19 Ekim 2015 Pazartesi

Ölümünün 27. yıldönümünde SON HOUSE




Blues’un temel taşlarından Son House’u bundan 27 yıl önce yitirmiştik. Kilise vaazcılığı, hapishane, ağır işçilik arasında geçen yaşam mücadelesi içinde müzik tarihine oturmuş bir isim. Öfkeli ve coşkun slide gitarıyla Muddy Waters gibi ustaları Blues’a kazandıran House, günümüze dek çıkan Rock gruplarına da yeni ufuklar açacaktı.



Klasik Blues içinde slide gitar çalma tekniği ile ilerki yıllarda çıkacak olan Rock gruplarına da devasa kapılar açan Son House’ı bundan 27 yıl önce bugün yitirmiştik. 86 yıllık yaşamında yol işçiliğinden, ırgatlığa kadar bir çok işi yaparak ekmek mücadesi veren müzisyen, Blues’ın tarihsel bir ismiydi.
Mississippi’de 21 Mart 1902 tarihinde doğan Son House’un ailesi oldukça dindardı. Babası tuba kardeşleri de gitar çalmasına rağmen “günah” olduğu gerekçesiyle bunu klise dışında sürdüremiyorlardı. Bu ortamda yetişen Son House, 15 yaşında Baptist kilisesine vaazcı olarak girecekti.19 yaşına geldiğinde kendisinden yaşça büyük olan Carrie Martin ile evlendirildi ve bir at çiftliğinde çalışmaya başladı.
Son House, 25 yaşına gelene dek müzikle ilgisi yoktu. O yıl kasabaya gelen bir kumpanyada derme çatma gitarıyla çalan bir adam görecekti. Adı Willie Wilson (kumpanyadaki rolündeki isimle James Mc Coy) olan bu adamdan etkilenen Son House bu enstrümanı öğrenmek için kendini tutamaz. Kendi kendine gitar öğrenmeye başlar. 1927 yılında da eğlence için müzik yapmanın günah sayıldığı için kiliseden atılır ve artık hayatı müzik olmuştur. Bir kaç yerde çalmaya başlayan House 1928 yılında bir adamı kasten öldürmekten 15 yıl hapse mahkum olacaktı.
İki yıl Mississippi Merkez Hapishanesi’nde yatan Son House, Willie Brown’la birlikte bir kaç yerde çalacaktı ama hayatını kazanmak için bir yandan da işçilik yapıyordu. 30’larda bir kaç plak yapan sanatçı, Country Blues’un ilk örneklerini verecekti.

Avrupa gençlerinin gözdesi

60’lı yıllara kadar müzik dışında ağır işçilikle hayatını kazanan sanatçı, 1964 yılında CBS plak şirketinin temsilcileri tarafından yeniden keşfedilecekti. Son House böylece 1964 ve 1965 yıllarında Newport Folk Festivali’nde çıktı. Blues’ın Amerika’dan çok Avrupa’da gençlerin ve Rock gruplarının gözdesi olduğu yıllardı ve 1967’de de Skip James, Bukka White ile birlikte İngiltere başta olmak üzere Avrupa kentlerinde çalacaktı.

O dönemin Rock gruplarından Canned Heat’ın gitaristi Alan Wilson, Son House’ın hayranıydı. 1970 yılında da Canned Heat ile birlikte “John the Revelator: The 1970 London Sessions.” Albümünü kaydetti. 70’li yılları neredeyse Avrupa’da büyük bir ilgiye mazhar olarak geçiren House, Montreux Caz Festivali, Londra konserlerine birbiri ardına çıkacaktı.

Rock gruplarının ilham kaynağı

Bütün bu çileli hayatın içinde müzisyen olarak saygı gördüğü 70’lerden sonra sanatçı, 80’li yıllara girdiğimizde yakalandığı gırtlak kanseri sebebiyle müzikten kopacaktı. Onu 19 Ekim 1988 yılında 86 yaşındayken kaybedecektik.

Delta Blues’ın içinde Slide gitar çalma tekniği ile ayrıcalıklı bir yeri olan Son House, ilerki yıllarda çıkacak olan Rock gruplarına da ilham kaynağı olacaktı. Blues içinde de çosku dolu ve sinirli tarzıyla Robert Johnson, Muddy Waters gibi blues ustalarının çıkışına vesile olmuştu. 70’lerin İrlandalı Rock gitaristi ve vokalisti Rory Gallegher neredeyse House’ın Rock müzikteki yansıması gibiydi. Gary Moore, Lynyrd Skynyrd, John Mellencamp hatta elektronik pop grubu Depeche Mode gibi grup ve müzisyenlerin şarkılarını seslendirdikleri Son House’ı 2000’lerde White Stripes grubu tekrar gündeme getirmişti. Son’ın “Death Letter” isimli klasiğini yorumlayan grup, 2004 yılında aldıkları Grammy ödül töreninde de bu parçayı seslendirecekti. 

  Kilise vaazcılığı, hapishane, ağır işçilik arasında geçen yaşam mücadelesi içinde müzik tarihine oturan Son House, ölümünün 27. yılında da günümüz müziğine ilham vermeye devam ediyor.
APTULİKA

18 Ekim 2015 Pazar

Edgar Winter’dan yeni albüm


 Blues Rock’ın efsanevi ismi Edgar Winter’ın yeni albümü  ‘Rebel Road’  şu sıralar çıkmaya hazırlanıyor. 4 yıl aradan sonra gelen bu albüm ile birlikte Winter, bir Avrupa turnesi de yapacak.
 Albümle ilgili “Müzik benim için özgürlük kavramının simgelendiği bir yoldur” diyen Edgar Winter, “ Benim yolum da asi bir yoldur” diyerek albümün ismini özetliyor.

“Rebel Road” Winter’ın onuncu solo albümü oluyor ve içinde 11 parça yeralacak. Albüm rock ve blues hakimiyetinde olmak üzere caz, pop tınılarını da barındırıyormuş. Winter'ın son albümünde özel konuklar da yer alıyor ve bunlardan biri de Slash oluyor.

Yakında kaybettiğimiz Johnny Winter’ın da kardeşi olan Edgar Winter müzik hayatına 1960’lı yıllarda başlamıştı.   ‘Entrance’ isimli ilk solo albümünü 1970 yılında çıkartan Edgar Winter, saksofon, keyboard başta olmak üzere bütün enstrümanları çalabilen bir mülti enstrumantalist. Sanatçının 1973 yılında yaptığı   ‘Frankenstein’ bir döneme damgasını vuran bir çalışmaydı.


Edgar Winter - ‘Frankenstein’
1973 





16 Ekim 2015 Cuma

Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 25




Geronimo Yalnız 
Kartal'dan bu hafta 
yeni bir yazı var. 
Yazının ilk 
bölümünü yayınlıyoruz.









Yeniden Jimi Hendrix’i keşfetmek  -  1
Rock müzik tutkusunun bulaştığı  her insan için olmazsa olmaz,  belki de  ilk beş isim ya da gruptan birinin adı sanırım  yüzde doksandokuz  Jimi Hendrix’dir .  Olabilir değilse de mutlaka  olmalıdır ...
Kitabı okurken aklıma, 90’lı yılların başı geldi . Beyazıt’dan doğan o efsane fanzin Rock Dünyası , Süleyman , Fahri  ve biz ... En çok ilgi gören sayılardan biri de Jimi Hendrix’e aitti.   O dönem  bilgiye ulaşmak pek öyle kolay değildi , hele bir de  Müslüman mahallesinin salyangozcu  iseniz .  Hiç unutmam Fahri’nin ( Başoğlu) fotokopisini çektirip ciltlettiği  “Encyclopedia Of Rock“ gözlerimizin faltaşı gibi açılmasına sebep olmuştu .  Kimi plak kapaklarının içinde yazan biyografik bilgiler ,  Stüdyo İmge  gibi  önemli dergiler  bilgi kaynaklarının bir elin parmaklarını geçmeyenleriydi .  Ve tabi en önemli bilgi kaynaklarından biri de  bu sayfaların yazarı  Aptulika’nın Hıbır’daki efsane köşesiydi . Bu gibi dar ama kıymetli kaynaklardan okuyor öğreniyorduk rock kültürünü, dünyasını . Çünkü benim için okunmadan öğrenmeden , araştırılmadan , hikayesi bilinmeden dinlenen müzik çok birşey ifade etmiyordu açıkçası .
Jimi Hendrix : Sıfırdan Başlamak – Benim Hikayem isimli  kitabı okurken de aklıma o eski günler geldi . Tabi günümüzün o eski günlerle alakası yok , şimdi yüce(!) google ya da sonsuz bilgi kaynağı  wikipedia ,  youtube gibi kaynaklar ile iki tıkla  biyografiye ,  bir tıkla  albümlere , biraz kastırınca  tüm albümleri beleş indirmeye , yine iki tıkla  tüm görsel konser vb kayıtları izleme imkanınız var . Var ama işte o eksi heyecan yok şimdilerde de maalesef .
Bu yüzden kitabı alıp aynı gün dörtte üçünü  bitirdiğimde aslında aldığım tat,  o eski günlerin tadıydı .  Hatta  kitabın her satırında  Jimi’yi  unutmuş olduğumu ve sayfalar arasında kayboldukça Jimi’yi yeniden tanımaya başladığımı hissettim , hatta ilk heyecana benzer bir duyguya kapıldığımı bile söyleyebilirim. Hatta  ilk albümü  Are you Experince ‘ın yapım aşamasını ve şarkıların tek tek analizini ondan dinleyince  kalktım plak dolabımı  açtım .  Ve de ne göreyim elime gelen albüm oydu .  Oturdum ve  plaktan birkez daha dinledim albümü .  Ve  “Wind Cries Mary”   ‘nin ne kadar da acayip,  ne kadar da  melankolik ve  ne kadar da harika bir parça olduğunu keşfetmiş oldum .  Oysaki biz  Hey Joe, Purple Haze ve  Foxy Lady ‘nin hastası değil miydik ?
Kitaba dönecek olursak  , Jimi’nin ağzından çıkan ,  kenarda köşede yazdıklarından , hayran mektuplarına , aile mektuplarından  , günlüklerden , konserde söylediklerine ve şarkılarının sözlerine kadar  tamamı ondan çıkmış cümleler belli bir sırada kitaba girmiş ve  kronolojik bir şekilde yerleştirilmiş  ve bu kitap ortaya çıkmış ... 
Jimi Hendrix’i okur ya da dinlerken sanki basit bir adam , herşeyi kolay ve düz ifade eden bir kişi  gibi algılayabilirsiniz .  Basit derken , sizden bizden biri anlamında söylüyorum . Ama satır aralarına daldığınızda  , okuyan , dinleyen , izleyen  yani muziğe ve yaşama kafa yoran bir adam olduğunu net anlıyorsunuz . Muzik dışında tabi , yoksa muzikal olarak bir dahi olduğu yansınamaz .  Üç sene içinde  kanırta kanırta  dünyanın en büyük grubuna dönüşen bir  üçlü’den bahsediyoruz ki dönemde  Beatles, Stones ,  Pink Floyd , Bob Dylan vb birçok adam aşık atarken. Cream’e herkes taparken “ Eric ( Clapton ) is God!”  yazıları sokakları süslerken . Bu  Yarım kan kızılderili , siyah afrikalı  Seattle ‘lı  çocuk , Amerikan Hava birliğinden ayağını kırıp kurtulunca beş parasız ve elinde gitarı ile  çıktığı mucadelede  Animals’dan Chas Chandler ‘ın tavsiyesi ile  İngiltereye gelip  rock muzik tarihine silinmeyecek ve onu yeniden yazacak kadar etkili bir imza atıyor . Bugün halen eline elktro gitar – hele ki Fender  -   alan her gitaristin aklına ilk düşen şey  Hendrix gibi  , ya da Hendrix’den birşey çalmak  hiç şüphesiz . 
Kitaptan  bazı satırların altını çizdim  , bu çizittirdiklerim bence önemli olanlardı .  Öncelikle  çok net ve rahat bir adam bu Hendrix , her konuda çok açık ve de net .  Alıntıların içinde  dönemin muzisyenleri hakkındaki yorumları çok hoşuma gitti . Ayrıca  yaşama , sosyal hayata , dayatmalara ,  uyuşturuculara , kadınlara ,  albümdeki her şarkının hikayesine ,  ailesine ,  hippilere ,  Kara Panter’lere kadar birçok şeye  dokunduruyor ve hatta ölüme ...
Size  bu büyük adamın ağzından bazı  ufak tefek alıntılar paylaşmak isterim

Muziğe Başlamak ve Ustaları :  Folk bluesa tapıyor  .  Elmore James, Howlin Wolf, Muddy Waters  , Robert Johnson ‘ı çok seviyor . Albert King ve Albert Colins’i ve tarzlarını çok seviyor .
“Nashville’de  her türlü muzik çaldım , burada herkes gitar çalmayı bilir, iyi çalmayı burada öğrendim . Hatta  şarkı söylemeyi bile .”
“Herşeyi dinlerim . Ritchie Valens , Eddie Cohran ve Summertime Blues ,  Bob Dylan ve Brian Jones’dan etkilendiğim de söylenebilir .  Bach’ dan Beatles’a varıncaya dek . Bunca farklı dinlemeden sonra nereye doğru gidersin ... Ben onlardan birşey almak ve onlar gibi olmak için dinlemedim onları ...”
“Bebeklikteki gibi tek şey bilir ve büyüyünceye kadar onu emersin , sorada daha fazla düşünmezsin . Her şeyi araştırıp kendi fikirlerini üretmelisin . Fazla araştırıp yeterince yapmamak insanı fırıldak gibi döndürür ! “
İlk Grup:  1966 da Randy California ile kuruyor . ( İsmini Jimmy James yapıyor , grubun ismi de Blue Flames)
23 Eylül 1966  : Kritik Tarih . Çünkü efsane burada başlıyor , adını JIMI olarak değiştiren Hendrix İngiltereye ayak basıyor . 
Grubun kuruluşu ve  strateji:  “Noel Redding  rock muzikten hoşlanıyor , ben blues seviyor ve çalıyorum , Mitch Mitchell bir caz bağımlısıdır . “
“Kategorize edilmek istemiyoruz . Benim muziğim  pop değil , benim müziğim BEN ... Kendi kişisel soundumuzu yaratmaya  çalışıyoruz , kendi muziğimizi ve kendi kişisel varlığımızı . Kendi kişisel tarihimizle , ne olduğumuzla ilgliyiz , gerçekten derin temellerden süzülen bir olgu , hayallerin geldiği yer gibi . Çok ilkel bir düşünce biçimi !  İşte adımızı bu yüzden EXPERIENCE koydum , çünkü öyle  ...”
 “ ... ÖYLEYSE DENEYİMLİ MİSİN ? HİÇ DENEYİMLİ OLDU MU ? BEN OLDUM , İZİN VER DE SANA KANITLAYAYIM ...”
İlk iki  45’lik  :   Hey Joe ve Purple Haze oldular .. ( Şubat – Mart 1967 )
Bob Dylan Hakkında :  Onu ilk dinlediğimde  bu kadar detone söyleme cesaretine sahip olduğu için adama hayranlık duymam gerekiğini düşünmüştüm. Fakat sonra sözlere dikkat etmeye başladım ve çarpıldım . Dylan etrafında gördüklerini not etmek için yanında sürekli not defteri taşırıdı .  ( Murat Beşer’in kulakları çınlasın )
B. Dylan hakkında 2: İnsanlar onu başından beri eleştirip “ Bacağı kırık köpek gibi şarkı söylüyor “ falan diyorlar . Bunu şarkı sözlerini anlamadıkları için söylüyorlar .  Bob Dylan’ın tadına gerçekten varmak istiyorlarsa  gidip şarkı sözlerini içeren bir kitap almaları ve ne dediğini keşfetmeleri gerekir  .  ( Bu satırların yazarı Bob Dylan için zamanında aynı fikirde olup sonrasında da aynen öyle yapmıştır )
Engelbert Humpedinck Hakkında :  Gerçekten çok iyi bir sesi var , kusursuz .  Hayal gücün kısıtlı ise iyi bir görünüm ve kusursuz bir ses gerekli belki !


Devam edecek ...

Geronimo Yalnız Kartal

15 Ekim 2015 Blues Perişan playlist


1 - Imagine - RAY CHARLES
2 Peace to the World - BB KING
3 - What You Never Want To Do - ROBIN TROWER
4 - Company Man - WARREN HAYNES
5 - Better Than Home - BETH HART
6 - Double Trouble - JOE BONAMASSA
7 - Couldn't Get It Right - CLIMAX BLUES BAND (1976) 

CLIMAX BLUES BAND 
8  - Blue Monday 
9 - Cruel 
10 - The Rubicon 
11 - Lonely Avenue 
12 - Bluesong 
13 - Broke Heart Blues 
14 - Miracle 
15 - I Feel So Blue 
16 - You Ain't Got The Right 
17 - Oxygen 
18  - Gossip Is Gold 

19 - Can't Sleep - GARY CLARK Jr
20 - Isn't That So - SHEMEKIA COPELAND
21 - Make up Your Mind - ALBERT CUMMINGS
22 - Justified  - ROBBEN FORD
23 - Big Block - JEFF BECK
24  - Leave Me - TINSLEY ELLIS
25 - Firebird Blues - SONNY LANDRETH

12 Ekim 2015 Pazartesi

CLIMAX BLUES BAND “Broke Heart Blues”

CLIMAX BLUES BAND
“Broke Heart Blues”

1968’de kurulan İngiliz blues rock grubu The Climax, alışıldık rock grubu formuna saksofonu temel enstrüman olarak katmış, özel topluluklardan biridir. Onların 70’li yıllarda yaptıkları albümler ülkemizde de talep görürdü. Plak döneminden hatırladığımız bu grup, 80’ler hatta günümüze kadar müzik yapmayı sürdürecekti. Bu aradaki dönemi kaçırmış olduğum için The Climax Blues Band’ın yeni bir albümünü görmem, eski bir dostla buluşma derecesinde sevindirici geldi. O uzun süre görülmeyen eski dostun hala aynı olup olmadığı gibi kuşkularla albümü dinlemeye koyuldum.
Grubun  bas gitaristi Peter Haycock’un iki sene önce 62 yaşında kalp krizinden ölmesiyle kurucu kadrodan hiç kimse kalmamış. The Climax Blues Band’a 1980 yılında katılan keybordcı George Glover grubun en eski elemanı olarak bu albümü oluşturmuş. Aslında Haycock’un beklenmedik ölümüyle yarım kalan çalışmaları tamamlayarak bu albümü oluşturmuş. Bunu yaparken de Thin Lizzy, King Crimson gibi rock tarihinde önemli bir yer işgal eden grupların elemanlarını da kadroya katarak Climax’ı “Super Group” (yani futboldaki ‘rüya takım’ gibi bir tanımlama) haline taşımış. Thin Lizzy grubundan Robin George vokal ve gitarıyla katılırken King Crimson’dan Mel Collins ise saksofonuyla destek vermiş. Davulda da Elton John ve Eric Clapton albümlerinden bildiğimiz Charlie Morgan yer almış.
“Broke Heart Blues” albümünde Peter Haycock’un ölümünden önce yapılan kayıtları da yer alırken 14 parçaya yer verilmiş.  Ray Charles’ın klasiği “Lonely Avenue”, 12 bar blues özelliğindeki “Gotta Get It Right”, slide gitar etkili nefis funky tavrıyla “Broke Heart Blues”  albümden ilk sıyrılanlar. Climax’ın saksofon ayrıcalıklı bir grup olduğunu söylemiştim, albümde de büyüleyici saksofon solosuyla açılan “Miracle” destansı rock anlatımını kullanırken, seksenlerin heavy rock havasını bizlere hissettiriyor. Saksofon solosunun güçlülüğünü hissettiğimiz “The Rubicon” etkileyici bir çalışma olarak aklımıza  yerleşiveriyor.

“Broke Heart Blues” güzel ve Climax Blues Band’e yakışacak bir çalışma. Albümün tek kötü yanı ise kapağı olsa gerek. Bilmem siz nedersiniz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...