12 Ocak 2022 Çarşamba

2022'nin ilk caz tınısı


Håkan Broström, "My Cat Siri" albümünü geçtiğimiz Aralık ayında piyasaya çıkartmış. Albümü harika denilebilecek bir dörtlü ile oluşturmuş; elemanların tek tek müzikal ustalıklarının ötesinde dörtlü kombinasyonlarındaki birliktelik dinleme zevkini yüceltiyor.



Spotify, deezer falan derken bu yeni müzik dinleme alışkanlıklarında bir karmaşanın içinde kimi zaman dikkatimi çeken şeyleri bulduğumda, üzerine bir anda atılıyor ve adeta pamuklara sarıp koruyasım geliyor. Bu cuma yeni çıkan çalışmalara bakarken bir anda Hakan ismini görünce ilk önce bizden bir caz müzisyeni sandım. Oysa ki Håkan Broström, İsveçli bir caz saksafoncusuymuş. 

Caz kategorisinde yeni çıkan albümler denilince hemen sevinmemek gerekiyor (en azından benim için). Zira dinlediğinizde bir anda sound elektronik alt yapılı tekno bir şeyler de olabiliyor. Bu tabi benim beğenime göre yoksa o şekilde de caz adına güzel şeyler yapılabiliyor. Bu kuşkularla albümü dinlemeye başladım ve başından sonuna dinlemekten ayrılamadım. 


Håkan Broström müziğe ilk olarak piyano ile başlamış. 15 yaşında da tenor saksafon çalmaya başlamış. Piyanodan saksafona geçiş sanatçının yerel bir blues grubuna katılmak isteğinden kaynaklanmış. Bu blues grubunda yer almak için bir tenor saksafon alıyor ve o günden bu güne kadar bu enstrümanla müzik yapmayı sürdürmüş. İlk dönemlerde alto ve sopranoyu ana enstrümanları haline getiren Broström,  Big Bands'lerde de  flüt çalıyor.

 Malmö'deki Müzik Koleji'nde öğrenci olan  Håkan Broström'un öğretmenlerinden biri alto saksofoncu, besteci ve Tolvan Big Band'ın lideri Helge Albin'di. Bu sırada Håkan, tenor saksofoncu Tomas Franck'in de yer aldığı beşli Equinox'u kurdu. 1984'te Stockholm'e yerleştikten sonra, Håkan kısa sürede sahnedeki en önde gelen saksofonculardan biri olarak kendini kanıtladı, kendi kombolarını ön plana çıkardı ve tromboncu Eje Thelin, trompetçi Gustavo Bergalli, gitarist Ulf Wakenius ve diğerlerinden oluşan gruplarla çaldı.

Ayrıca İsveç Radyo Caz Grubu, Stockholm Caz Orkestrası, Tolvan Big Band, Mikael Råberg Big Band ve diğer büyük grupların bir üyesiydi ve şarkıcı Peps Persson ile blues ve reggae müziği çaldı.

Håkan uzun yıllar boyunca Esbjörn Svensson, Bobo Stenson, Palle Danielsson, Jacob Carlzon gibi müzisyenlerin yer aldığı kendi grubu "In and Out"u yönetti.

1993 yılında Norrbotten Big Band'in saflarına katılan Håkan, alto ve soprano saksafon bölümünün liderliğinin yanı sıra, çok özellikli bir solisttir ve aranjman ve beste çalışmalarına da katkıda bulunmaktadır.


 Håkan Broström, İsveç'in cazdaki en önemli isimlerinden biridir. Norbotten Big Band, İsveç Radyo Caz Orkestrası ve Sixtus grubu aracılığıyla Herbie Hancock, McCoy Tyner, Dave Liebman, Kenny Wheeler, Chris Potter, Joe Lovano, Philip Catherine, Toots Thielemans ve Putte Wickman .Håkan Broström, diğerleri arasında Tim Hagans, Bobo Stenson, Adam Nussbaum, Palle Danielsson, Esbjörn Svensson, Ulf Wakenius ve Jeff "Tain" Watts ile turneye çıktı. 2008'den beri sanatçı, Amerikalı piyanist Joey Calderazzo'nun yer aldığı bir dörtlüye liderlik ediyor.

Håkan Broström, "My Cat Siri" albümünü geçtiğimiz Aralık ayında piyasaya çıkartmış. Albümü harika denilebilecek bir dörtlü ile oluşturmuş; elemanların tek tek müzikal ustalıklarının ötesinde dörtlü kombinasyonlarındaki birliktelik dinleme zevkini yüceltiyor. Håkan Broström lider olarak saksafon ile yer aldığı albümde müzikal tansiyonu tutan piyanist Britta Virves yer alırken, davulda Karl - Henrik Ousback özellikle zilleri kullanımındaki zerafet ile yakalana tınıya imzasını atıyor. Ekipte Håkan Broström'un yanısıra solo imkanını en çok bulan kişi kontrbasçı Jon Henriksson oluyor. Kendi beğenimde caz için olmazsa olmazı bas tınısıdır, bu nedenle de Henriksson soloları keyiflenmeme neden olduğunu belirtmeliyim. 

Håkan Broström'un "My Cat Siri" albümü bu yılın gelen ilk caz tınısı oldu ve sanırım yılın sonuna kadar da etkisini sürdürecek gibi. 

Aptulika

* Biyografik bilgiler https://hakanbrostrom.com/ den.




11 Ocak 2022 Salı

Budgie'nin bas gitaristi ve solisti John Burke Shelley, 71 yaşında hayatını kaybetti.



 Uzun bir zamandır burada ölüm haberleri yazmamıştım. Üç - dört aydır yazı yazmamam bunda etken olduğu gibi yanısıra yazılarımı  yeni haberleri takip etmeden yazmam nedeniyle böyle bir durum oluşmuştu. Bu gece söyle bir yeni haber var mıdır diye müzik sitelerine bakmamla bir anda iki sevdiğim grubun iki özel elemanın öldüğünü öğrenecektim. Bunlardan ilki Cinderella'nın ilk albümünde yer alan gitarist Barry Benedetta idi. Bu güzelim gitaristi 62 yaşındayken COVID - 19 nedeniyle 6 Ocak tarihinde yitirmişiz. 

Bu haberin ardından bir anda vakti zamanının güzelim grubu Budgie'nın muhteşem sesi ve basgitaristi Burke Shelley'in resmini görüp heyecanlanacaktım ki... ne gam... bu da bir ölüm haberiydi. 

"Budgie'nin bas gitaristi ve solisti John Burke Shelley, 71 yaşında hayatını kaybetti."



 10 Ocak (2022) pazartesi gecesi doğduğu yer olan Cardiff'teki Heath Hastanesi'nde hayata veda etmişti. 

Şimdi haliyle bu satırları okuyan bir çok kişi, 

" Bu Budgie grubu ne?"... "Burke Shelley de kim?" 

diyecek haliyle... 

Yukardaki sorular hiç yabana atılacak gibi değil hani. Aslına bakılırsa  Budgie ve müzik tarzlarıyla yaptıkları öncülük seksenlerdeki heavy metal'in doğmasına vesile olacaktı ama onlar unutulup gidecekti. 1970'lerin sonunda Britanya adasında çıkan HWOBHM ( Yani açılımıyla: New Wave of British Heavy Metal) grupları muhteşem konserlerle adayı sarssalar da plak şirketleriyle araları pek barışmamış olsa gerek, köprü oldular ama unutulup gittiler. Ama onlar dinlemiş olanların hatıralarından hiç ama hiç çıkmadılar (Benim de 1980'lerde tesadüfen elime geçen kapaksız ilk albümleri hala saklanır ve dinlemekten hiç vazgeçememişimdir.). 

Budgie grubunu hiç bir zaman unutamayanlardan biri de Lars Ulrich idi. Grubu Metallica ile şöhret basamaklarına emin adımlarla yürürken yaptıkları 1987 tarihli Garage Days Re-Revisited'de  iki Budgie şarkısını coverladı:  "Crash Course in Brain Surgery"  ve "Breadfan".  Böylece bu muhteşem grup tekrar tanınıverecekti. 

Galli grup Budgie'nin bütün zamanlarında değişmeyen tek eleman olan Burke Shelley, özgün ve temiz sesiyle ayrıcalıklı bir yere sahipti.  Bunun yanısıra basgitardaki becerisi de buna eklenince ilerde çıkacak olan gruplara da emsal olacaktı... işte bunların en başında da Rush grubunun vokalisti ve basçısı Geddy Lee gelmektedir. 

2010 yılında Shelley'ye altı santimetrelik aort anevrizması teşhisi konmuştu. Vücuda kan sağlayan
ana arterin tehlikeli ve yaşamı tehdit edecek şekilde şişmesinden kaynaklanan bu rahatsızlık sonucu müzisyen ameliyat olmuştu. O zaman başarıyla geçen bu ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Shelley, 2020 yılında yeniden aynı sorunla karşılaşacaktı.   

 Shelley , 10 Ocak 2022'de 71 yaşında Heath Hastanesi'nde uykusunda öldü.  

  





10 Ocak 2022 Pazartesi

Bir İstanbul Şarkısı

Bir İstanbul Şarkısı  

(Emanuale Bultrini & Fonderia)



Bu sabah uyandığımda

( Daraaa ra raaam )

başımda son günlerin tarifsiz ağılığı

yeni günün bir o kadar meşgul eden bulanıklığı

camı açtım ve yağmurun ıslattığı çatıların üzerinden

yarı kasvetli istanbul’a  ,

çayımdan bir yudum, ucuz sigaramdan bir duman çekerek

uzun uzuuun , boooş boş baktım  , baktım …

Çok işim var, ne b.k yiyecem deyip ,

kös kös döndüm masama …

( Daraaa ra raaam )

(Ra ram ra ram ra ram …..

….

Bu sabah da  , kasvetli  bir blues şarkısı tadında başlayan günmüş  diyerek , dolanırken salonda ,  dur hele neler var şu dostlar meclisi sosyal aleminde diye bir şey dürttü beni   .  Tesadüf odur ki karşıma Cenk Akyol’un hazırlamış olduğu, çok özel bir konsepti olan radyo programı ( şimdilerde podcast olarak devam ediyor )  Kooperatif’in   25 ekim 2021  tarihli  tanıtımı çıktı karşıma  .  Facebook’un bu kafası karışık yapay zekasının böyle alakasız tarihli paylaşımları gözümüze soktuğu şeylerden dolayı platforma olan ilgimin az olmasına rağmen ,demek ki bu sabah günümü  güzel kılmaya karar vermiş olsa gerek . Bir nevi sosyal medya kahve falı tadında … “Al ulan sana günün süprizi !”   der gibi …

O sürprizde,  Cenk’in  tanıtımında  26 Ekim 2021 tarihli programı hazırlayıp sunacağını duyurduğu dostu ,   İtalyan müzisyen Emanuale Bultrini ‘nin  progresif rock orijinli ama   müzik yelpazesi funk, pop ,caz gibi birçok esintiyi içinde barındıran  Fonderia isimli    grubundan geldi . İlk kez dinleyecektim ,doğal olarak arama motorunda  karşıma ilk gelen albümü  ( Fonderia - My Grandmother's Space Suit ) açıp “play>>” tuşuna bastım … Sonra birden  (||pause||) , durdurup  “ İstanbul “ isimli ikinci parça gözüme ilişti , dur hele  bu da ne ola ki  deyip  “ play>> ”e dokundum  ,  yaslandım arkama  ve kendimi şöyle bir yolculukta buldum …


“play >>”  ….   Beynim ve kulaklarımda duyumsadığım ses ve algılarda ki   ilk hissim ,  bu parça  da sanırım  şu klasik “arabasque” motiflerle bezenmiş malum parçalardan biri mi derken , o anda hava döndü  . Birden kendimi  Dolapdere’ de ki bir roman sokak düğünü içinde buldum sanki  . Coşkulu , renkli  ve bir o kadar çılgınca. Oradan usulca nehrin üstündeki bir kayan bir  sal misali aktım  Nevizade’ye .  Bol gürültülü sokakta  uzaktan gelen sokak müzisyenlerinin  yaptığı müziği duyuyordum şimdi , başımı yukarı kaldırıp özlediğim bu havayı  derin derin soludum … Oradan Tünel’e doğru adımladım   İstiklal Caddesini , Yüksek Kaldırım’dan salınarak  Karaköy vapur iskelesindeydim şimdi ve  oradan  Haydarpaşa’ya geçerken vapurda … Koşarak yakaladım treni son anda . O  hep çok soğuk görünümlü banliyö vagonu bile sıcak geliyordu şimdi .  Sarsıla , takıla ilerliyorduk , kulaklarımda ve beynimde  trenin raylar üzerinde ki ahenkli ritmi ve temposunu  hissede hissede , duya  duya ,  hızla yol alıyorduk   bu defa Pendik’e .   Şimdi de yolum  Sapanbağlarında bir Boşnak meyhanesine düştü . Ortam  bir o kadar şahane , çoşku zirvedeydi , bir  Balkan düğünü-eğlencesindeymiş  tadında rakılar içtik ve raks eyledik . Nihayetinde gün geceye düşmüştü artık , TEM otoyolunda hızla ilerliyordum ağır kafa ,son sürat bir spor arabayla.  Sanki bir aksiyon filminde peşime düşen  polisten kaçar gibi ,  ardımda çıldırtıcı siren sesleri …

Derken 6 dakika 45 saniye geçmişti ki UYANDIM .”

…. hissettim ki özlemişim yarı tutsak yaşadığım bu şehri .





Ve olaylardan kısa bir süre sonra ….

Ek – Edit :

Sonra albümü dinledim ve  albümün tamamı bana şahane bir film müziği tadında geldi . Hatta sadece bu albüm müziklerinden kısa bir film bile  çekilir diye düşündüm . Mesela şöyle …

“ İstanbul’da Bir Kaçış “

İlk notalarla başlar ki ;  kahramanımız , Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin parmaklıklarından atlayıp kendini şehrin sokaklarında , yaklaşık sekiz saat boyunca yaşanan , her parçada değişen,  kah çoşku , kah hüzün ,  kah kaos ve aksiyon dolu bir kaçış ve kovalamacanın içinde bulduğu  ;   ama   sonunda,  kolunda yine ağır uyuşturucu  ilaçların damarlarına zerk edildiği  serum şişesine bağlı yatağında yarı baygın gözlerini açtıp,  hastane odasında yatarken sonlanır  .

Yani “ Kaçış Yok! “

…. ve sahnede yazılar akmaya başlarken albüm de sona erer .


Albüm :    Fonderia - My Grandmother's Space Suit (2010)

Teşekkürler  Emanuele Bultrini & Fonderia

Teşekkürler Cenk Akyol

Müziğin ruhu hep yanınızda olsun

Yaşasın Rock ‘n Roll Coşkusu



Geronimo Yalnızkartal

08Ocak 2022 – İstanbul







2 Ocak 2022 Pazar

2022'ye yeni bir radyo programı ile başlıyoruz: AKSİ İHTİYAR



Geçen yıl internet  üzerinden  www.radiocorax.com adresinden yayınlanan Kooperatif'e konuk olarak bir radyo programı hazırlamıştım. Şimdilerde yeni yılı ikinci programla açıyorum. Bu arada radyo programının da bir ismi olacak:AKSİ İHTİYAR

Neden Aksi İhtiyar derseniz, ufaktan açıklayayım... Buyrun dinleyin bakalım:

Sinema dünyasının iki önemli oyuncusu Jack Lemmon ve Walter Matthau'nun çevirdiği ikili filmler vardır. O filmlerde Jack Lemmon pimpirikli yapısıyla naif bir karekter sunarken Walter Matthau onun tam tersine bir karekteri sunardı ve onun ismi "Aksi İhtiyar"dı. 

İşte bu radyo programının ismi buradan ortaya çıktı. Tabi bu ismi bulmak için oturup düşünmedik. Bu isim tamamen ilk yayını hazırlarken ortaya çıktı. Radio Corax'ta yayınlanan Kooperatif programını mucidi müzik yazarı ve radyo programcısı dostum Cenk Akyol. Bu programda benim de bir program yapmamı istedi. İşte ondan sonra olan oldu. O bana devamlı,"Abi şu programı yap yahu" diye ısrar ederken ben devamlı ters gidiyordum. Bu süreçte o Jack Lemmon'un karekterine döndü ben de Walter Matthau'nun karekterine döndüm. İşte bu süreçte Cenk bana, "Yeter be Aksi İhtiyar yap şu programı" dedi.İşte böylece ikinci programda da programın ismini bulduk, benim de içime sindi hani.

Sözün özü Aksi İhtiyar radyo programı bu Salı günü sizlerle birlikte olacak. Şimdi sözü Cenk'e (Akyola) bırakıyorum. Oldukça. afilli bir tanıtım yazısı yazmış, şimdi onu sizinle paylaşayım... İlk önce İngilizcesiyle ve ardından da Türkçesiyle:

 KooperatifKooperatif opens the new year with grumpy old Aptülkadir Elçioğlu. He takes us to time travel with his  idiocratic style. This show brings us lot of British bands from 70's and some exceptions to these, Eloy from Germany, Pavlov's Dog and Steppenwolf from U.S.A.


And he is waiting your comments and requests to bluesperisan@gmail.com 

Here is the show, Keep on rockin' 

https://archive.org/details/aptul-2


Yeni yıla "Aksi İhtiyar" ile giriyoruz. Aptülkadir Elçioğlu Kendine öz üslubu ile bizleri yine zaman yolculuğuna çıkarıyor. İngiltere ağırlıklı programın ayrık otları Almanya'dan Eloy, A.B.D'den Pavlov's Dog ve Steppenwolf.


Aptül programa yorumlarınızı ve isteklerinizi bluesperisan@gmail.com adresine bekliyor. 

 canlı dinlemek için

30 Aralık 2021 Perşembe

Bu Yılın Olayı: Orhan Kahyaoğlu'nun Müzik Yazarlığıyla Buluşmaktı.



Cazkolik, caz dergiciliğini internet ortamına taşıyan ve bu alanda da yayını uzun yıllara yaymış olan bir site. Uzun bir zaman süresince devamlı takip ettiğim Cazkolik her yıl sonunda da "Yılın En İyileri"ni belirliyor. Bu sonuçları da ülkemizdeki müzik yazarları ve radyo programcılarının seçimleriyle belirliyor. Bu konuda her yıl benden de seçim isterler. Ben de her yıl kategorilere ayırarak sıralama şeklinde en iyi bulduklarımı yazardım. Bu sene sadece bir örneğe yer verdim ve şu sözcüklerle kaleme döktüm. İlk önce orada yazdıklarımı sizlere aktarayım:

"Her yılın sonunda Cazkolik için yılın en iyilerini belirlemeyi çok ciddiye alıyorum ve açıkçası çok da önemsiyorum. Ancak bu yıl için rock, caz ve blues üzerine seçtiğim albümler olmayacak. Bu yılın en iyisi için tek bir isme yer vereceğim ama bu ne albüm olacak ne de bir müzisyen; bu konuda tek seçimim bir kitap ve müzik yazarı olacak.  Bana göre 2021 yılının en iyi çalışması usta müzik yazarı Orhan Kahyaoğlu’nun bu yıl yaz başında piyasaya çıkan "Duru Derin Çıplak" adlı kitabıdır. Tunuslu caz müzisyeni, udi Anouar Brahem üzerine kaleme alınmış bu kitap hasretini çektiğim müzik yazarlığının keyfi ile beni tekrar buluşturduğu gibi Anauar Brahem’in müziğine de adım atmamı sağladı.

-  Orhan Kahyaoğlu (Kitap) "Duru Derin Çıplak, Anouar Brahem Müziği" (Yort Kitap)"

Cazkolik'in "Yılın En İyileri" anketinde tek bir isme yer verirken bir müzisyene değil, bir kitaba ve onun ışığında bir müzik yazarına yer verdim. Bu yılın en muhteşem yanı Orhan Kahyaoğlu'nun müzik yazarlığı ile tekrar karşılaşmamdı. İlerki yazılarda Orhan Kahyaoğlu ve kitabı hakkında daha geniş yazılara  yer vereceğim ama, öncelikle belirteyim ki, bu yılın olayı bana göre Orhan Kahyaoğlu ve onun özlenesi müzik yazarlığı ile tekrar buluşmaam oldu.  

Aptulika


Cazkolik'in yılın en iyilerini belirlediği ankete 16 müzik yazarı katıldı ve bu seçimleri aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz: 

Cazkolik Best of 2021 Yayında: Caz yazarları, radyo programcıları ve eleştirmenler yılın en iyi albümlerini seçti


https://cazkolik.com/icerik/cazkolik-best-of-2021-yayinda-caz-yazarlari,-radyo-programcilari-ve-elestirmenler-yilin-en-iyi-albumlerini-secti# 



29 Aralık 2021 Çarşamba

Janine Jansen ve Camille Saint - Saens... Ya da Ne Alaka ?



 Son dönem  müzik dinleme alışkanlıklarımız da değişti, artık CD gibi elle tutulur materyallerle dinlemiyoruz müziği. Hoş, yazıya girerken "son dönem" dedim ama bu neredeyse üç, dört yıldır böyle. Neredeyse "mp3" ve indirme işleri bile geride kaldı hani. Ben de para olunca plak alıyorum ama genelde "spotify" denilen mezradan dinliyorum. Eskiler zaten bir şekilde elimin altında mevcut ama yeni çıkanları hep oradan dinliyorum. İtiraf etmem gerekirse rock adına çıkan yeni çalışmaları şöyle bir gelişi güzel dinleyip unutuveriyorum. Etrafıma baktığımda da herkeste  bu şekilde oluyor , biraz dinliyor geçiyoruz hani. 

Bazı zamanlar ilk kez duyduğum bir ismi kafama not ediyorum ve tümüyle dnleyeyim diyorum ama ertesi günü bir bakıyorum ki unutup gitmişim. Tabiki bunlar hep rock dışı çalışmalar oluyor. Mesela Metin ve Kemal Kahraman kardeşlerin "Dewrano" şarkısını bir televizyon canlı yayınında duydum ve çok sevdim, ardından da bütün çalışmalarını baştan sona dinleyeyim diye not düştümse de nafile. 

Bu yeni müzik dinleme serüveninde ilginç bazı alışkanlıklarım olmaya başladı. Yeni keşifler için dinlediğimde uzun süreli dinleyişe girdiğim isimler hep klasik müzik yorumcularında olmaya başladı. Spotify'de çocukluk yıllarımın radyo programlarından hafızama yerleşmiş olan orkestra şefi Eugene Ormandy ve kemancı David Oistrakh isimlerini bulmamla başladı her şey. O zamanların TRT sunucularının sunumuyla bu ustaları dinler gibiydim sanki. Onların albümlerini öyle biraz dinleyip geçmiyor, baştan sona dinliyordum. Sonra bu isimlere yenileri katılıverdi. Bunlardan biri Brigitte Engerer isimli bir piyanistti ve dinlediğim albümü Çaykovski yorumlarından oluşmaktaydı. Plağın kapağına da baktığımda sanki 1960'lar ve 70'lerden kalma bir hippi kız gibiydi, Brigitte abla. Geçen iki haftadır da sürekli onu dinledim. Bu haftanın başında ise Janine Jansen isimli kemancı ile karşılaşacaktım. Royal Filarmonik Orkestra ile kaydettiği bu albüm büyük ihtimalle ilk çalışmalarındandı. Albüm Çaykovski'nin "Kuğu Gölü" balesinden bir bölümle başlıyor ve ardından Aram Khachaturian'ın "Masquerade" isimli gene bir bale süitiyle devam ediyordu. Albümde farklı bestecilerin çalışmalarından örneklere yer verilmişti, hatta  "Schindler'in Listesi" filminin müziğinin yorumu da  yer almaktaydı. İlk iki yorumu dinledikten sonra ardı ardına iki Camille Saint - Saens bestesi geliyordu ve onları dinledikten sonra diğerlerini dinleyemedim bile. "Havanaise, Op.83" ve "Rondo Capriccioso, Op. 28" isimli iki eseri dinledikten sonra, Janine Jansen'in kemanının bütün besteciler arasında en çok Camille Saint - Saens'in eserine yakıştığı hissine kapıldım. Hani, "Bu kavgada denmez" diye bir laf var ya, benimki de o hesap... Yılların rock dinleyicisi olan ben ilk defa dinlediğim bi klasik kemancının yorumu üzerine ( hem de hakim olmadığım bir alanda- klasik müzikte) kalkıp ahkam kesiyordum. Bu yazıyı okuyan klasik müzik dinleyicisi varsa, bana kesin kıçıyla gülüyordur. Evet kabul ediyorum, bu konuda yorum yapmak hatta onunla da kalmayıp, ahkam kesmek ve yargı koymak haddim değil ama bütün albüm içinde bu iki yorumu bir hafta içinde neredeyse her gün dönüp dönüp dinliyordum. 

Janine Jansen'in bu ilk dinlediğim albümünden sonra çıkanlara da baktığımda baştan sona Camille Saint Saens'ın bestelerine ayrılmış bir albüm bulacağımı sansam da nafileydi. Bu iki eserin dışında başka bir Camille Saint - Saens yorumlamamıştı, Janine Jansen. Bunu da görünce, artık bilgisizliğimi. anlayıp yerime oturacağıma, içimden bir ses inadına "bu kızın kemanı Camille Saint - Saens yorumu için ideal" diyordu. 

Benim için müzik dinlemenin büyülü yanı "keşif" yapmaktır. Rock ve türevlerinde o duygu beni her daim çekmişti. Dinlediğim her yeni grup ile sanki yeni bir kıta keşfetmişim duygusunu yaşamışımdır. Artık müzik hayatımızda öyle rutinleşti ki bu duyguyu yaşamak için farklı tarzlara bulaşıyor olabilirim kim bilir. 

Aptulika


27 Aralık 2021 Pazartesi

Tekrar Merhaba... ya da... O KAĞIT BEYAZ KALMAYACAK!



Sözümona "Gündelik" yazacaktık, ama gelin görün ki bundan önceki yazıyı 18 Eylül'de yazmışım. Ayıptır ve yazıktır, üstüne üstlük bir de tarih atmakla yetinmeyip, saati bile düşmüşüm. Durun bir dakika bununla kalsa iyi hani, bir de yazının başlığına sayı verip, sıfır sıfır bilmem kaç deyip not düşmüşüm, aklım sıra bin küsur yazı yazacağım sanki. Olmadı işte gene uzun bir ara verdim.

Uzun bir ara verdim vermesine ama sanmayın ki Gündelik yazıları olmadı... kafamın içinde bir tomar yazı oldu ama buraya dökemedim.  

İşin özü uzun bir ara verdim. Bundan önce de değişik zamanlarda yazı yazmaya ara vermiştim ama bu sefer ki en uzunu oldu. Bu çoğu zaman bir küskünlük olsa da asıl neden bu blog işlerinde insan kendini bir kutunun içine sıkışmış gibi hissediyor. Kitap, dergi ya da gazete gibi basılı alanlarda yazıp, çizdiğinde bir yerlerde kalıyormuş gibi gelir ama bu kutunun içinde tıkılmışlık hissini çoğu kez atamıyorum. Elbette blog'da da birileri ürettiklerinizi takip ediyor ama insanlar ulaşamadığı hissini çoğu zaman aşamıyorum ve hemen küsüp ara veriyorum Hani örnekleme doğru olur mu? bilemem ama sanki bir ıssız adada sizi bulmaları için şişeye bir not yazıp, ağzını mantarla kapayıp, denize atmanız gibi geliyor, ister istemez. 

Bunları yazmamdan kasıt, bir karamsarlık duygusu ya da teknolojiden umut kesmişlik değil. Sadece bu blog işlerinde uzun süredir içinden çıkamadığım bir kaç sorun var. Her neyse onları da bir ara sizlerle paylaşırım ama şimdi o konuya bir virgül koyalım ve bıraktığımız yerden devam edelim.

Tekrar Merhaba!

Bu geçen üç aylık sürede hiç bir şey yazıp, çizmedim mi... Tam tersine öyle çok yazı yazdım ve öyle çok çizdim ki... Bir ara onları da paylaşırım. 

Sözün özü beni bomboş duran, bembeyaz kağıtlar rahatsız eder ve derhal onları, karalarsam (ya da boyarsam) rahat ederim. İşte o kağıt beyaz kalmayacak!

Aptulika


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...