The Nocturnals grubuyla tanıdığımız Grace Potter, bu yaz sonunda da "Mother Road" albümünü yaptı. 9 yaşındayken evden kaçan Potter, o dönemini hatırlayarak farklı karakterler ve hikayeler yaratmak için kaçak bir çocuk olarak yaşadığı deneyimlerinden yola çıkarak bu albümü yapma kararını alıyor. 2021'de tek başına araba ile Amerika'yı baştan başa gezmeye başlıyor. Bu süreçte yaşananlar bu albümün müziği ve şarkı sözleri olarak ortaya dökülüyor.
Bir araba ile uzun yollarda süren filmler hangimizin ilgisini çekmez ki... ya da bir arkadaşınızla arabada yolculuk ederken yanısıra yol şarkıları hazırlamanın keyfine ne dersiniz. Bu arada bizim BAM üçlüsünün (Bülent - Aptul - Meral) "Rock'a Göz Kulak Olma" etkinliği için yaptığımız yolculukları da özledim hani.
İşte size şimdi çok zevkli bir yol albümü sunacağım. Bunu evinizde oturup dinlediğinizde bile kendinizi yolculukta hissedeceksiniz. Öncelikle bu albüm de zaten yolda ortaya çıkmış. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan Grace Potter'ın "Mother Road" albümüne girelim.
Grace Potter ismini ilk olarak 2000'lerin ortalarında The Nocturnals grubuyla duyduk. Sonrasında solo olarak yoluna devam eden Potter bu yaz sonunda da "Mother Road" albümünü yaptı. Albüm birbirinden bağımsız olarak dinlenecek parçalardan oluşuyor ama baştan sona birbirini takip eden konsept bir albüm. 9 ya da 10 yaşındayken evden kaçan Potter, o dönemini hatırlayarak farklı karakterler ve hikayeler yaratmak için kaçak bir çocuk olarak yaşadığı deneyimlerinden yola çıkarak bu albümü yapma kararını alıyor. Tabi her şey bununla bitmiyor ve ve 2021'de tek başına araba ile ülkeyi baştan başa gezmeye başlıyor. Bu süreçte yaşananlar bu albümün müziği ve şarkı sözleri olarak ortaya dökülüyor.
"Mother Road" albümünü ilk parçadan başlayıp ara vermeden sonuna kadar dinlediğinizde bir film seyreder gibi akıp gidiyorsunuz. Öyle ki albümü dinlerken bunun bir filmi olsaymış gibisinden bir düşünceye de kapıldım. Aklıma bir anda 1970'lerin Rock Opera'ları geliverdi... açıkcası bu albüm de Tommy, The Wall gibi bir filme dönüşebilir ama bir farkla o da bir rock opera değil de yol opera olabilir.
Albüme ismini veren "Mother Road" ile başlayan parçada ilk ilgimi çeken ve beni kendisine bağlayan Potter'ın vokalinde Suzi Quatro tadının olmasıydı. Parçayla birlikte ritminde etkisiyle bir yolculuğa başladığınızı hissediyorsunuz. Ardından gelen "Truck Stop Angels"da baştaki efektlerle bir mola vermiş havasında devam ederken "Ready Set Go" başlıyor. Müzikal olarak 1970'lerin havasında nakaratlarda gene Suzi Quatro etkisi sizi bilmem ama beni fena halde alıyor.
Gene güzel bir geçişle "Good Time" başlıyor. Eğlenceli ve ritmik bu parçanın ardından yumuşak dokulu bir balad'a "Little Hitchhiker"la geçiyoruz. Bundan sonra gelen "Lady Vagabond" ile olanlar oluyor ve bir anda Ennio Morricone benzeri Western film müziği havasına giriyoruz. İddia ediyorum bu parçayı dinleyip de etkilenmeyecek kimse yoktur.
"Rose - Colored Rearview" ile hafiften country havasına girerek devam ediyoruz. Bu arada geri vokaller ile sona doğru gelen gitar tınısı harika duygular veriyor. "All My Ghosts'un karanlık havasından sonra gelen "Futureland" bizi bir anda eskilerin Ike and Tina Turner zamanlarına götürüyor. "Mother Road" albümünün finalinde yer alan "Masterpiece" ile albüm sona eriyor.
Sadece müzikleri değil ve şarkı sözleriyle de bizi muhteşem yolculuğa sokuyor Grace Potter. "Mother Road" albümü bir film tadında dinlenecek bir albüm. Her şeyin kısa sözcüklerle tüketildiği günümüz için Grace Potter'ın "Mother Road" albümü bulunmaz bir cevher.
Çocuklukta duyup rock'a sevdalandığınız grup veya şarkıcılar olmuştur. Ancak yaşınız biraz büyüdüğünde dinlediğiniz gruplar çoğalmış ve müzikal bakışınız gelişmiştir ve o ilk göz ağrınız olan grup ya da sanatçıyı basit (ya da pop) bulur ismini bile anmazsınız. Bundan yıllar önce bir arkadaşımın çocuğu ilkokula falan gidiyordu, babası bana, "Bizim çocuk da rock dinliyor." demişti. Tabi hemen neler dinliyorsun diye sorulur ya, bende öyle yapmıştım. Çocuk bana Europe'un "Final Countdown"ını sevdiğini söylemişti. Aradan yıllar geçti çocuk Lise'ye gidiyordu ve onunla yeniden karşılaştığımda Europe'dan bahsedecek oldum, çocuk ciddileşerek, biraz da kızgın, "Ben şimdi daha başka gruplar dinliyorum." diyecekti.
Ben de ilkokul yıllarımda Suzi Quatro ile rock dinlemeye başlamıştım. O zamanlar her dergide posteri, haberi çıkardı. Sonra genç olunca artık Suzi Quatro'dan bahsetmez olmuştum... Ama gene de seviyordum. Plaklarını bir yerde görmeyeyim hemen alıyordum. Bu arada bu hala sürer, onu da belirteyim.
O 1970'lerde erkeklerin hakim olduğu rock sahnesine bıçkın tavrıyla damgasını vurmuş biriydi. Kısa boyuna rağmen kocaman bas gitarla sahnede devleşen Suzi Quatro, tamamı erkeklerden kurulu grubun lideri olan ilk kadındı. Görüntüsü küçük bir kız çocuğu gibiydi ama bıçkın mı bıçkın bir görüntü sunardı. Bir dönemin ikonu ve unutulmazıydı benim için.
1980'den sonra sessizliğe bürünen Suzi Quatro, 2006 yılında çıkan "Back To Drive" albümüyle dönüş yaptığında artık 56 yaşındaydı. O geçmişin çılgın genç kızının yerinde orta yaşlarında bir hanım vardı ama albümdeki tarz daha da hard rock havasındaydı. Tabi artık dönem çok değişmişti ama gene de gündeme geldi ve bu 1970'lerin ikonunun hayatı bir belgesele konu olacaktı.
2006'dan sonra bir kaç albüm daha yapan Quatro konserler vermeye de başladı. Bu yazın sonunda Quatro, KT Tunstall ile birlikte "Face to Face" adında bir albüm yayınlayınca elbetteki ilgisiz kalamayacaktım.
İskoç folk rock müzisyeni olan KT Tunstall hayranı olduğu Suzi Quatro ile bir ortak arkadaşları sayesinde tanışıyor ve birlikte bir albüm yapma önerisinde bulunuyor. Böylece KT Tunstall gitarını, Suzi Quatro bas gitarını alıyor ve çalışmaya başlıyorlar. Bu ortaklıktan çıkan "Face to Face"in yapımcılığını da Quatro'nun oğlu LR Tuckey üstlenmiş.
"Face to Face" albümündeki parçaların besteleri ve sözleri KT Tunstall tarafından yazıldığı için Quatro'nun alışıldık sert ve asi havası yok ama bir basçı bir gitaristin uyumlu vokalleriyle harika ve dingin bir düet albümü ortaya çıkmış.
Bugün 73 yaşında olan Suzi Quatro geçmişin çıtı pıtı ama küfürbaz, asi, eli çakılı, dövmeli, bıçkın kızı değil artık ama bugünün "ağır ablası" olmaya devam ediyor. Bir yerden distorşın sesi gelirse neler olur, onu bilemem ama biliyorum ki yaş 73 olsa da bunun rock için bir engel göstereceğini sanmıyorum.
Oyuncu, şair, yazar, gazeteci, model Ayhan Bozkurt’un tek kişilik tiyatro oyunu "Olmayınca Olmuyor", bu salı (17 Ekim 2023) günü İstanbul Sarıyer'deki Maximum UNIQ Box Sahnesi'nde ilk kez sahnelenecek.
Yönetmenliğini ve oyunlaştırmasını Celal Tak'ın, yönetmen yardımcılığını Mert Tezişçi'nin, reji asistanlığını Buse İlker ve Seymen Paşalıoğlu'nun yaptığı oyun bir saat boyunca sizi mizahi bir yolculuğa çıkaracak.
Ayhan Bozkurt 1971 yılında doğdu. Hişt dergisinin yayın kurulunda yer aldı ve aynı dergide şiirleri yayımlandı. İlk şiir kitabı Ömür Ölümün Önsözü, 1995 yılında Rıfat Ilgaz Cide Edebiyat Odülü'nde övgüye değer görüldü. Kitap-lık, Adam Sanat, Varlık, Şiir-lik, Şiir Oku, Poetikus, Cumhuriyet Kitap, Yeni Biçem gibi birçok dergide şiirleri, yazılan ve röportajları yayımlandı. Öküz ve Hayvan dergilerinin yayın kurulunda görev aldı. 28 Numaralı Oda, Şehir Soyuldu, Al Sana Aşk şiir kitaplarının ardından ilk öykü kitabı Herkes Sevdiğini Öldürür yayımlandı. İlk romanı Barikattaki Çocnk, 2011'de Everest Yayınları'ndan çıktı. 2000 yılında bir grup tiyatrocu arkadaşıyla birlikte Mavi Boncuk Çocuk Tiyatrosu'nda üç sezon boyunca çocuk oyunları yazdı ve oyunculuk yaptı. Ölüm Çiçekleri, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir ve Sağır Oda adlı televizyon dizilerinin senaryo grubunda ve oyuncu kadrosunda yer aldı. Yüreğine Sor ve Kaptan Feza adlı uzun metrajlı sinema filmlerinde oyunculuk yaptı.
Heavy Metal'in efsane grubu Judas Priest bugün yeni single'ı "Panic Attack"ı yayınladı.
Parçanın girişinde bizi bir anda "Turbo" albümü zamanlarına döndüren parça, grubun 2024 yılının bahar aylarında çıkacak olan yeni albümü "Invincible Shield"ın ilk single'ı.
Blues gitaristi ve vokalisti D.K. Harrell'in albümü "The Right Man"i ilk dinlememle birlikte alel acele yaptığım şey, merakla daha önceki albümlerine bakmak oldu. Ancak bu çabamın nafile olduğunu anlamam çok kısa sürecekti. Zira "The Right Man"in Harrell'in ilk albümü olduğunu öğrenecektim. Bunu öğrenmemle birlikte aklıma bir başka soru daha takılacaktı: Böyle birikimli bir isim albüm yapmak için niye bu kadar beklemiş olabilirdi. Kısa bir süre sonra sanatçının 25 yaşında olduğunu öğrenmemle şaşkınlığım daha da artacaktı. Çünkü karşımda yılların birikimiyle olabilecek bir tecrübe, doygunluk vardı. "The Right Man" albümünde D.K. Harrell'i dinlediğinizde en azından 50 yaşının üzerinde, hiç yoksa otuz yıllık bir müzik geçmişi olan bir adam varmış gibi geliyor insana. Siz 50 dediğime pek bakmayın adam sanki BB King zamanından beri müzik yapıyormuş gibi.
Bu ilk albümdeki başarısına rağmen DK Harrell, iki yıl önce müzik yapmak için adım attığında kimsenin bilmediği hatta umursamadığı biriymiş. O kendi başına yaptığı YouTube videolarıyla cılız denemelerden öteye gidemiyordu. Ancak onu Susan Tedeschi fark edecekti. Böylece bir anda ortaya çıkan bu yetenek Bobby Rush, Gary Clark Jr., Mr. Sipp gibi isimlerle sahneye çıkacaktı.
1998'de Los Angeles'ta doğan D.K. Harrell, müzikle olan ilk bağını kilise korosunda şarkı söyleyerek başlatmış. Kısa bir zaman sonra da blues'a tutulmuş ve sekiz yaşındayken ilk enstrümanı armonika olmuş. Ergenlik dönemine gelince de gitara başlamış. İçine kapanık ve yalnız bir genç olan Harrell gitarı da kendi başına öğrenmiş ve bu konuda da YouTube videolarını neredeyse hatim etmiş. Bu çabası da ona yıllar sürecek bir birikim elde etmesini sağlamış.
2022 yılında katıldığı bir blues yarışmasında üçüncü olması ile insanların dikkatini çekecekti. Öyle ki albümü dinlediğinizde de farkedeceksiniz ki, Harrell'in çalış ve şarkı söyleyişinde BB King ilk akla gelen isim oluyor. Ancak bu BB King'i taklit etmekten öte sanki onunla birlikte müzik yapmış, kendi tarzı olan bir gitarist havasında.
11 parçanın olduğu bu ilk albümde DK Harrell'a muhteşem bir kadro eşlik ediyor. Ray Charles, Aretha Franklin, Nina Simone, Freddie King gibi büyük blues ustalarıyla çalışan basçı Jerry Jemmott albüm kaydında çalan önemli müzisyenlerden ilki. Jerry Jemmott'un dikkate değer bir başka yanı da BB King'in “The Thrill Is Gone” parçasının orijinal kaydında da bas çalıyor olması. Zaten albümü dinlerken BB King o döneminin büyük orkestralı halini bir hayli yaşamakta olduğumuzu fark ediyoruz. Kayıtlarda davullarda yer alan Tony Coleman'ı da BB King ile otuz yıl boyunca birlikte çalışıyor olmasından hatırlıyoruz. Klavyede yer alan Jim Pugh'ın da Etta James ve Robert Cray ile çalışmış olduğunu da belirtmeliyiz. Ritim gitarda Kid Andersen ile gerideki muhteşem kadro oluşmuş. Ayrıca nefeslilerden oluşan bir kadro ile Aaron Lington, Stephen “Doc” Kupka ve Mike Peloquin (saksafon), Neil Levonius ve John Halbleib(trompet) , Mike Rinta ( trombon) yerlerini almış. Vurmalılarda kongacı Jon Otis , geri vokallerde Tia Carroll, Lisa Andersen, Quique Gomez ve Alabama Mike katkı verirken yaylılardan oluşan düzenlemeyi de Don Dally yapmış.
"Blues bir hikaye anlatmalı ve günümüzde pek çok şarkının bunu yapmadığını görüyorum" diyen Harrell, “Ama amacım kalıcı bir izlenim bırakmak.” diye ekliyor. Gitarist bunu da çok güzel başarıyor. "The Right Man" albümündeki 11 parçaya baktığımızda çalma ve söyleme güzelliğinin yanında şarkı sözleriyle de dikkat çekiyor.
D.K. Harrell 25 yaşında bir blues gitaristi ve vokalisti ama 70 yaşında gibi bir birikime ve doygunluğa sahip. İlk albümü olan "The Right Man"ı yeni çıkardı. Kaçırmayın derim, zira önümüzdeki yıllarda (hatta ötesinde) isminden bol bol bahsedilecek gibi.
2003 yılında Joe Bonamassa, iki albüm yapmış ve daha kendini kabul ettiremediği zamanlarındaydı. Bir de buna tuz biber eker şekilde plak şirketi tarafından da kontratı feshedilmiş durumdaydı. Biliyorum o arabesk filmlerin "Acıları Çocuğu" havasına gireceğiz ama Bonamassa bunlara ek olarak , menajeri tarafından da harika bir kazık yemiş ve kelimenin tam anlamıyla ortada bırakılmıştı. İşte böyle bir ortamda genç gitarist büyük bir riske girerek blues coverlarından oluşan bir albüm hazırlar. Albert Collins, Elmore James, BB King gibi ustaların blues klasiklerinden yorumladığı 9 parçaya ek olarak üç adet yeni bestesini de koyan Bonamassa, albümün ismini de Jeff Beck'in bir parçasından alarak, "Blues Deluxe" diye isimlendirir.
Bu riskli girişim bir anda başarıya ulaşır ve olumlu eleştiriler alır. İşte böylece hem moral hem de ilgi toplayan Joe Bonamassa bugünlere kadar gelir.
O günden bugüne tam tamına 20 yıl geçti ve artık Bonamassa blues rock'ın en aranılan ve prestijli ismi. Şimdilerde yapılan bir röportajda usta bluesçu 2003 tarihli Blues Deluxe" albümüyle ilgili, “O günlerde bana bu albümün 20. yılını göreceğin bir kariyerin olacak deseydiniz gülerdim” demiş.
İşte yirmi yıl sonra ikinci bölüm olarak hazırlanan "Blues Deluxe Vol.2" beş gün önce, 5 Ekim 2023 tarihinde piyasaya çıktı. Bonamassa'nın yapımcılığını Josh Smith'le birlikte üstlendiği albümde Bobby Bland , Fleetwood Mac ve Albert King'e kadar blues ustalarının sekiz cover versiyonu yer alırken iki tane de orijinal yeni şarkı seslendirilmiş.
Bunca yıl aradan sonra "Blues Deluxe"un ikinci bölümüyle buluşmak harika bir şey. Şu ara dinlemekten yazıya devam etmeye fırsat bulamıyorum. Bir ara fırsat bulursam albüm hakkında bir kritik yazarım diyorum ve burada bitiriyorum. Ama size bir şey söyleyeyim, benden yazı falan beklemek yerine albümü oturun baştan sona dinleyin, olay zaten Blues Ansiklopedisi gibi.. yani her şey orada.