6 Kasım 2019 Çarşamba

Leonard Cohen / Yazar, Şair, Müzisyen ya da Tekmili Birden

Leonard Cohen / Yazar, Şair, Müzisyen ya da Tekmili Birden (2016) – 19,1 x 28,5 cm
(Harman Gültekin koleksiyonu)

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 4

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



LEONARD COHEN 
"Yazar, Şair, Müzisyen ya da Tekmili Birden"

İyi bir Leonard Cohen dinleyici değilim, hatta eskiden de çok sevmezdim.  Zaman içinde tanımaya başladıkça yıldızım barışmıştı ama bu tam anlamıyla bir yakınlık değildi. Sonrasında "Görkemli Kaybedenler" romanıyla onun yazarlığını farkettim. Buna rağmen de bir yakınlığım hala yoktu. 
Son 10 yıldır biraz olsun Cohen'e algı kapılarım açılacaktı o da şarkılarının kavırlarından olacaktı, tabi bir de "Future"ı onun yorumuyla sevecektim. 
Leonard Cohen hayata veda ettikten sonra bir yazı hazırlama sevdasına girişirken, aşağı yukarı bütün şarkılarının sözlerini bir bir taramaya başladım, işte o zaman bütün her şey değişecekti. Karşımda kelimenin tam anlamıyla bir şair vardı. O gün bugündür onun şarkı sözlerinin iyi bir çeviriyle şiir kitabı olarak yayınlanmasını hayal etmiştim. Kısacası bana göre o bir şairdi. Bir süre sonra bunun da yetmeyeceğini anladım. Leonard Cohen hem bir şair hem edebiyatçı, hem de müzisyendi. Belki bunlar da yetişmeyecekti. Tam anlamıyla bir ironi ustası hatta mizahçı yönü de vardı. Yani Leonard Cohen'i tam kavramak için insan çok farklı pencerelerden bakmalıydı. İşte portrelerini çizmeye koyulurken de bu farklı açılardan bakmanın keyfi doyulmaz bir şeydi ve dinlerken de öyle olmalıydı. Gene de Leonard Cohen, en sevdiğim müzisyenler arasında ilk sıralarda değildir ama en entelektüel müzisyenlerden biri olduğu kesindir. 


Aptulika

1 Kasım 2019


Pete Seeger - "This Land is Your Land"

Pete Seeger / This Land Is Your Land ( 2014) – 21 x 29,7 cm

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 3

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



PETE SEEGER 
"This Land is Your Land"

Bir elinde bonjo ya da gitar köy, kasaba, şehir demeden dolaşan bir müzik insanı. Bir yerde işçiler grev mi yapıyor, teklifsiz orada müziğiyle eyleme katılan biri. Ku Klux Klan bir yerde siyahlara mı saldırdı müziği ile faşistlere karşı meydan okuyan bir harika adam. Kısaca Pete Seeger.
  Ne kadar da bizdeki Aşık geleneğine benziyor değil mi? Karacaoğlan, Köroğlu gibi  ya da o ruhu 20. yüzyılımıza taşıyan Aşık Mahzuni, Aşık İhsani gibi. 
Amerika'da da Pete Seeger bir dönem müziğiyle sömürüye ve faşizme direnen eylemci bir folk müzisyeni. Bu yüzden konserlerinin çıkışında yolları ellerinde sopalarla faşistler doldurup, onu linç etmek istediler. Susmayan bu sesi bütün gericiler birleşip ABD'de "Cadı Avı"nda yoketmeye çalıştılar. Komünist diye sorguladılar. Ancak dünyanın her tarafında plakları dönüyordu. Baktılar gene de engel olamıyorlar, "Kara Liste"ye aldılar. Ondan sonra yıllarca süren iş verilmeme, konser verememe, albüm yapamama. 
Herşeye rağmen Pete Seeger yaşıyor ve müziği hala rock ve folk müzisyenleri tarafından seslendiriliyor ama onu kara listeye alanlardan hiç birinin adı sanı anılmıyor.   

Aptulika

15 Ekim 2019


Neil Young milyonlarca doları geri çevirdi


1972 yılının Şubat ayında piyasaya çıkan "Harvest" albümü Neil Young'ın müzik hayatında en çok satışı yapan ve tanınan çalışması. Bu albümde yer alan Heart of Gold", "Are You Ready for the Country?" ve "Old Man" gibi klasikleşmiş Young başyapıtlar da yer almaktaydı. 

Klasikleşmiş albümlerin konser tunelerini yapmak son dönemlerde çok moda. Organizatörler de 47 yıl önceki bu albümün turnesini yapmak için kolları sıvayıp, Neil Young'a teklif yapmışlar. Young da klasik albümlerin tümüyle çalındığı konser turnelerine asla çıkmayacağını söyleyerek teklifi reddetmiş. Hatta albümün ismine gönderme yaparak, "Hasat değil Ekin turnesi yapalım." diyerek dalgasını da geçmiş. 
"Bana 'Harvester' turnesi için  milyonlarca dolar teklif edildi."  diyen Neil Young, "Seneler önce benimle çalan Stray Gators grubundan ölen arkadaşlarımız oldu. Şimdi kalkıp, onlar olmadan sahneye çıkıp çalmak istemiyorum." diyerek sözlerini tamamlayarak, bu teklifi reddetti.


Black Crowes dönüyor mu?



"Black Crowes yeniden mi kuruluyor?"

Dört yıl önce dağılan Black Crowes için bu soru bir anda gündeme geldi. Bu konuda resmi bir açıklama yapılmasa da geçtiğimiz hafta grubun sosyal medya hesabında iki sarhoş karga karikatüründen oluşan simgesi yenilenerek yayınlanınca bu soru akla gelmişti. Planet Rock isimli rock müzik haber sitesi bu soruyu dün manşet haberine taşıyınca, grubun hayranları da umutla beklemeye başladı. Bekleyip göreceğiz bakalım.

5 Kasım 2019 Salı

Folk Çiftliği

Bob Dylan / Folk Çiftliği (2019) – 20 x 29,5 cm (Evrim Memik koleksiyonu)

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 2

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



BOB DYLAN 
"Folk Çiftliği"

Bu sergiyi 35 yıl önce açmış olsaydım, Bob Dylan yerine Joan Baez'e yer verirdim. Lise zamanlarımda Baez'e deliler gibi tutkundum ve birlikte yaptıkları çalışmalarda Bob Dylan'ı onun vokaline hiç ama hiç yakıştıramazdım. Bu yüzden birlikte yaptıkları plakları dinlemek değil, evime bile sokmak istemezdim. Daha sonraki yıllarda Joan Baez, İstanbul Festivali'ne konsere gelince ilgim de azalmaya başlamıştı. Yani sergiyi 30 yıl önce açmış olsam bu iki isim de yer almazdı. Ancak Bob Dylan'a biraz ısınmaya başlamıştım ama parçalarını kendinden değil de başkalarının yorumlarından dinlemek hoşuma gidiyordu. 
2000'li yılların ortalarına doğru Martin Scorsese'ın yaptığı Bob Dylan belgeselinden sonra kanım ısınmaya başlayacaktı. Özellikle de Amerikan folk müziği geleneğinin taşıyıcısı olarak gördüğüm sesi daha iyi algılayacaktım. 
Her şeye rağmen Bob Dylan'la yıldızım gene de kolay barışmayacaktı. Bu sefer de yıllar içinde portresini yapmak da zorlanacaktım. Benim yaptığım çizimleri Bob Dylan'a tutkun olan insanlara gösterdiğimde değil beğenmek tanımıyorlardı bile. Açıkcası 20 yıldır bir çok Dylan çizimi yaptımsa da ne beni ne de başkalarını mutlu etti. Ta ki sergideki bu çizimi yapana kadar. Buna benzer bir iki çizimde de başarı yakalanmıştı ama hepsinin ortak yanı genç hatta ünlü olmadan önceki haliydi bu. O Amerikan protest folk ustaları Woody Guthrie, Peter Seeger'in bayrağını aldığı yılların Bob  Dylan'ı. 
Bence bu çizim olmuştu ama nasıl? 
Sevgili dostum Bülent Seyitdanlıoğlu radyo programı "Kulak Misafiri"nde iki albüme yer verecekti. Bunlardan biri Bob Dylan'ın albümüydü. Diğeri ise Prince'in kariyerinin öncesinde evde piyanosuyla kaydettiği kayıtlarından oluşan bir albümdü. Bende program yayına girmeden önce tanıtımı için çizgi roman vari bir çizim yaptım. Prince'in kentli yanını vurgularken, Dylan'ı da köylü olarak esprili bir şekilde kurguladım. İşte oradaki karelerden birinde de bu çizimi yapmıştım. Folk Çiftliğinde bir Bob Dylan. Keşke çizimin yanına bir radyo koyup, o programı da dinletebilseydim. 
Aptulika
5 kasım 2019





Patron Yollarda

Bruce Springsteen / Patron Yollarda (2019) – 22,3 x 35 cm / suluboya ve ecoline (Metin Uzelli koleksiyonu)


"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 1

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



BRUCE SPRINGSTEEN 
"Patron Yollarda"

Seksenli yıllarda "Born in the USA" şarkısıyla tanımıştım onu. O dönemin pop liste parçalarından sıyrılıp rock tadını bulduğum, enerjili bir çalışmaydı. Aradan kaç yıl geçti kim bilir, ama etkisi bir nebze bile olsun azalmadı. İtiraf etmem gerekirse bu parça dışında da hiç bir zaman ısınamamıştım, Springsteen'a. Bu 2002 albümü "The Rising"e kadar sürdü. ABD'de de İkiz Kuleler'e 11 Eylül 2001'de yapılan saldırıdan sonra yaşanan şoku en iyi anlatan bu albümde Bruce Springsteen'in bir derdi olan sanatçılardan biri olduğunu anlayacaktım. Sonra daha eski çalışmalarına da tekrar ön yargısız bir şekilde baktığımda ise bir ozan geleneğini taşıdığını farkedecektim.

Bruce Springsteen'ın en sevdiğim şarkısı "Born in the USA"ydi ama aynı zamanda antipatiyi de oluşturan örnekti. Bu yüzden onu hep Amerika'yı kutsayan adam gibi görürdüm. Sadece o mu lakabı olan "The Boss" yani "Patron" da bu antipatiye eşlik eder ve ön yargımı kuvvetlendirirdi. Eh ne de olsa dünyanın patronluğuna özenen Amerikan Emperyalizmi aklıma gelirdi ister istemez. Oysa o şarıdaki göndermelerde de bir Amerikalının o politikaları sorgulayan, kinayeli tavrı vardı. "Patron"luğa gelince, o da Springsteen'inin ilk yıllarından kalan bir lakap olup, benim evhamlarımla hiç ama hiç alakası yokmuş. Tanınmadığı yıllarda çaldıkları barlarda grup arkadaşları konser sonrasında parayı almak için cüsseli olduğu için onu gönderirlermiş, yani patronluk o sebepten. 
Bruce Springsteen ile yıldızımın barışmasına en büyük etken ise Barack Obama'nın ABD başkanlığına geçtiği gün yapılan törende yanına Peter Seeger'i alarak çıkmasıydı. Peter Seeger, 1950'lerin "Komünist Avı"nda sorgulanan ve yıllarca yasaklanan folk müzisyeniydi. İşte o gün bir anlamda bu usta sanatçının "iadeyi itibarı" veriliyordu ve bunun mihmandarlığını da Bruce Springsteen yapıyordu. 
Sergi için yaptığım çizime "Patron Yollarda" dedim, çünkü onu dinlerken yollarda giden gezgin bir folk şarkıcısını hissediyordum. O yoldaki duraklardan birinde de siz olabilirsiniz ve patron size de dokunabilir. 

Aptulika
22 Ekim 2019

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...