4 Ocak 2017 Çarşamba

Yoldan Çıkmış Simalar kitabı imza günleri



Murat Beşer’in “Yoldan Çıkmış Simalar” kitabı 2016’nın son aylarında çıkmıştı. Bu zaman diliminde Murat bir çok yerde imza günü yaptı. Bunlara ben de katıldım. Hatta kitapta bahsi geçen portreler de bu imza gününde yer alarak imza verdi. Sohbetler, anılar tadına doyulmaz anlar yaşadık ve yaşıyoruz da.

Murat Beşer’in “Yoldan Çıkmış Simalar” kitabı için ilk imza günü Kadıköy Mephisto Kitabevi’ndeydi.  O imza gününde kitapta yeralan simalardan bir kısmı da bulunmaktaydı. Bu simaların en önemlisi de tabi ki Apaçi Ayhan Abi idi. Bu onu son görüşüm olacaktı. Gene kitapta  portresi bulunan Doktor Gökhan da oradaydı ve Ayhan abinin sağlık durumuyla ilgilenen biriydi. Gökhan kanserin ilerlediğini söyleyecekti ve “Aptül, onu belki de son kez görüyoruz” diyecekti.

Ayhan abinin saçları gitmiş ve oldukça zayıflamıştı. O zayıflamış suratında onu tanıtan güzelim gülümsemesiydi. Birbirimize sarıldığımızda Ayhan abinin kemiklerini hissediyordum.
Kadıköy Mephisto kitabevinde 30 Ekim 2016 günü gerçekleşen ilk imza günü benim için hem güzel hem de üzücüydü. Apaçi Ayhan kitapta çizdiğim portresinin yanındaki sayfaya, “Canım kardeşim Abdul ölümsüzlüğe ulaştığım bu kitap ile sonsuza dek beraberiz. Ne mutlu bana.” yazarak imzalayacaktı. İmza günü dönüşü evde kitabın o sayfasını açarak baktım, kokladım ve kendimi tutamayarak ağladım. Onun abiliğini, sıcaklığını çok özleyeceğim.

İkinci imza günü 26 Kasım 2016’da gene Kadıköy’de gerçekleşecekti. Bu sefer buluşma yerimiz Akademi kitabevi’ydi. Orada da kitapta yeralan isimlerden bir kaçı vardı ama Apaçi Ayhan abi yoktu. Doktor Gökhan sağlık durumunun ağır olduğunu söyledi. Gelmek istemiş ama evden çıkmasına imkan yokmuş. Takvimler 3 Aralık 2016’yı gösterdiğinde ise Apaçi Ayhan abiyi yitirecektik. O hafta içinde kitabın lansmanı vardı ama Murat Beşer bu tarihi ertelemeye karar verdi.

Kitabın lansmanı 15 Aralık 2016’da Beyoğlu, Tünel’deki Bahçe’de yapıldı. Orada herkes vardı. Hatta bir ara etrafa bakındığımda Ayhan abinin de orada olduğunu hissettim. Saat 20.00’de kitap lansmanı için kokteyl vardı. Ardından da Dj kabinine geçip, çalacaktım. Kabinin üstünde Apaçi Ayhan abinin portresi vardı. Sanki oradan bana bakıyordu.

APTULİKA


3 Ocak 2017 Salı

Müzik Yazarı Murat Beşer


 Müzik yazarlığı denilince aklıma bir çok isim gelir ama bunların çoğu en azından 30 yıl öncesine dayanır. Mutlaka daha sonrası da bir çok isim çıkmıştır ama benim için eskiler ayrıcalıklıydı. O eskilerin konser ya da bir albüm üzerine yazıları mutlaka bir izlenimi ve dinlemeyi barındırırdı. Sadece ciddi müzik dergilerinin değil pop dergilerinde de bu incelik ve eleştirmen hassasiyeti bulunurdu. Söz konusu bir plak ise yazının mutlaka dinlenerek ortaya çıktığı anlaşılırdı. Yabancı dergilerden çeviri anektodların sunulduğu yazılar değil, yazıyı okuyan o albümü dinlemese bile yoğun bir izlenimi ya da dinleyeceği zaman alacağı hazza yardımcı içeriği alırdı. Gitmedğimiz konserler onların yazılarıyla hayalimizde canlanırdı. O müzik yazarlarının yazıları dinlemediğimiz plaklar hakkında fikir verir ve edindiğimizde de dinlememize katkıları olurdu. Sonradan teknoloji ilerleyince bazı şeylere kolay ulaşıldı ama o geçmişin ufuk açan müzik yazarları yok oldu yerini ahkam kesen, çeviri anektodlarla geyik çeviren yazılar aldı.  Daha sonraları ise iş iyice çığrından çıkarak şirketlerin gönderdiği tanıtım bülteninden kes yapıştır yazılarına dönüverdi.
O gençliğimin hatta çocukluğum müzik yazarlarını hala özlerim ve de önemserim. Bu duyguyu günümüze taşıyan ender isimlerden biri de Murat Beşer’dir. 
Murat benim çok eski arkadaşım. Bu nedenle arkadaşımı övdüğüm sanılabilir. Bu yargılarımın subjektif olabileceği düşünülebilir. Doğrudur ancak onunla arkadaş olduğum için yukarda bahsettiğim hassasiyetlere bizzat şahit olmuşumdur. Diyelim bir albüm hakkında yazacaksa, mutlaka dinlemiştir. Onun yazıları arasında şirketlerden gönderilen infoların kırıntısını bulamazsınız. Müzik yazarlığını bu derece ciddiye alan, takıntılı bir titizlik ve neredeyse askeri bir disiplin ile yapan biri. Bir konser gece geç vakit bitmiştir, sabah o 7’de kalkar konser izlenimini kaleme alır. Ertesi günü okuduğunuzda aynı konserde bulunmanıza rağmen kaçırdığınız bir sürü noktayı bulursunuz. Onunla bir kaç konserde karşılaştığımda elinde bir not defteri ve kalem bulunur. O konseri izlerken, elinde büyüteçiyle sanki Sherlock Holmes gibidir. Holmes’tan tek farkı yanında Doktor Watson’u yoktur.

Bir konser anımızı da buradan anlatayım. Eric Clapton’un Steve Winwood’la birlikte geldiği İstanbul, Kuruçeşme Arena konseriydi. Murat, o dönem Milliyet gazetesine müzik yazıları yazıyordu ve o konseri de gazete için izlemeye gelmişti. Davetliler kapısından birlikte girmiştik. Milliyet’in Milliyet olduğu zamanlardı ve o gazetenin yazarına da konserin sponsor ve organizatörleri üzerine titreyerek davranıyorlardı. Kapıda karşılayan kişi onu V.I.P’deki özel yerine aldı. Fakat bizdeki V.I.P’ler sahneyi görmek ve duymaktan öte içindeki şöhretler ve ikramları için önemliydi. Murat burayı görünce konseri iyi duyamayacağını, sahneye hakim olamayacağını söyleyerek, sahne önüne geçmek istediğini belirtti. Karşılayan görevli ise Murat’ın bu isteğini VIP’deki konumu beğenmemek olarak algıladı ve daha iyi bir yer bulmak için çabaladı. Murat bunları devamlı geri çevirerek sahne önünden izlemek istediğini inatla belirtti. O isteği yerine getirildi ama görevlinin suratındaki şaşkınlığı hala unutamayacaktım.
Bir ara Cumhuriyet gazetesinde de birlikte çalıştık. İlhan Selçuk döneminin Cumhuriyet gazetesinde o yazıyor, ben de yazılara çizgilerimle eşlik ediyordum. Her hafta gerçekleşen bu süreç benim için unutulmazlar arasındaydı. Sanırım bir, iki yıl sürdü bu sonra o Milliyet’e geçti ve bu birliktelik son buldu. (Murat şimdi gene Cumhuriyet’te yazılarına devam ediyor.)

2015’in sonunda Murat’la tekrar böylesi bir çalışma içine girdik ama bu seferki gazetede değil, çıkaracağı bir kitap içindi. 2016 yılı onun yazdığı yüzlerce portreyi çizmekle sürdü. Açıkcası inanılmaz bir keyif aldım. Sadece çizmek değil, Murat’ın yazılarını daha yayınlanmadan okumanın keyfi de vardı bunda. Şimdilerde o kitap “Yoldan Çıkmış Simalar” adıyla yayımlanmış durumda. Ancak bir tiyo vereyim adamda bu kitap dışında daha neredeyse beş, altı kitaplık malzeme var. Onları da okumanın ve çizmenin keyfine vardım. İletişim Yayınları tarafından basılan “Yoldan Çıkmış Simalar’ı okuyanların inanılmaz bir keyif aldıklarını biliyorum. Okumayanlar ve hala duymamış olanlara da buradan inatla tavsiye ederim. Bir dönemin anıları, insanları orada var.
APTULİKA


KATS SAHNE, yeni bir konser salonu



KATS Sahne, Ocak ayı boyunca her Cuma ve Cumartesi akşamı gerçekleşecek konserlerle başlangıç yapıyor.
6 Ocak’ta Fuat Güner’le başlayacak muhteşem konser serisi Buzuki Orhan Osman ve Orkestrası, Objektif, Kolektif İstanbul, Sattas, Grup Turkuvaz, Yeni Türkü ve Hüsnü Arkan’ın vereceği konserlerle devam edecek.
 Mekanın, 6 Ocak Cuma akşamı MFÖ’den Fuat Güner ile başlayacak konserler dizisi; 7 Ocak Cumartesi akşamı Buzuki Orhan Osman ve Orkestrası’nın, 13 Ocak Cuma akşamı Türk rock müziğinin kilometre taşlarından Objektif’in, 14 Ocak Cumartesi akşamı Kolektif İstanbul’un konserleriyle devam edecek. Ocak ayı programı kapsamında; 20 Ocak Cuma akşamı Sattas, 21 Ocak Cumartesi akşamı Grup Turkuvaz, 27 Ocak Cuma akşamı Yeni Türkü ve 28 Ocak Cumartesi akşamı ise Hüsnü Arkan da KATS Sahne’de müzikseverlerle buluşacak.


Başlama saati 21:30 olan konserlerin biletleri Biletix’ten ve KATS Sahne’den temin edilebilir.

Adres: Müselles Sok No:3 Esentepe/İstanbul (Gayrettepe Metro ve Zincirlikuyu Metrobüs Durağı Yakını)




2 Ocak 2017 Pazartesi

Sanat eleştirmeni John Berger hayatını kaybetti


Dünyaca ünlü İngiliz yazar ve sanat eleştirmeni John Berger, 90 yaşında hayata veda etti.
 1986'da yazdığı "Görme Biçimleri" kitabıyla ülkemizde de tanınan yazar ve sanat eleştirmeni John Berger, ressam olarak başladığı sanat yaşamına eleştirmen olarak devam edecekti.   İngiliz yazar,  “G.” adlı kitabıyla, dünyanın en saygın edebiyat ödüllerinden biri olan “Man Booker Prize”ı 1972 yılında kazanmıştı. Berger, “Golden PEN” ve “Petrarca-Preis” ödüllerine de layık görülmüştü. “G.”nin yanı sıra “Görme Biçimleri”, “Yedinci Adam”, “Düğüne” gibi önemli eserlerin de sahibi olan John Berger, çağın en etkili yazarlarından biri olarak gösteriliyordu.
 1926 Londra doğumlu ve Booker Ödüllü Berger, İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olarak biliniyor, çok sayıda senaryo, roman ve belgesel metni de bulunuyordu. John Berger kariyerine ilk olarak ressam olarak başladı.
Berger’ın Metis Yayınları’ndan çıkan Görme Biçimleri’nin (1986) yanı sıra, Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisi Türkçe’de yayımlanmıştı.

Çizgi roman için umut var : “Boğaziçi Comics Choronicles”




Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu Karikatür ve Mizah Kulübü’nün düzenlediği “Boğaziçi Comics Choronicles” isimli  etkinlik 10 Aralık 2016 günü başlayıp, 12 Aralık, pazar gününe kadar sürdü.  








Aralık ayının ilk haftasında çizgi roman üzerine yapılan bir etkinliğe katıldım. Bu  etkinliği açık konuşmak gerekirse ilk anda çok önemsemedim. Önemsememe sözcüğünü kullanmam bir küçümseme değil, son yıllarda ‘etkinlik olsun torba dolsun’ anlayışıyla geçiştirilen etkinliklerden biri daha olacağı endişesinden kaynaklanıyordu. Çizmenin “çiziktirmek”, çizerin “çiziktirici” diye algılandığı ortamımızda yapılacak etkinliklerin körler sağırları ağırlara dönüşmesine sıkca şahit olmuşumdur ve bunun da farklı olmayacağına kanaat getirmiştim.
Çizgi roman üzerine yapılacak etkinlik Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşekti. Çeyrek asır öncesi bu üniversite’de dergim Hıbır’ın çizerleriyle birlikte konuk olmuştum. O günlerin güzel hatıraları aklımdaydı ve şimdiki zamanda o anıların yerle yeksan olabileceği endişeşi içimi kemiriyordu.
Etkinlikte yeralacağım panele gideceğim gün bile acaba telefonla arayıp, katılamayacağımı bildirsem mi diye bile düşünüyordum. Bir ara böyle bir şey düşündüğüm için kendime kızdım. Gitmeliydim, bir sürü şey beklediğim gibi çıkmayacaktı ama olsun, işte bir iki saat yasak savar gibi bulunur ve bitirirdik.
Bu düşüncelerle yola çıktım. Üniversite’nin kapısına geldiğimde içimdeki “öf, pöf” konçertosu devam ediyordu. Kapıdan içeri adımımı attığımda ise 20 – 30 yıl öncesine dönecektim. Mimar Sinan Üniversitesi’nde okuyan biri olarak kampüs tipi okullar beni eskidende şaşırtırdı. Şimdi de aynı etkideydim ve neredeyse kendimi 25 yaşında falan hissetmeye başlamıştım. Yolu yürürken Boğaza tepeden bakan manzara bana eşlik ediyordu. Aklıma bir anda “Ya s…tir et paneli falan, şuralarda gezin, biraz çimlere otur, keyif çat.” diye bir düşünce çimdik atıverdi. Çimdik bu ya “Aşağıya Bebek istikametine yürü, şöylece Aşiyan’a doğru tabanvayla yürü ve Hisar’a geldiğinde büfeden bir köpek öldüren ( o eski Güzel Marmara isimli şarap)  al  ve sahile otur içerek o geçmişin hayallerinde yüz.” diye devam edecekti.
Bu düşüncelerden sıyrılarak yola devam ettim. Panelin yapılacağı yer neresidir diye düşünürken yanımda bir ses peydah olarak, “Merhaba ben de panelin konuklarındanım.’ diyerek kendini tanıttı. Bu genç meslekdaşımın ismi Caner Özdurak idi. Yol boyunca lafladık.


Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu Karikatür ve Mizah Kulübü’nünü düzenlediği “Boğaziçi Comics Choronicles” isimli üç gün boyunca süren bu etkinlik 10 Aralık 2016 günü başlayıp, 12 Aralık, pazar gününe kadar sürecekti. Beni de etkinliğin ikinci günü “Bağımsız Çizgi Roman Sanatçıları” isminde yapılan panele konuk ettiler. Caner Özdurak genç bir sanatçıydı ve “Karıncayiyen” isimli çizgi roman dergisini çıkartıyordu. Caner bu dergiyi bizzat kendisi hazırlıyor ve dağıtımını da yapıyormuş.  Bizim panelde yeralan diğer isim de Elif Nurşad’dı. Resim sanatından çızgi romana gelen Elif önemli kadın sanatçılarımızdandı. Tabi panelin en yaşlısı bendim.
İlk anda isteksizce katıldığım panelin böylesi verimli olduğunu görünce hem şaşıracaktım hem de mutlu olacaktım.  Ülkemizde üniversitelerde çizgi romana bu denli ilgi olduğunu görmek güzeldi. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri bu etkinliği canla başla çalışarak düzenlemişlerdi ama hocaları Mehmet Emin Adalı’nın katkısı da büyüktü.  
Benim bulunduğum panelden önce “İnternette Çizgi Roman “ paneli vardı. Bu bölümde Altevren isimli internet sitesinin yöneticisi Berk Uralcan ile Çrop isimli siteyi kuran Ümit Kireççi yeralıyordu.
http://www.altevren.net/ Altevren, internette çizgi roman analizleri yapan bir site. Çrop yani “Çizgi Roman Okurları Platformu” ise Ümit Kireççi’nin önderliğinde çizgi roman üzerine herşeyin , her haberin yeraldığı ve neredeyse hergün yenilenen bir site. Bir akademisyen olan Kireççi’nin bu konuda çabalarının gerçekten büyük olduğunu gördüm. Google’a Çrop yazarak ya da http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com.tr/ adresinden girebileceğiniz sitede izlemenizi, takip etmenizi öneririm. Çizgi roman ile ilgili herşeyi bulabileceğinize teminat veririm.
Ne diyeyim güzel şeyler de oluyor ülkemde  ama biz o güzellikleri takip edersek önemli.

APTULİKA
aptulelcioglu@gmail.com


Çizgi Roman Okurları Platformu  internet sitesini takip etmek isteyenler için link



1 Ocak 2017 Pazar

James Joyce’ın Dublinliler’i


James Joyce'ın başyapıtı "Dublinliler", Nilufer İlkaya'nın çevirisiyle Alakarga Yayınları tarafından piyasaya çıktı. James Joyce'ın 15 öyküsünün yer aldığı bu kitapta ek olarak Joyce'ın yayıncısıyla yıllar süren çekişmeli yazışmaları da (Türkiye'de ilk kez) yayınlanıyor. Kitabın kapak illustrasyonunu da ben hazırladım. 

James Joyce ismini ilk kez “Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi” kitabıyla duyacaktım. Daha üniversiteye yeni girmiştim ve bir sanatçı olma arzusuyla bu kitabı almıştım. O kitaptan bugün aklımda bir iz kalmamış. İsminin albenisinden dolayı almış olduğum bu kitaptan sonra James Joyce’la bir alakam olmamıştı.
Geçen yıllar içinde James Joyce ismi Irish Pub müdavimliğinden öteye gidememişti. Ancak iki yıl önce Sarnıç Öykü dergisinin benden bir kapak yapmamı istemesine kadar. Dergi o ayki sayısını James Joyce'a ayırmıştı. Biraz incelemeden sonra karşıma çıkan Dublin ile özdeşleşmiş bir öykü yazarıydı. Bizim İstanbul ile Sait Faik arasında nasıl bir bağ varsa öyle bir şeydi bu. Sait Faik için Burgaz Ada’da bir müzemiz var. Dublin’de de James Joyce’ın evi müze haline getirilmiş.
2014 yılında Sarnıç öykü dergisine yaptığım James Joyce kapağı
aptulelcioglugmail.com
İrlanda edebiyatının en önemli yazarı James Joyce’ın en önemli eserlerinden biri “Dublinliler”dir. İngilizcesi “Dubliners” olan bu eserden önce aynı ismi taşıyan 1960’ların unutulmaz folk grubunu bilirdim. Sarnıç dergisi’ne kapak hazırlarken bu kitapta yeralan “Arap Pazarı” isimli James Joyce öyküsünü okuyacaktım. Bir çocuğun ilk aşkına hediye almak için pazara gitmesini anlatan bu öykü bir anda beni harikulade bir anlatım atmosferine sokmuştu.
James Joyce ile bu buluşmanın ardından bu yıl “Dublinliler” kitabının kapağını yapma teklifini alacaktım. Bu kitap piyasaya çıktı. Alakarga yayınlarından çıkan bu kitabı Nilufer İlkaya, İngilizce aslından Türkçeye çevirdi. 15 öykünün yanısıra kitabın sonunda Joyce’ın Dublinliler üzerine yaptığı yazışmalar da ilk kez Türkçeye çevrilmiş olarak yerini alıyor.

James Joyce bu eseri yazarlık kariyerinin başında yazmaya başlamış. 1904 yılında çıkarmayı amaçlayan yazar bu arzusuna 9 yıl sonra erişecekti ve 1914 yılında Dublinliler kitap olarak basılabilecekti. Böylece dünya İrlanda edebiyatının baş yapıtıyla ve Dublin insanıyla tanışacaktı.
APTULİKA
aptulelcioglugmail.com

Kitap ilgili tanıtım yazısından bir bölümü sizlere aktaralım:
"James Joyce'un onbeş öyküsünü içeren ilk kitabı Dublinliler 20. yüzyılın başlarında Dublin ve çevresinde yaşayan orta sınıf İrlahdalıların günlük yaşamını konu alıyor. 1905'te tamamlanmasına rağmen dokuz yıl aradan sonra yayınlanabilen bu öykülerde yayıncıları rahatsız eden bir şeyler vardır. Joyce'un olağanüstü bir gerçeklikle aktardığı sıradan hayatların işaret ettiği çöküş İrlanda'nın hikayesini okulu kıran çocuklar, rahipler, ayyaş yazıcılar, küçük politikacılarla aktaran usta yazar, okuyucusunu, ölümü dahi sıradan bir hadiseymiş gibi karşılayan insanların dünyasına davet ediyor. Joyce'un eşsiz kaleminden Dublinliler'i yayıncısıyla yıllar süren çekişmeli mektuplaşmaları ile birlikte yayımlıyoruz." 





James Joyce Dublinliler kitap kapağı detayları


illustrator APTULİKA  aptulelcioglu@gmail.com
 



illustrator APTULİKA   aptulelcioglugmail.com



illustrator APTULİKA   aptulelcioglugmail.com




illustrator APTULİKA   aptulelcioglugmail.com




illustrator APTULİKA   aptulelcioglugmail.com




illustrator APTULİKA   aptulelcioglugmail.com


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...