Alan Parsons etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alan Parsons etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2022 Pazar

Alan Parsons'un solo albümü: "From The New World"



 Alan Parsons ile ilk tanışmamın Pink Floyd albümlerinden "Atom Heart Mother" ile olduğunu daha önceki yazımda yazmıştım. O tabiki sadece bu albümle değil, "The Dark Side of The Moon" da olmak üzere bir dizi Pink Floyd albümünün kumanda masasında başarılı bir ses mühendisiydi. İngiliz sanatçı sadece ses mühendisi değil aynı zamanda iyi bir besteci, klavyeci, gitarist ve vokalisti de. Onu Pink Floyd'un kumanda masasındaki ses mühendisliği maharetinden sonra Alan Parsons Project  olarak grubuyla yaptığı albümlerle de dinleyecektik. 15 Temmuz 2022'de çıkan yeni albümü "From the New World"de ise onu Project'siz olarak görüyoruz. Bu onun bir solo albümü ve 46 yıllık diskografisinde alışık olmadığımız az sayıdaki solo albümünden altıncısı. Açık söylemek gerekirse ister grup olarak isterse solo benim için pek fark etmedi desem de solo olmasında bol konuk yer almasının ayrıcalığı da bir başka oluyor hani. 

Her şeye rağmen solo albümün project çalışmalarının aksine daha samimi olduğunu söyleyebilirim. Bugüne kadar en çok dinlediğim Alan Parsons albümü bu oldu diyebilirim. Öyle ki çıkış tarihi 15 Temmuz olan bu albümü neredeyse her gün dinliyorum. 11 parçanın yer aldığı 45 dakikalık bu albüm gene birbirine bağlı tematik bir çalışma. Albümün ismi de klasik müzik bestecisi Antonin Dvorak'ın 9. nolu senfonisi "Yeni Dünya Senfonisi'ne gönderme yapıyor. Bu eserin albümün ismi olması da pandemi döneminin ardından karşılaştığımız yeni dünyayı da simgeliyor. Albümün sonuna yerleşen "Going Home" Dvorak'ın "Yeni Dünya Senfonisi'nden izlere yer veriyor. Ancak albümü ağır bir klasik müzik etkisinde tasavvur etmeyin, progresif yaklaşımı bile hazmedilmesi zor değil, kolay sindirilebilir ve rahat dinlenebilir. 

Albümün açılışında yer alan "Fare Thee Well", 1977 yılında yaptığı "I Robot'a benzer bir şekilde çınlayan gitarlarla başlıyor. Bu buluşmada itiraf etmeliyim ki hep aklıma David Gilmour solo albümü dinliyormuşum gibi geldi. Kim zamanda "Obstacles" de olduğu gibi 70'lerin Renaissance izlerini buldum. Ancak bütün bunlara rağmen Alan Parsons imzası her daim kendini belli ediyordu. Albümün Alan Parsons Project albümlerinden farkı biraz bol konuklu olması sebebinden de kaynaklanıyordu. Zira her parçada vokale odaklanıyoruz. Özellikle albüme konuk olan isimlerden biri senfonik rock gruplarından Styx'in vokali Tommy Shaw olmasıydı. Shaw'ın yer aldığı "Uroboros" ilk dinleyişte aradan fena halde sıyrılıyor. Zaten bu albüm öncesi çıkan ilk single ve çekilen klip de bu parça üzerine olmuş. 

"Give 'Em My Love" ve "I Won't Be Led Astray" parçaların konuk listesinde Joe Bonamassa'yı görmekteyiz. 3.22  dakikalık parçanın 2.20'inci dakikasında gitarıyla giren Joe Bonamassa harika bir etki yaratıyor. Diğer konuk olduğu parçada Bonamassa'yı daha yumuşak tondaki dokunuşlarla ama bir o kadar dramatik etkide buluyoruz.  Bu parçada konuk olanlardan biri de 1970'lerin bugün pek bilinmeyen ama gerçekten iyi bir progressif iz bırakan grubu Ambrosia'nın elemanı David Pack. Vokaliyle parçaya verdiği katkı muhteşem olmuş.  

Tek tek yer aldıkları parçalarda anlatmak yerine albümde yer alanların isimlerini yazayım ki konuk kadrosunu güzelliğine varın:

  Vokaller - Alan Parsons, Tommy Shaw, David Pack, James Durbin, PJ Olsson, Todd Cooper, Dan Tracey, Mark Mikel, Tabitha Fair


Geri Vokaller - Alan Parsons, Tommy Shaw, Tabitha Fair, PJ Olsson, Todd Cooper, Dan Tracey, Doug Powell, Mark Mikel, Chris Shutters, Scott Hunt 


Gitarlar - Alan Parsons, Jeff Kollman , Dan Tracey, Doug Powell, Jeff Marshall, James Durbin, Tim Pierce


Bas - Guy Erez

 

Klavyeler - Tom Brooks , Doug Powell, Matt McCarrin, Kim Bullard


Saksafon - Todd Cooper


“I Won't Be Led Astray” parçasında viyolonsel - Mika Larson


 "From the New World" albümünün Alan Parsons Project çalışması değil de bir Alan Parsons solo albümü olması bir başka güzel olmuş. Müzisyen, besteci ve grup lideri olmasının yanısıra Alan Parsons'un parçaya hayat verecek isimleri toplayan prodüksiyon dehasına da şahit olmamızı sağlamış. 

Son olarak "From the New World" öylesi büyük progresif fikirler taşımıyor (muş) gibi görülebilir ama dinleme keyfine diyecek yok. Özellikle benim açımdan bir diğer önemi de 1970'leri hatırlatıyor olması. 

Aptulika



13 Ağustos 2022 Cumartesi

Çizgili Alan Parsons

 

Çizim: Aptulika


Alan Parsons, İngiliz ses mühendisi olarak onu Pink Floyd'un efsanevi albümlerinin mutfağında gördük. Daha sonrasında da Alan Parsons Project olarak yaptığı albümlerle tanıdık. Bugünlerde de "From The New World" isimli yeni solo albümüyle dinlemeye devam ediyoruz. 

Çizim: Aptulika


Alan'ın Kahvaltısı

 


1976 yılında dinlediğim bir Pink Floyd albümünde belki de ilk kez olayın mutfağına yani kumansa masasına girecektim. Böylece Alan Parsons ile tanışacaktım ama bu yanlış bir tanışmaydı. Aşağıda o öyküyü okuyacaksınız. 


Benim için en ayrıcalıklı Pink Floyd albümü olarak "Atom Heart Mother" başta gelir. Albümdeki aynı isimli 25 dakikalık parça vazgeçemediğim bir tutku halindedir. Grubun diskografisi içinde kimsenin aklına bu albüm gelmez - bu da anlaşılır ki grubun daha öne çıkacak başyapıtları vardır - ama benim için büyüleyici bir albüm olma özelliğini ilk günden bugüne dek azalmadan koruyagelmiştir. 

1970 tarihli Pink Floyd albümü"Atom Heart Mother"

 Albümle aynı adı taşıyan ve uzunçaların bir yüzünü kaplayan parça akıl almaz orkestrasyonu ve değişen müzikal yapısıyla elbet öne çıkar ama albümün diğer yüzü de dahil tüm parçalarıyla bir bütünü oluşturan sevgi yumağıdır benim için. "Atom Heart Mother" albümünün sonuna rast gelen ve 4 bölümden oluşan 13 dakikalık yapıt ise hem bir başka müzik insanıyla tanışmamı sağlamıştır hem de müzik dinleyicisi olarak ufkumu açmıştır. Nasıl mı ? Durun hele bir dinleyin.

Bu albümü dinlediğim ilk zamanlarda 15 yaşında falandım ve o dönemin alışkanlığı olarak dikkatimiz hep gruba yönelikti... hatta bu ülkemizin geneline bakıldığı zaman bütün dikkat vokali yapana odaklanırdı. Rock dinliyor olmamız (ya da tanışmamız diyelim) bizim ilgimizi gruba yöneltmeye başlamıştı. İşte bu sıralarda "Atom Heart Mother"ın sonunda yer alan "Alan's Psychedelic Breakfast" parçasındaki efektler beni fena halde etkisi altına almıştı. Öyle ki evdeki Grundig marka makaralı teyple tabak çanak , bardağa su doldurma seslerini kaydederek bu işi taklit etmeye bile başlamıştım. Bu keşifin ardından bir başka keşif daha gelecek ve bu parçanın Alan isimli bir adamın kahvaltısı olduğunu anlayacaktım. 


Sonraları bu plağın orijinal İngiliz baskısında yazan isimler arasında Alan ismini görecektim. O günlerde Türkiye'de çıkan plaklarda grubun elemanları bile yazmazken yabancı plaklarda bir tomar ismin yazılmasına bir anlam veremezdim ve işte bu orijinal plakta o kahvaltının sahibi Alan'ı bulmam bunun bir anlamı olduğunu anlamama neden olacaktı. Alan Parson isminin yanında engineer yazıyordu ve bu efektlerin ona ait olduğunu anlayacaktım. İşte Alan Parsons ile tanışmam böyle olacaktı ve daha sonarsında da Alan Parsons Project albümleriyle onu görecektik. 

Alan Parsons ile tanışmam Pink Floyd'un "Atom Heart Mother" albümünün finalinde yer alan "Alan's Psychedelic Breakfast" parçasıyla olacaktı ama bu da yanlış bir tanışmaydı ve bunu yıllar sonra anlayacaktım. Oradaki Saykodelik Kahvaltı'nın "Alan"ı Alan Parsons değil, Alan Styles imiş. Nasıl mı? Bunun için de Wikipedia'ya kulak verelim: "Son parça, " Alan's Psychedelic Breakfast ", her biri kendi tanımlayıcı başlığına sahip üç bölüme ayrılmıştır ve bunlara, o zamanlar yol arkadaşı Alan Styles'ın kahvaltı hazırlama, tartışma ve yemek yeme diyalogları ve ses efektleri eşlik eder.  Parça için fikir, Waters'ın, Mason'un mutfağında  kaydettiği ses efektlerini ve diyalogları EMI'de kaydedilmiş müzik parçalarıyla birleştiren, damlayan bir musluğun ritmiyle deneyler yapmasıyla ortaya çıktı."


İşte böyle bir yanlış anlamayla kahvaltının sahibinin Alan Parsons sanarak yanılgıyı yıllarca taşıyacaktım ama bir plağın ardındaki kumanda masasında çalışanlarla tanışmam da böyle olacaktı. Alan Styles ile Alan Parsons'u karıştırmıştım karıştırmasına ama o Pink Floyd albümlerinin kumanda masasında yer alan ses mühendisi Alan Parsons'un önemini anlamakla kalmayacak daha sonra çıkan Alan Parsons Project albümleriyle de yeni güzelliklere yelken açacaktım. 

Bu ay çıkan Alan Parsons albümünü dinlerken yıllar önceki bu ilk tanışmam aklıma geliverdi yazdım. Alan Parsons'un "From The New World" albümünü şimdi dinlemekteyim, benim hoşuma gitti bakalım bir ara  bir kaç satır da onun için yazarım. 

*

Bu arada Alan Styles'ın bir resmini de aşağıda sizlere sunayım. 

Adamımız Alan Styles yani o kahvaltının sahibi bu fotografta en soldaki. Alan Styles, uzun yıllar Pink Floyd'un ana roadie'lerinden biriymiş.  Ortada bulunan kişi ise Peter Watts, o da Alan gibi grubun konser turnelerinde görev  yapanlardan biri. “Speak to Me” ve “Brain Damage”parçalarında duyulan, çılgın kahkahalar ona aitmiş.  Resmin en sağında kalan isim ise elbetteki Roger Waters ve takvimler 1970 yılını gösteriyor. 

Pink Floyd bir efsane ve bu da kolay olan bir şey değil. Gruba değen herkes müziğinin içinde bir parça oluyor. 

Aptulika




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...