hardal'ı da böyle çizgiye dökmüştüm. 
Geçmiş zaman olur ki hesabı. 

Aptulika


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...