15 Haziran 2019 Cumartesi

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 107


Piyale Madra
"Ademler Ve Havvalar II"
Remzi Kitabevi
(1. Basım: 1999)

Bu hafta iki kitabı aralıklı olarak okuduğum için her ikisini de bitiremedim. Bu yüzden bu haftaki "Blues Perişan Kütüphanesi" yazısına yer veremeyecektim. Bugün kitaplardan birini bitirip, hemen yazmaya kalksam da çok aceleye gelecekti. Bir ara kendime kızıp, içimden, "Keşke geçen hafta iki kitap tanıtacağına birini bu haftaya bıraksaydın." dedim. Ama çare yok bu hafta yazı olmayacaktı. İşte bu düşüncelerle sokakta gezinirken sahafta Piyale Madra'nın bu kitabını görüp hemen alacaktım. Almamla keyifle sayfaları çevirip o güzelim karikatürlere bakmaya koyulacaktım. 
Doksanlı yıllarda çıkan "Yeni Yüzyıl" ve "Radikal" gazetelerini biraz 'hormonlu sol' bulurdum ama kimi zaman kültür sanat sayfaları var diye takip ederdim. O gazetelerden sadece aklımda kalan iki köşe vardı. Onlardan biri Emre Ulaş'ın "Cilalı Taş Devri", diğeri de Piyale Madra'nın Ademler ve Havvalar" köşeleriydi. O iki gazeteden aklımda "önem hanesinde" kalan iki köşe de karikatüristlere aitti. Bugün Piyale Madra'nın bu karikatür albümünü bulmak benim için güzel bir sürpriz oldu.
Piyale Madra'nın çizgilerini ilkin 80'li yıllar boyunca Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan "Piknik" isimli bant karikatürleriyle görmüştük. On yıl süren bu süreçten sonra "Ademler ve Havvalar" bantlarıyla 1994'te Yeni Yüzyıl gazetesi ve ardından da 1988'de Radikal gazetesi'nde takip ettik. 
Bu hafta sonu bir karikatür albümü ile açılması çok keyifli oldu doğrusu, tavsiye ederim. Yazı kısa oldu belki ama karikatür az çizgi ve az yazı ile olmalı. Her ne kadar ben birincisini pek başaramasam da. 

Aptulika


13 Haziran 2019 Perşembe

GÜNÜN ALBÜMÜ: Iron Butterfly'dan "In-A-Gadda-Da-Vida"





GÜNÜN ALBÜMÜ
"Bir gece geç saatlerde Bushy aşçı olarak çalıştığı pizzacıdan eve döndüğünde bir kilise orgcusunun oğlu olan Ingle'ın kırmızı şarapların dibine darı ekip yeni bir şarkı bestelemiş olduğunu gördü. Doğru düzgün konuşamayacak durumda olan Ingle şarkının adını geveledi ve Bushy'de ne duyduysa onu yazdı. Böylelikle aslı "In the Garden of Eden" olan "In-A-Gadda-Da-Vida şarkısı ortaya çıkmış oldu."

İşte, "Ölmeden Önce Dinlemeniz Gereken 1001 Albüm" isimli kitapta doğuşu bu şekilde aktarılan şarkı, aynı zamanda efsane Iron Butterfly tarihinin 1968 yılında çıkan ikinci albümünün de isim şarkısı.
Şarkının bir özelliği de 17 dakikalık süresiyle albümün ikinci yüzünün tamamını kapsaması.
In-A-Gadda-Da-Vida, bir milyondan fazla satmış ve işte bu nedenle popüler müzik tarihinde platin plak ile ödüllendirilen ilk albüm olmuş.
Hepsinden öte, bu albüm psikedelik bir başyapıt.
Günün albümü olma nedeni ise bundan 51 yıl önce tam da bugün yayınlanması...

Kaliforniya otoyolundan 1960'lara yolculuk



Bruce Springsteen'in "Western Stars" albümü, bugün (14 Haziran 2019)  piyasaya çıktı. Columbia Records etiketiyle yayınlanan Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Bruce Springsteen'in on dokuzuncu stüdyo albümü olan "Western Stars"ta Sprinsteen'in önceki iki albümünde de çalışan Ron Aniello prodüktörlüğü üstlenmiş.  

Albümün ilk single'ı "Hello Sunshine", 26 Nisan'da bir müzik videosu ile birlikte çıkmıştı. Bunu 17 Mayıs 2019’da albümün ikinci single'ı   "There Goes My Miracle" takip etti. yayınlandı.  Albümün üçüncü single'ı ise "Tucson Train"dı ve o da 30 Mayıs 2019’da çıkmıştı.

Bruce Springsteen yeni albümü "Western Stars"ta "1960'lı yılların sonu ve 70'lerin başlarındaki Güney Kaliforniya tarzı pop soundunu yakalamaya çalışmış.  Bunun yanında albümün dikkat çekici bir diğer yanı da orkestral düzenlemeleri ve bu da albüme sinemasal bir etki vermiş. Zaten albümün içindeki şarkıların konuları da uzun oto yollarında uçsuz bucaksız çöl görüntülerinde yol alır gibi... Amerikan rüyasının hayalleri ve hayal kırıklıkları içinde sıradan Amerikalı insanın umutları ve umutsuzlukları. 

Springsteen'in, 19. albümünde, 70 yaşına girmenin birikiminde  ama yeni şeyler denemeye söylemeye  kararlı olduğunu gösteriyor.  


Western Stars  

1. “Hitch Hikin’”
2. “The Wayfarer”
3. “Tucson Train”
4. “Western Stars”
5. “Sleepy Joe’s Café”
6. “Drive Fast (The Stuntman)”
7. “Chasin’ Wild Horses”
8. “Sundown”
9. “Somewhere North of Nashville”
10. “Stones”
11. “There Goes My Miracle”
12. “Hello Sunshine”

13. “Moonlight Motel”


“Tucson Train”


68 yıl öncesinin filmi...48 yıl önceki bir anı ve Cumhuriyet gazetesindeki Bora Ayanoğlu Söyleşisi



68 yıl öncesinin filmi...48 yıl önceki bir anı

Çocukken ailecek bir filme gitmiştik. Aslında çocukken ailecek gidilen sinemaların sayısını toplasak elbette ki bir film akılda kalmaz, bunun ayrıcalığı ise babamın heyecanıydı. Onun ilk gençliğinde izlediği siyah beyaz bir film, 1971 yılında tekrar düzenlenerek renkli hale getirilmişti. İşte o günün anılarında babamın o gençlik çağında izlediği bu filmi ve başrol oyuncusunu öve öve bitirememesi hala hafızamdadır. 

 1951 yapımı bu film, döneminin en önemli prodüksiyonlarından biri olan "İstanbul'un Fethi"ydi. 
Sami Ayanoğlu - 1951 yılı İstanbul'un Fethi fiminde

Aydın Arakon'un yazıp yönettiği bu siyah-beyaz film, Türkiye sinema tarihinin ilk en yüksek bütçeli filmlerinden biriymiş ve oynadığı dönemde çok ses getirmiş. İşte o film 1971 yılında bir tamirden geçerek tekrar gösterime girmişti. Tamir sırasında renklendirilerek bozuk sesler sebebiyle yeniden seslendirilmişti. Bu arada o günlerde izlediğim film yeniden elden geçirilmişti ama renklendirilmesine gelince, olay sadece bir sarı rengin siyah beyaz bir fotoğrafın üzerine konulması şeklindeydi. Zaten tamamen renkli hale getirmek için daha 25 hatta 30 yıl geçmesi gerekiyordu. 

Babamın heyecanla bizi o filme götürmesi hep aklımda kalmıştır. Babamın heyecanının bir sebebi de filmde başrolü oynayan tiyatro sanatçısı Sami Ayanoğlu'na duyduğu hayranlıktı. O filmdeki rolü o kadar güzelmiş ki ondan sonra Fatih Sultan Mehmet rolü oldu mu hep o akla gelirmiş. Açıkcası babamın ilk (1951'de) 19 yaşında, benim ise (1971'de) 9 yaşındayken izlediğim bu filmde Sami Ayanoğlu rolüyle Fatih Sultan Mehmet'le özdeşleşmiş gibiydi. Sonralarda da Sami Ayanoğlu'nun oyunculuğunun güçünü şimdi aklıma gelmeyen bir filmdeki uyanık kaba savaş ( İkinci Dünya Savaşı) fırsatçısı tiplemesiyle hatırlarım ki harikadır. Zeki Müren ve Cahide Sonku'nun oynadığı başyapıt olan "Beklenen Şarkı" filminde de Sami Ayanoğlu'nun oyunculuk gücüne ancak şapka çıkartılır doğrusu.
 
Sami Ayanoğlu bir başka filmde Namık Kemal rolünde

Bu kadar farklı rolleri başarıyla canlandırabilen bir oyunculuk yeteneği olan Sami Ayanoğlu, yüz yapısının benzerliği ile hep Fatih Sultan Mehmet rolleriyle hatırlanacaktı. Bunda tabi o zamanının yüksek bütçeli filmi "İstanbul'un Fethi"nin de payı vardı, kuşkusuz.
Sami Ayanoğlu'nun ölümünden sonra oğlu Bora Ayanoğlu Yeşilçam diye tabir edilen sinema filmlerimizde Fatih rolünde görülecekti. O her ne kadar 1970'lerin bol gişeli iş yapan "Kara Murat" filmlerinin  Fatih rollerinin vazgeçilmezi olsa da farklı müzisyenliği ile aklıma kazınacaktı. 1977 yılında çıkan "Beyaz Güvercin" LP'si (albümü) önemli bir milattı. Daha öncesinde çıkan "Güller ve Dudaklar" şarkısı zaten filmiyle de aklıma kazınmıştı ama bu albümde "Rose Maria", "Yunus" ve daha niceleri vardı. O dönemde moda haline gelmiş olan yabancı parçalara Türkçe söz yazma alışkanlığı onda yoktu; şarkılarını kendi besteliyor ve şarkı sözlerini de kendi yazıyordu. İşte o günlerde Alpay'dan tanıdığım "Fabrika Kızı" şarkısının da ona ait olduğunu öğrenince hayranlığım tam da artmıştı. 

Geçen hafta o günlerden anılarımı tekrar depreştiren bir röportaj görecektim. Geçtimiz Cuma günü, 7 Haziran 2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Mustafa K. Erdemol, Bora Ayanoğlu ile harika bir söyleşi yapmıştı. Tarihe oturacak bu röportaj'ı sizlerle paylaşmak isterim.  Ancak röportajın tamamına yer vermeyeceğim, zira Mustafa K. Erdemol ve Cumhuriyet gazetesi'nin emeğine haksızlık etmemek için önemli gördüğüm bölümlerden alıntılar yapacağım. Yazının tamamımını okumak için aşağıdaki linke tıklayıp gazetenin sitesinden okuyabilirsiniz.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/1428068/Sinemanin_Fatih_i__muzigin_toplumsal_savascisi.html

Aptulika







Sinemanın Fatih’i müziğin toplumsal savaşçısı

 (Cumhuriyet Gazetesi - 7 Haziran 2019 Mustafa K Erdemol'un Bora Ayanoğlu ile yaptığı söyleşiden alıntı.)

Şu sıralar bir muhbir vatandaş yüzünden başı devletle belaya giren Alpay’ın seslendirdiği Fabrika Kızı’nı bestelediğinde 22 yaşındadır Ayanoğlu. Bu güzel şarkı ülkemiz pop müziğinin ilk proleter şarkısıdır müzik araştırmacısı Naim Dilmener’e göre. Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı’ndan önce yazılıp bestelenmiştir

Ayanoğlu’nun bestelerinin çoğu toplumsal sorunlarla ilişkilidir zaten. Bireycilikten uzak, toplumcu bir anlayışı olan Ayanoğlu’nun, “işin ehli”ni arayıp bulma tutumuna örnek, işte şu yukarıdaki cümleleridir.


Notaların uçuştuğu bir ev
Ülkemiz sanatına çok ama çok katkısı olmuş bir aileden geliyor Bora Ayanoğlu. Babası tiyatro sanatçısı Sami Ayanoğlu güçlü bir aktördü. Benim kuşağım onu Fatih Sultan Mehmet rolüyle anımsar sinemadan. Anneanne Abdülhak Hamit Tarhan’ın şiirinden bestelenmiş Makber şarkısını ilk söyleyen kadın sanatçıdır. Ev kantocu doludur, öyle ki hane halkını eğlendirmek için kantolar söylerler. Baba Ayanoğlu sık sık eve kendisi gibi aktör arkadaşlarıyla gelir, birlikte saatlerce senaryo üzerinde çalışırlar, ardından rol aldıkları film için sete giderlerdi. Konservatuvar gibi bir ev yani. Böyle bir ortamda büyüyen biri olarak Bora Ayanoğlu’nun girdiği konservatuvardan (kendi deyişiyle) “yeteneksizliği yüzünden” atılmasına çok ama çok şaşırdım.

Tabii ki yeteneksiz değildi. Müziği her şeyiyle iyi bilen biri olduğunun kanıtı hâlâ dillerden düşmeyen şarkılarıdır. Güller ve Dudaklar’ı kim unutabilir? Askerdeyken Deniz Komutanlığı Show orkestrasındadır. Orkestrayla Almanya’nın Kiel kentinde tüm askeri orkestraların yer aldığı yarışmaya katılırlar. Tam altı dilde şarkılar söylerler. İki buçuk saat kaldıkları sahnede onları coşkuyla izleyenler arasında İtalyan ve İspanyol işçiler de vardır. Yıllar geçse de bunu hiç unutmaz Ayanoğlu.
Sinemaya da, tiyatroya da, müziğe de aynı anda başlayan Bora Ayanoğlu’nu sanat ortamının içinde doğup büyüdüğü için avantajlı sananlar yanılabilirler. “Örneğin sinemada başrol oynamam çok uzun sürdü” derken nedenini de belirtiyor: “Babamın oğluydum çünkü. Bu nedenle bir kenarda kaldım”. “İkinci rollerde oynadım” derken buna üzülmediğini, daha sonra babası gibi “Fatih’i oynadım” derken de böbürlenmediğini görmek bu gerçekten mütevazı sanat adamına saygıyı arttırıyor. Dönemin politik ortamının da etkisiyle 1979’da Devlet Tiyatroları’ndan ayrılır ancak özel tiyatrolarda oynamaya devam eder.


Her bestesi kalıcı oldu
Ama büyük bir müzik adamıdır. Yaptığı, neredeyse her şarkı kalıcı iz bırakır. Fabrika Kızı örneğin. Cibali Tütün Fabrikası işçilerinin dramlarına ilişkin gazete haberlerinden, kendi gözlemlerinden yola çıkarak sözlerini yazıp bestesini yaptığı bu parça müzik tarihimizdeki sarsılmaz yerini koruyor yıllardır. Bir röportajda sormuşlar, “Fabrika Kızı şarkısını kime yazdınız?” diye. Yanıtı şudur: “O aslında bir sevgiliye yazılmadı. Komünizmin fikir babası Karl Marx’ın ürettiği düşünce akımı olan Marksizmin tanımıdır şarkının sözleri”.

Kimileri böyle düşünmeyebilir ama Ayanoğlu’nun esin kaynağının Marx olması az şey değildir. Hiç de fildişi bir kulede yaşamadığını bu yanıtından anlamak zor değil. Toplumsal mücadele tarihinde itirazını kendi alanında dile getirmiş bir sanatçıdır Bora Ayanoğlu. Değerlidir elbette. Çok hem de.
Fabrika Kızı o kadar tutulur, o kadar sevilirki, şarkıda kendilerinden söz edilen tütün işçisi kadınlar, Ayanoğlu’nu mektup yağmuruna tutarlar. Bu mektuplar arasında, yüzlerce imzanın bulunduğu bir de tuvalet kâğıdı rulosu vardır, o kadar imza başka nereye sığdırılabilir ki? 12 Mart askeri darbesinin yasakladığı ilk şarkılardan biri de Fabrika Kızı’dır..
Yine Alpay’ın seslendirdiği “Tren” (1970) adlı bestesinde de kırdan kente göçün acılarını anlatır.

Kadınları ya da kadın sorunlarını anlattığı birçok parçası var. Bizim, muhteşem Hümeyra’dan dinlediğimiz, 1972’de bestelediği Adım Kadın bunlardan biridir örneğin. Adları şaşırtmasın ama Kara Mehmet’de de (bu daha eski bir bestedir, 1968’den), 1973’te bestelediği Recep’te de kadınlara ait hikâyelere yer vermiştir.


O bir telif hakları savaşçısı
Uzun süredir parçalarının telif haklarını almaya çalışıyor bu büyük sanatçı. Büyük emek harcadığı, halkın dilinden düşürmediği şarkıları üzerinden haksız kazanç sağlayanlara karşı büyük bir mücadele veriyor. Fabrika Kızı’nı Pitbull adlı bir grubun kendisininmiş gibi göstermesine tabii ki sessiz kalmayacaktı. Yunus adlı parçası neredeyse tüm filmlerde kullanıldı ama tek bir telif ücreti alamadı. Yurtdışında da hâlâ çalınan besteleri için hak arama çabasını sürdürüyor.
Evinde ziyaret ettim Ayanoğlu’nu. Elleriyle yaptığı börek eşliğinde sohbet ettik. Ne “Kimse beni hatırlamıyor” diye yakındı ne de kimilerinin yaptığı gibi “günümüz sanatçılarını” yerden yere vurdu. “Hâlâ bize talep var” dedi bir ara sakince. Kesinlikle katılıyorum bu belirlemesine. Tabii ki bugünkü sanat ortamından hoşnut değil ama toptancı bir reddedişi de yok kimseyi. Mütevazılığı da sanatçılığı kadar büyük.

Yaptığı işi tek cümleyle özetliyor: “Farklılık yaratmak istedim.” Ne kadar farkında bilemem ama yarattığından emin olmalı. Reddedilemez bir Bora Ayanoğlu gerçeği var gerçekten de.
Küçük bir operasyon için ameliyat odasına doktorlarla hemşirelerin hep bir ağızdan söyledikleri “Güller ve Dudaklar” şarkısıyla götürülen biri olarak fark yaratmadığını söyleyebilir mi Bora Ayanoğlu?
O dahil kimse söyleyemez.

 (Cumhuriyet Gazetesi - 7 Haziran 2019 Mustafa K Erdemol'un Bora Ayanoğlu ile yaptığı söyleşiden alıntı.)
Tamamını okumak isterseniz:
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/1428068/Sinemanin_Fatih_i__muzigin_toplumsal_savascisi.html



10 Haziran 2019 Pazartesi

1975'ten bir başyapıt: "Güven Parkı"

1975 yılında Alpay'ın " Güven Parkı" isimli LP'sinde yer alan aynı isimli bu uzun parçanın sözlerini Can Arpaç yazmış, müziğini de Müjdat Akgün yapmıştı. Müzikalitesi ve yorumu o yıllara göre öncü bir çalışmaydı, "Güven Parkı". 




1970'li yılların son yarısında sol kültür yükselişe geçmişti. Müzikte bundan nasibini almıştı ve devrimci müzik yaygınlaşırken, popüler müzik içinde de (tabi o dönem Hafif Batı Müziği denilse de Anadolu Rock) protest ve devrimci yaklaşımlar yoğun biçimde hissediliyordu. İşte o yıllardaki Hey dergilerinden birinde üç tam sayfa röportajın kocaman manşeti, tırnak içinde şöyleydi:
"Devrimci Müzik değil, Müzikte Devrim yapalım!"
Bu röportaj, Alpay ile yapılmıştı ve sorulan "Devrimci müzikle ilgili ne düşünüyorsunuz?" sorusuna biraz da kızarak bu cevabı vermişti. O günlerde böylesi bir cevap bir çok insana "snop" gelmişti, hoş o zamanlar ben de biraz burun kıvırmıştım ama kafama bu "müzikte devrim" takılmıştı. Sonraki yıllarda da çok değerli bulmuştum ama kimse bu yanı umursamamıştı. 
Alpay da " Müzikte devrim" yapmadı ama 70'lerde "Güven Parkı" isimli 10 dakikalık muhteşem bir toplumcu bir şarkı yaptı. Bu parçayı çok kimse bilmese de son yıllarda plak koleksiyonerleri sayesinde bu parçanın değeri anlaşılmaya başladı. 1975 yılında Alpay'ın " Güven Parkı" isimli LP'sinde yer alan aynı isimli bu uzun parçanın sözlerini Can Arpaç yazmış, müziğini de Müjdat Akgün yapmıştı. Müzikalitesi ve yorumu o yıllara göre öncü bir çalışmaydı, "Güven Parkı". 
Alpay'ın daha önceden yaptığı bir plakta da işçi sınıfı (hem de o yıllarda kimsenin göremediği kadın işçiler ilk kez) gündeme gelmişti. "Fabrika Kızı" müzik tarihimizin unutulmaz başyapıtlarından olarak yıllar geçtikçe önemi daha da artıyor. 
Son günlerde yaşanan talihsiz vaka ile Alpay gene gündemimize geldi. Onu dinleriz veya dinlemeyiz ama hepimizin hatıralarında mutlaka yeri vardır. Ciddiyeti, müziği sulandırmaması, sansasyonlarla işi olmaması konusunda hem fikir olmayan var mıdır. Yarım asırlık müzik yaşamında dik duruşunu da bize hatırlattı. Artık Alpay denilince aklımıza "Fabrika Kızı" şarkısı geliyor. Evet onun yorumu en iyisidir ama bu başyapıtın söz yazarı ve müziğini besteleyen Bora Ayanoğlu'dur. 
Geçtiğimiz hafta, Cuma günü, Cumhuriyet gazetesi'nde Bora Ayanoğlu ile harika bir röportaj yapılmıştı. 

Aşağıdaki linkten o röportajı okuyabilirsiz. 

 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/1428068/Sinemanin_Fatih_i__muzigin_toplumsal_savascisi.html



1975 tarihinde yayınlanan Alpay'ın "Güven Parkı" albümünde yeralan aynı isimli başyapıt





7 Haziran 2019 Cuma

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 106


Timothy Snyder
"Tiranlık Üzerine"
Olvido Kitap
(4. Basım: Haziran 2018)
Çeviri: Zeynep Enez

Bu kitabı Emin Çapa, bir televizyon programına çıktığı zaman izleyicilere tavsiye etmişti. Ben de hemen alıp okudum ve sizlere öneriyorum. Bunları söyledikten sonra yazıyı noktalasam yeterli. Ama öyle olmuyor tabi ki. Hani o Alaattin Aga'nın lambasındaki cin bey gelse, "dile benden ne dilersen dese" ona " istekte sayı sınırı koymazsan" der ve devam ederdim, "bu kitabı öneren yazıyı bol insan tıklasın ve eşine dostuna okutsun." derdim. 
Bu hafta yazdığım iki kitap da bir solukta, hani nerdeyse bir kafede oturup, buz gibi bir birayı içene kadar sürede bitecek gibi. Hele bu kitap o kadar güne damardan hitap ediyor ki elden bırakamadan okuyorsunuz. 

Dr. John, 77 yaşında öldü.






Efsanevi şarkıcı, söz yazarı ve piyanist Dr. John, 77 yaşında öldü.

Asıl adı Malcolm John “Mac” Rebennack olan sanatçı,  soul, pop, caz, boogie woogie ve rock and roll'u  bir arada harmanladığı kendisiyle özdeşleşen blues rock tarzı ile tanınıyordu.  

Altı kez Grammy ödülü kazanan müzik adamı 2011 yılında da  Rock and Roll Hall of Fame'e kabul edilmişti.





Dr. John'un resmi Twitter sayfasından yapılan açıklamada kalp krizine bağlı bir ölüm olduğu belirtilecekti.

Dr. John müzik hayatına doğduğu yer olan New Orleans’ta lise gruplarında çalarak başladı.  Bundan kısa bir süre sonra şehir dışına çıktı, müzik salonlarından striptiz kulüplerine kadar her yerde çaldı.

 Dr. John bir süre sonra stüdyo müzisyeni olarak plak kayıtlarında eşlik etti. Bu sıralarda Rolling Stones , Van Morrison , Sonny ve Cher , Aretha Franklin ve Ringo Starr gibi ismlerle çalışmış oldu.  

Dr. John'un solo sanatçı olarak kariyeri 1968'de başladı. Çığır açan albümü "Gris Gris", kullandığı funk rock tarzıyla dikkatleri çekti ve ünü bir anda dünyaya yayıldı.  

1973'lerde"In the Right Place"albümü ile bu başarıyı devam ettiren Dr. John  prodüktör olarak da Allen Toussaint'in  "Right Place Wrong Time." parçasıyla da kendini gösterdi. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...