Paul McCartney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paul McCartney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2023 Salı

Moody Blues ve Wings'in kurucusu ve solisti Denny Laine hayatını kaybetti.



Moody Blues ve Wings'in kurucusu ve solisti Denny Laine , 79 yaşında hayatını kaybetti.

Eşi Elizabeth Hines ölüm haberini  Salı günü sosyal medyadan paylaştı.  

5 Aralık 2023'te hayata veda eden Denny Laine, Moody Blues'un kuruluşunda yer alan ilk vokalistiydi. ve 1964'ten1966'ya kadar grupta kaldı. Grubun ilk büyük hiti "Go Now"un solistiydi.   İngiliz rock grubu Moddy Blues vokaline ondan sonra Justin Hayward geçecek ve grup senfonik rock sounduna yönelecekti. 

1971yılına gelindiğinde Denny Laine'ı Beatles'ın bas gitaristi Paul McCartney ve karısı Linda'nın kurdukları Wings grubunda görecektik. 10 yıl boyunca Wings ile çalışan Laine, daha sonra solo kariyerine devam etti.  

 







25 Ekim 2023 Çarşamba

Rolling Stones'un "Hackney Diamonds" albümünün konukları.



Rolling Stones'un yeni albümü "Hackney Diamonds" konuk listesiyle de dikkat çekici. Bu çalışmaya on isim konuk olmuş. Şimdi o isimlere sırasıyla bir bakalım:

 


Steve Jordan


 Mick Jagger , Keith Richards ve Ronnie Wood yani klasik Rolling Stones kadrosundan kalan üç isim. Grubun emektar davulcusu Charlie Watts 2021 yılında hayata veda etmişti.  Grubun kuruluşundan itibaren 60 yıldır davulcusu olan Charlie Watts'ın ölümünden sonra grubun  "Stones' No Filter" turnesinin son ayağında  Steve Jordan davula geçecekti. Dile kolay yarım asırı bile aşan bir zaman dilimi yani 60 yıllık bir birliktelik. Dolayısıyla Charlie Watts'ın yerine geçmek kolay değildi ama Jordan da yıllar yılı Watts'ın rahleyi tedrisatından geçmişti. Böyle olunca da albümün davul kayıtlarında Steve Jordan yer alacaktı. Ancak albümde yer alan  "Live by the Sword" ve "Mess it Up" şarkılarında davulu gene Charlie Watts çalmış.  Hackney Diamonds'taki diğer parçaların tümünde ise davulda Jordan yer almış. 


 


Paul McCartney 



1960'larda İngiltere'den çıkan iki rock efsanesi Rolling Stones ve Beatles. Bu iki grubun ünü zaman, tarih, kuşak ve müzikal tarz ötesine varan popülerliktedir. Ancak bu iki grup aynı zamanda iki rakiptir. Yıllar sonra çıkan bu Rolling Stones albümünde Paul McCartney,   Rolling Stones'un albümünde konuk oluyor.  Üstelik bu konuk olma durumu da öyle uzun uzadıya planlanarak olmamış. 

Bu tarihi buluşmanın nasıl olduğuna gelince onu da Rolling Stones'un gitaristi Keith Richards, Guitar Player'a verdiği röportajda açıklamış. "Hackney Diamonds"albümünün prodüktörlüğünü üstlenen Andrew Watt aynı zamanda Paul McCartney ile de çalışıyormuş. Rolling Stones, albüm kayıtları üzerine stüdyoda çalışırken, Watt ile görüşmek için McCartney  gelir. Bu görüşmeden sonrada eski haleflerini de ziyaret edip, merhaba demek isteyen Beatles efsanesi stüdyo kapısında Richards'la karşılaşır.  "McCartney prodüktörümüz Andrew Watt ile bazı çalışmalar yapıyordu.  Tesadüfen buralardaydı ve bize de uğradı. " diye o günü anlatan Keith Richards kapıda karşılaştığı Paul Mc Cartney'e "Madem şu anda buradasın, bizimle bir parça çalmadan buradan gidemezsin." diyecekti. İşte o gün Paul McCartney, Rolling Stones'un "Bite My Head Off" bas gitarıyla kayda girecekti. 

Albümü ilk dinleyişimde bu parçayı dinledikten sonra, Paul McCartney'in konuk olduğu anları kaçırdığım için bir kez daha dinledim. Genel alışkanlıkla Paul McCartney'in vokal olarak konuk olacağını sanmıştım. Oysa albümde bu büyük usta bas gitarıyla konuk olmuştu. Bu parçadaki bas bölümleri can kulağı ile dinleyin derim. Paul McCartney'i bundan sonra hem Beatles hem de solo çalışmalarında bir kez daha dinleyeceğim, zira o bas bölümlerine biraz daha dikkat vereceğim. 

Rollins Stones sadece güzel bir albüm yapmakla kalmamış, konuk ettiği insanların müzikal önemlerini de göz önüne çıkartmış, hatta halefi olsa bile. 

"Hackney Diamonds"albümünde yer alan "Bite My Head Off" parçasını dikkatle dinleyin derim, bas gitarıyla Paul McCartney'in oluşturduğu güzelliğe bakın ve keyif alın. 



Elton John



Elton John da  "Live by the Sword" parçasında Rolling Stones albümüne konuk olmuş. Paul McCartney'de olduğu gibi o da enstrümancı yanıyla katkı vermiş. Elton John ile özdeşleşmiş  honky-tonk piyanosunu dinlemek öyle güzel ki, doyum olmuyor.  



Stevie Wonder


"I Just Called To Say I Love", "Part Time Lover" ve bir soul funk harikası olmasının ötesinde rock gitaristlerinin de tutkusu haline gelen "Superstition" gibi unutulmaz klasikleriyle tanıdığımız Stevie Wonder, aynı zamanda oldukça mahir bir tuşlu çalgılar ustası. O da Rolling Stones albümüne sesiyle değil, piyanosuyla konuk olmuş. 
Albümün kayıtları esnasında "Sweet Sounds of Heaven" parçasına sıra geldiğinde grubun aklına hemen Stevie Wonder gelmiş, zira bu gospel parçanın ruhunu verebilecek ismin ondan başkası olamayacağı konusunda hemfikir olmuşlar. 
Böylece Wonder kuyruklu piyano, keyboard ve moog 'u ile kayda katılmış ve ortaya böylesi muhteşem ve heyecan verici bir "Sweet Sounds of Heaven" çıkmış. 
 Kayıt aşamasında yaşadıklarını Mick Jagger,  "Stevie'nin gospel ruhunu yakalayan akorlarla çaldığı esnada biz de başka bir seviyeye taşınmıştık.” sözleriyle açıklıyor. 


Lady Gaga



“Sweet Sounds of Heaven”da katılımıyla boyut katan eleman sadece Stevie Wonder değil,  pop yıldızı Lady Gaga da buna ortaklık ediyor.  Onun da "Hackney Diamonds" albümüne konuk olması tıpkı Paul McCartney gibi. tesadüfen olmuş. Lady Gaga, Rolling Stones'un bitişiğindeki bir stüdyoda kayıt yapıyormuş. O sırada yan stüdyoda Stones'un kayıt yaptığını öğrenince bir merhaba demek için uğruyor ve sonrasında olan oluyor.   

“Sweet Sounds of Heaven”da  Stevie Wonder'ın katılımı ne kadar önemliyse Lady Gaga'nın inanılmaz vokali de bir o kadar önemli. İtiraf etmem gerekirse bu zamana kadar Lady Gaga'dan bir şarkı bile olsa dinlememişimdir ama bundan sonra  açığımı kapatmak niyetindeyim. 


Bill Wyman  



Basçı Bill Wyman,  Rolling Stones'un kuruluşundan 1992'ye kadar yer alan bir elemanıydı. Ailesiyle daha çok vakit geçirmek için gruptan ayrılsa da Rolling Stones'la bağı hiç kopmadı, onun için grubun resmi arşivcisi bile diyebiliriz.  "Hackney Diamonds" albümünde Wyman   "Live by the Sword" adlı parçada bas gitarıyla yer almakta.  



Matt Clifford



Rolling Stones'un 1989 tarihli "Steel Wheels" albümünde konuk olan klavyeci  Matt Clifford, aynı zamanda grubun turne klavyecilerinden. "Bridges to Babylon" , "A Bigger Bang" ve "Blue & Lonesome" albümlerine de katkıda bulundu . Rolling Stones'un son albümüne keyboardı ile katkı vererek konuk olan Clifford, aynı zamanda "Hackney Diamonds"ın  şarkı fikirleri üzerinde de Mick Jagger ile birlikte kafa yoran biriymiş. 



Andrew Watt



Rolling Stones'un bu muhteşem albümü ile ilgili yazılanları okurken Mick Jagger'ın verdiği bir röportajda, "Albüm için fikirleri ortaya çıkardık ve sonra Andrew Watt kıçımıza tekme vurarak bize bu kaydı yaptırdı" diyordu. Hem albümün müzikal heyecanı ve muhteşemliğini de göz önüne alarak kafamda bir Andrew Watt portresi oluşturmuştum ki sormayın gitsin hani. Sonrasında bu yazıyı hazırlarken adamın bir resmini bulayım dedim ve böyle bir adem çıktı. Açıkcası benim kafamda çizdiğim portreye hiç uymuyordu ama "Watt'ın hakkı Watt'a" demek zorundayız ve önünde şapka çıkartmadan edemiyoruz. 

 Andrew Watt,  son on yılda müzik dünyasının en önde gelen yapımcılarından biri.  Başlangıçta Post Malone, Miley Cyrus ve Justin Bieber gibi  isimlerle çalışarak adını pop dünyasında duyurdu. Son zamanlarda rock'a yönelen Watt, 2022'de Ozzy Osbourne ve Iggy Pop'un yapımcılığını üstlendi . Aynı zamanda Eddie Vedder'le de çalışıyor ve Pearl Jam'in yakında çıkacak albümünün yönetmenliğini yapıyor . 

"Hackney Diamonds" üzerinde çalışmak Watt için bir çocukluk hayalinin gerçekleşmesiymiş.  "Ben iflah olmaz bir Rolling Stones hayranıyım" diyen Andrew Watt, kayıtlar esnasında her gün ayrı bir Stones tişörtü giydiğini belirtmeden de edemiyordu. "Bu güne kadar gittiğim Rolling Stones konserlerini saysam onlar bile hatırlayamaz.  Stüdyodayken onlara 'Barikatın arkasından gelen bir tıfılın albümünüzü yapmasına izin verdiniz' derdim" diyerek kayıt aşamasını anlatan Watt, bir çok enstrümanı çalan biri ve albümde  geri vokallere de katkıda bulunmuş.


 


 

22 Aralık 2020 Salı

Samimi, Doğal ve Ev Yapımı: "Mc CARTNEY 3"


McCartney III, solo akustik konseptine  uygun bir çalışma, öyle büyük bir iddia peşinde değil hatta oldukça mütevazi bir şekilde evinizin oturma odasına gelmiş çalıyor gibi. 

Dünyanın en büyük müzik grubu Beatles'ın kurucu elemanı olsan  80 yaşına bir yıl kalmışken oturur yeni bir albüm yapar mısın?

Hadi yaptın diyelim, küresel bir salgın nedeniyle evine kapalı olduğun için bunu bütün enstrümanları çalarak ve kendi ev stüdyonda yapar mısın?

Cevabınızı duyuyorum... Yapmazsınız tabiki.

İşte bu yüzden siz Paul Mc Cartney değilsiniz. 

Müziğin yaşayan abidelerinden Paul McCartney, yeni solo albümünü yayınladı.

- Yahu ne gerek var! Eskiden yaptıkları zaten yeterli, hele bir de Beatles var zaten.

dedikten sonra,

- Bu ne yahu, paraya mı doymadı.

diye bile ekleyebiliriz.

Bu da yetmez aklı evvel bazılarımız da,

- Keşke yapmasaydı, o kadar güzel şeyin ardından ne gerek vardı... Olmamış.

diyerek noktayı koyuverir.



Önemli olan ün, şöhret hatta efsane olmak falan değil...

HER AN ÜRETMEKTİR !

Yaşamının her anı her saniyesi üreten insanları seviyorum. Bu yüzden Paul Mc Cartney'in yeni bir albüm yaptığı haberi beni mutlu etti hatta heyecanlandırdı bile. 

Eski The Beatles üyesinin "McCartney III " isimli albümünde 11 şarkı bulunuyor. McCartney'nin üçleme albümlerinin son halkası olan "McCartney III", 2018 çıkışlı "Egypt Station"ı takip ediyor. Albümden öyle büyük bir şeyler beklemeyin ama hala üretmesi ve söyleyebilecek şeyleri olması başlıbaşına güzel. 

McCartney, yeni albümünün prodüksiyonundan enstruman kayıtlarına hepsini kendisi Sussex'deki stüdyosunda izolasyondayken yapmış. 

"Her gün kayıtlara şarkıyı yazarken kullandığım enstrumandan başladım. Sonra aşamalı olarak diğerlerini kaydettim. Çok eğlenceliydi" diyerek bu albümün serüvenini özetleyen Mc Cartney,

"Sanki işim bu değil de, kendim için müzik yapıyormuşum gibi hissettim. Bu sebeple sadece keyif aldığım şeyleri yaptım. Sonunda bunların bir albüm olacağını düşünmemiştim" 

diyerek sözlerine devam ediyor. 


Ve Şöyle Bir McCartney 3'ye Bir Gözatalım Hele...

Sevdiğim gibi olanı yapıp, albümdeki parçaları tek tek analiz edeceğim gene... Hem böylesi bana radyo programlarındaki sunuşları hatırlatıyor biraz da. 

Deep Deep Feeling : Albümün açılış parçası falan değil ama benim ilk dinleyişten şu ana kadar aklıma yer eden parça.  "McCartney 3" içinde yer alan en uzun çalışma olan "Deep Deep Feeling" beni seksenli yıllara götürdü. O yıllarda 70'lerin progresif rock grupları dönemin teknolojik gelişmeleri ve tabii popüler müziğin etkisiyle yeni arayışlara girmişlerdi ama çıkan sonuç ne hancıyı ne de yolcuyu mutlu etmişti. İşte bu parça o dönemdeki bu tip çalışmalar benziyor, o zaman ifrit olurdum ama şimdi hatıralarımı canlandırdı. Progresif ile birlikte hafiften New Age, Paul McCartney ile çok güzel uyuşmuş.

Long Tailed Winter Bird : Şimdi albümün başına dönüyoruz ve açılışı yapan sıcacık bir parça. Kıştan bahseden bir parçaya nasıl sıcak dediysem, şöyle açıklayabilirim hani... Kar yağıyor ve siz bir şömine ya da bir soba karşısında oturuyorsunuz. ( Soba, şömine nerden çıktı? Derseniz, bu hayali atmosferi doğal gaz, kombi sağlayamaz da ondan... donuyorum çünkü ve gelecek faturayı da düşündükçe kahroluyorum) Neyse biz biraz önceki atmosfere dönelim ve sıcacık evimizde oturuyoruz ve penceremizden bir tıkırtı geliyor. Bir de bakıyoruz ki uzun kuyruklu bir kuş kanat çırpıyor. İşte böyle güzel bir şarkı.  

İngiliz Folk'unun izlerini de taşıyan bu parçayı bağlama ile de yorumlasanız bir yabancılık arzetmez. Aslında bunu dedim diye de endişe duydum. Şimdi bir çok aklı evvel yapmaya kalkar desem de neyseki bizim ülkede Paul McCartney'in öylesi bir popülerliği yok hani.

Bu arada albümün çıkalı üç gün olmasına rağmen şu güne kadar You Tube kanalında bu parçanın amatör müzisyenler tarafından yapılan en az dört kavırı var. 

Find My Way : 70'lerin havasını hissettiren bu parçada nakarat bölümlerinde 80'lere selam çakıyoruz. Mc Cartney'in iki ayrı sesten vokaline de doyum olmuyor. 

Pretty Boys : İlk dinleyişten aklıma yerleşen parça, barok akorlarda akıp giden gitarlarıyla keyifli. Bir müzisyenin yaşlanınca da sesinin ayrı bir güzelliğe kavuştuğuna şahitlik ediyoruz.

Women and Wives : Londra damgalı bir rock baladı. İçe işleyen acayip bir şey. Tekrar tekrar dinlemeden edemiyorum. 

Lavatory Lil : Rock yanı kuvvetli bir çalışma. Hard Rock olarak kavırı yapılsa yer yerinden oynar. 

Slidin : En başta yazdığım "Deep Deep Feeling"den sonra gelen bu parçada da "Lavatory Lil" için dediklerimi tekrarlayabilirim.

The Kiss of Venus : İngiliz folku ile 70'lerin samimi Pop Rock'ı Venüs'ün öpücüğünde geliyor. 

Seize The Day : Şimdi de 70'lerin Wings günlerine dönüyoruz.

Deep Down : 80'lerin klavye soğukluğunu hatırlatsa da evdeyiz ve tek başına çalıp söylüyoruz diyelim. Evet o gıcık klavye sesi, ama şimdilerde nostaljik olarak güzel geliyor. 

Winter Bird / When Winter Comes : Gene o kış günleri soba başına dönüyoruz ve pencerede kanat çırpan kuşumuz. Bu sefer sona geldik ve harika bir final... Masal tadında.

 Paul McCarney'in bu albümü aklıma hemen Koronavirüs başlangıçı günlerinde yapılan sosyal medya paylaşımlarını getirdi. Özellikle Kramp'ın ilk döneminde bulunan ve "İstanbul Sokakları" albümünde vokali üstlenen Ahmet Karaferya geldi aklıma. Ahmet o karantina döneminde her gün bir parça seslendirip, kendi olanaklarıyla facebook'tan paylaşmıştı. Aslında sadece Ahmet değil daha birçok müzisyen arkadaş facebook dışında da olmak üzere bir çok sosyal paylaşım olanaklarıyla canlı yayınlar yaptı ve yeni çalışmalarını paylaştı. Bu paylaşımlar sınırları bile aşarak dünyanın farklı yerlerindeki müzisyenlerle ortak çalışmalar yaptılar.

Paul Mc Cartney bu Korona günlerini bir yıl boyunca evinde yaşamak zorunda olsa da tek başına üreterek "McCartney 3" albümünü yaptı. Bence en değerli çalışmalarından birini yaptı diyebilirim. Elbette bir önceki albümü "Egypt Station" gibi iddialı bir çalışma değil bu, ama bir o kadar samimi, doğal ve ev yapımı. 

Aptulika


8 Nisan 2020 Çarşamba

Koronavirüs Günlerinde Hatırladıklarım ve Keşifler 24


Yerel enstrümanlarla, akustik olarak İngiliz ve iskoç folku Saykodelik müziğe taşınır mı? Bununla kalsa iyi, bir de buna Fas, Tunus, Hint müziğini katmakla kalmayıp, ud, sitar, tambur gibi bizim de aşina olduğumuz Doğu sazlarını da katarlarsa ne olur?
İşte bunun adı: The Incredible String Band!
olur.


Paul Mc Cartney ve Robert Plant'e İlham Veren Plak




The Incredible String Band 
"The 5000 Spirits or the Layers of the Onion"
 (1967)
Elektra
  
Edinburg'da 1966 yılında Clive Palmer, Robin Williamson, Mike Heron adındaki üç İskoç delikanlı bu folk grubunu kurduklarında belki de tam vaktiydi. Karşı kültürün bu özel grubu İngiliz ve İskoç ezgilerini saykodelik ve progresif bir çizgiye taşıyarak, öncü bir işlev görecekti. Grup, 1967 yılında yaptığı ikinci albümleri olan "The 5000 Spirits or the Layers of the Onion"da ise saykodelik folk çizgisindeki müziklerine Doğu motiflerini de katacaktı.
Robin Williamson - vokal , gitar , mandolin , ud , flüt , perküsyon (davul, çıngıraklar)
Mike Heron - vokal, gitar, mızıka
Meyan McKechnie - vokal, perküsyon
Danny Thompson - kontrbas
John Hopkins - Piyano
Nazir Jairazbhoy - sitar , tambur
oluşan kadrosuyla The Incredible String Band, bu ikinci albümlerinde geleneksel İngiliz halk müziğine ek olarak Hint müziği etkileşimli kompozisyonları da katmışlardı. 
Döneminde Melody Maker dergisi tarafından "Yılın Folk Albümü" seçilen bu çalışma, bugün "Wold Music" diye bilinen türün de ilk örneği gibiydi. ( World Music tarz olarak dünya sahnesine çıkması ise 20 yıl sonra olacaktı.)
1966 sonlarında grubun kurucusu Williamson, Fas'a bir seyahat yapacak ve dönüşünde Afrika ve Ortadoğu'nun egzotik enstrümanlarıyla gelecekti. Böylece grubun müziğine Fas ve Tunus ezgileri de dahil olacaktı. Led Zeppelin'in elemanları Robert Plant ve Jimmy Page'in Fas müziğine merak sarmalarının da bu grup ve Williamson ile dostluklarından oluştuğu da bilinir. 
The Incredible String Band, bu albümünde müziğine sitar, ud ve tambur gibi Doğu enstrümanlarını katmıştı. Aslında sitar o dönem Hint felsefesine merak saran bir çok rock müzisyeni tarafından kullanılır omuştu. Bu gruplar doğal olarak sitarı kullanırken gitardan yola çıkarak çalmaya çalışıyorlardı. Bu da gayet normaldi, çünkü onların Doğu müzikleri hakkında bilgileri yoktu. The Incredible String Band ise bu konuda daha faklı bir tavırda davranarak, sitar ve tamburu Hintli bir müzisyen olan Nazir Jairazbhoy'u gruba katarak, çaldıracaktı. 
Paul McCartney, The Incredible String Band'ın ""The 5000 Spirits or the Layers of the Onion" albümünün kendisini en çok etkileyen çalışmaların en başında geldiğini söyleyecekti. 
Albümün kapağı Hollandalı iki sanatçı olan Simon Postuma ve Marijke Koger tarafından tasarlanmıştı. Bu ikili ortak çalışmalarına "The Fool" imzasını atmayı tercih edeceklerdi. Hem ışığı hem de karanlığı bir araya getiren bu bol renkli çalışma, Doğu felsefesindeki Ying - Yeng karşıtlığını ( ya da bütünlüğünü) bir araya getiriyordu. 

Aptulika
Koronavirüs Günleri


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...