John Berger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Berger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2020 Cuma

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 146


John Berger 
 "Manzaralar"
Çeviri: Beril Eyüboğlu
Özlem Dalkıran
Oğuz Tecimen
Metis Yayınları
 (Mayıs 2019)



John Berger'i 2017 yılında kaybetmiştik. Bir süre sonra onun dergilerde, konferanslarda ve başka alanlarda çıkan yazıları bir araya getirilerek "Portreler" kitabı yayınlanmıştı. Açıkcası kitaplarının neredeyse tamamını okuduğum için daha önceden bildiğim metinlerle karşılaşacağımı sanmıştım. Ancak öyle olmadı ve daha önce bilmediğim yazılarıyla karşılaştım. Tabi daha önceden bildiğim bazı konulara da değiniliyorsa da bende bir "temcit pilavı" olmak durumu göstermedi. O kalın kitap bitmişti, bir de baktım ki, onun devamı olan "Manzaralar" çıkıverdi. Tabi onu da aldım ama hemen okumamıştım ve iki ay önce karantina günleri bu fırsattır dedim ve başladım. Öyle keyifli okudum ki, içimden bir yeni kitap daha olsa diye geçirdim. Bu yeni kitaptaki yazılardan bir kısmı Berger"in BBC televizyonuna hazırladığı belgeselden de alıntıları taşıyor. Tam bunu öğrenmiş ve kitabı bitirmiştim ki mail kutuma bir mesaj gelecekti. Gönderen usta davulcu dostum Alpay Şalt'tı ve şöyle diyordu: "John Berger’in BBC için hazırlayıp sunduğu, 1972 yapımı ‘Görme Biçimleri’ belgeseli (Türkçe Altyazılı) yayınlanıyor." yazıp, bana bir de linkini gönderiyordu. Alpay'ın yaptığı bu sürpriz ile bir nevi yeni bir Berger kitabına da başlıyor olacaktım. 

John Berger bir sanat eleştirmeni ama köken olarak sanat tarihçi değil ressam. Bu nedenle de resmin sorunlarını iyi yansıtıyor. Onun ufkumu açan kitabı "Görme Biçimleri"nde sanat yapıtı üzerinden direkt yaklaşımla incelemesini çok sevdim. Bu yüzden de sadece plastik sanatlar (resim, heykel) değil, fotoğraf, karikatür, afiş, haber görseli hatta en sıradan bir görsel üzerine bir çok şeyin incelenebileceği fikrine vardım. Haddim olmasa da onun kitabının ismi olan "Görme Biçimleri"ni alarak kendi penceremden bir bakış açısı oluşturdum. 
John Berger'in ressamlıktan gelen bir sanat eleştirmeni olduğunu belirtmiştim ama onun senaryo yazarı, romancı, belgeselci, araştırmacı olduğunu da belirtmeliyim. Sosyalist dünya görüşüne de sahip olan yazar sanatı incelerken tarih, sınıfsal açı ve toplum üzerine de pencereler açıyor. 



Kitabı yayına hazırlayan Tom Overton kitabın önsözünde, "Bazen bir manzara orada yaşayanların hayatları için bir dekordan ziyade ardında mücadelelerinin , başarılarının ve kazalarının vuku bulduğu bir perde gibidir. Orada yaşayanlarla birlikte perdenin ardında olanlar için köşe taşları artık yalnızca coğrafi değildir, aynı zamanda biyografik ve kişiseldir."  Bu giriş yazısından sonra kitabın kapağına baktığınızda bir manzara ile karşılaşırsınız. Bu size pastoral hatta sıradan bir manzara etkisi verir, oysa bu Thomas Gainsborough'ın "Bay ve Bayan Andrews" isimli tablosunun detayıdır. Hatta bir detaydan ziyade resmi iki eşit parçaya bölerek sol yanını kitaba kapak yapmışlardır. Oysa resme tümüyle baktığınızda Overton'un yukarda yaptığı tanımla yüz yüze gelirsiniz. Bu tablonun sağ bölümünde Andrews çifti arzı endam eder ve mülkleri olan araziyle birlikte resmedilmek isterler ve siz oraya izinsiz giremezsiniz. Vakti zamanında John Berger'in "Görme Biçimleri" BBC 'ye belgesel program olarak çekilirken yönetmen Mike Dibb resimdeki ağacın üzerine "Trespassers Keep Out" yani "Girmek Yasaktır" tabelası koyarak Berger'in argümanına vurgu yapmış. Aslında bu resme tümüyle baktığınızda o tabela olmasa da Andrews çifti size "Hop nereye" der gibidir. 

İşte kitabın kapağından başlayarak girişte görme biçimlerinin sanat yapıtını özne olarak alıp, keşifli yolculuğuna giriyorsunuz. 


İlk kitap "Portreler"den sonra çıkan "Manzaralar"  iki bölümde oluşuyor. Birinci bölüm olan "Haritaları Yeniden Çizmek", Krakow'dan başlıyor. Oradan Danimarkalı İşçi Oyuncularla Berthold Brecht'e gidiliyor. Haritalarda Marquez, James Joyce, Rosa Luxemburg ve nice yazar yerini alıyor. 
Bu ilk bölümde John Berger, "Ressamlığın ve Heykeltıraşlığın Temeli Çizimdir" ana başlığında da bir yazıyı kaleme almış. Bununla da kalmayarak "Kağıt Kalem Alıp Çizmek" diye bir iletişim yolunu da anlatmış. Dilini bilmediğiniz bir insanla çizerek anlaşmak hatta sohbet edebilmek. Bunu ben bu kitapta ilk defa okumuş olsam da yıllar önce ilk kez yurtdışına çıktığımda uyguladım bile. 1989 yılı falandı ve usta romancımız Latife Tekin'le tanışmıştım. Latife bana ülkemize konuk olarak gelen bir yazarla İngilizce bilmediği halde çizgi ile saatlerce konuşup, sohbet ettiklerini anlatmıştı. Üstelik bana iyi resim yapamadığını da belirtmişti ve buna rağmen çizerek konuşulabileceğini anlatmıştı. Sonraları ilk kez Paris'e gittiğimde tek kelime Fransızca bilmeden dolaşabilmiştim. Yani Latife bana bir yabancı dil öğretmişti.
Latife Tekin'in o gün anlattığı ülkemize konuk olarak gelen yabancı yazarın ismi John Berger'di ve "Manzaralar" kitabında "Kağıt Kalem Alıp Çizmek" yazısında bu olay anlatılıyordu. 

Manzaralar" kitabının ikinci bölümü "Arazi" ismini taşıyor. Rönesans'tan Kübizm'e sanat akımlarının işlendiği bu bölümde "Sovyet Estetiği" konusu benim için dikkat çekiciydi. Bir sosyalist devrim deneyiminin sanata bakışı hatası ve sevabıyla veriliyordu. 

"Manzaralar" John Berger'in sanat üzerine yazılarından oluşan harika bir kitap, ama her zaman olduğu gibi sanat yapıtını esas alan görme biçimleri. 


Aptulika

3 Mayıs 2019 Cuma

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 101


John Berger
"Portreler"
Metis Yayınları
(1. Basım: Mayıs 2018)
Çeviri: Beril Eyüboğlu

Sanat eleştirmeni John Berger'i 2017 yılında kaybetmiştik. Onun ölümünden bir yıl sonra bu kitabın çıktığını görünce, açıkcası biraz kıllandım. Hani bir rock kahramanı ölür ve bir anda birbiri ardına albümleri çıkmaya başlar. Bunu da  onun gibi bir yayıncı uyanıklığı sandımsa da böyle olmadığını kısa bir süre sonra anlayacaktım. Berger daha hayattayken, yani 2015 yılında Tom Overton bu kitabı İngiltere'de hazırlayarak, yayınlamış. John Berger'in hayatı boyunca dergilerde yayınlanan yazılarını Overton bir araya getirerek, "Portreler" isimli bu kitabı gün yüzüne çıkartmış. Bu kalın seçkiden sonra devamı da ikinci cilt olarak "Manzaralar" adıyla çıkacakmış. (Hatta o da şu sıralar çıktı bile galiba)
John Berger ile tanışmam ilk olarak "Sanat ve Devrim" ile olmuştu, ardından "Görme Biçimleri" ve "Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı" ile büyük bir ilgiye dönerek sürecekti. Yazılarında özellikle sanat yapıtını esas alıp yazması çok hoşuma gitmişti. Bunun en güzel kanıtı da "Görme Biçimleri" olduğu için bana da yol gösterdi diyebilirim. Zaten müzik üzerine yazıp, çizmek konusunda da direkt müzik yapıtını esas almayı çok seviyordum ve bunun sanat yazılarında da örneğini görünce, ister bir resim ister bir karikatür, isterse de bir fotoğraf ya da her hangi  bir görsel esas alınıp onun üzerine konuşmayı ve yazmayı ben de kendime görev edindim. Bu biraz da bana radyo programı yapmak ya da müzik üzerine yazıp çizmek gibi de geliyordu. Biri "görme" diğeri de "duyma" biçimi. Bunlar herkes için ayrı olabilir ama bu her zaman "sanat yapıtı" esas alınarak yapılmalıydı. Diyelim bir resmi 17 yaşındayken görmüşüm, üzerinden yıllar geçmiş 50 yaşımda müzede ya da bir röprodüksiyonda tekrar karşılaşmışım, etkisi gitmemiş hatta daha da artmış olarak karşıma çıkıyor ve bana yeni şeyler söylüyor yani keşif bitmiyor. Aynı şey müzik için de geçerli değil mi? Şu günlerde yapmaya başladığım "Aptulika ile Görme Biçimleri Atölyesi"ni sürdürmek bana çok büyük keyif veriyor doğrusu. Bu etkinliklerde sadece benim görme biçimim değil, katılanların görme biçimleri de beni zenginleştiriyor. 
"Görme Biçimleri" ismini John Berger'den aldım diye yazara çok büyük hayranlık duyduğum sanılmasın. Bu kitabı okurken de fark ettim ki bazı zaman onun bakış noktasından ayrı gözlemlerim de olabiliyor. Ancak ondan öğrendiğim ve çok saygın bulduğum "sanat yapıtı"nı en öne hatta başrole alması. 
"Portreler" kitabında 74 sanatçı var. Bunlar arasında tanımadıklarım vardı ama en azından 20 sanatçı ve yapıtlarıyla ilk defa karşılaşıyordum. Tabi bu keşif benim için çok iyi olacaktı. Kitapta bu ilk defa tanıştığımız sanatçıların yapıtları kitapta siyah beyaz olarak yer alıyordu. Bu sayede biraz da olsa yapıtlarıyla tanışıyorduk. Tabi bu konuda internetten bir inceleme yapmamız da söz konusu. İşte burada bir handikap yaşanıyor ki onu da buradan söylemek zorundayım. Kitapta sanatçıların yapıtlarının isimleri Türkçe olarak yazılmış ama yanına orijinal isimleri de keşke yazılmış olsaydı. Zira internete Türkçe yazdığınızda bulmak zorlaşabiliyor. Hatta bu çok bilindik yapıtlar da bile olabiliyor. Kimi zaman Türkçeden İngilizceye çevirip öyle arasanız bile olmayabiliyor. 
Sadece bununla bitse iyi ama bir başka handikap daha var ki oldukça akla ziyan ve sinir bozucu. Diyelim bilinen bir ressamın yapıtını arıyorsunuz, "Google" bu tabi ki bulacaksınız ama karşınıza farklı renklerde aynı yapıt çıkıyor. Yerli ve yabancı o kadar çok poster basan firma var ki, bazı uyanıklar resmin rengini karanlık bulup, açıyor ve karşınıza o yapıt başka bir şey olup çıkıyor. Hatta bu yüzden Gustav Klimt'in "Öpüşme" tablosu kare değil, kenarları tıraşlanıp, dikdörtgen haline bile gelebiliyor, çünkü adamımız o yapıtı çanta haline getirmiş ve tabi fazlalıkları atmış. Bu nedenle doğru görselin bulunabilmesi için internet adresinin de ufak bir not olarak yazılmasında fayda var diyebilirim. 
"Portreler" kitabı, bizler için John Berger'in ardından güzel ve anlamlı bir miras oldu diyebilirim. Bu arada yeni keşiflerim Juan Munoz heykelleri, Marksist sanatçı Peter De Francia'nın "Sakiet'in Bombalanması" resmi uzun zaman unutamayacaklarım arasında yerlerini alacağa benzer. 
John Berger için çok şey söylenebilir ama belki de en güzeli dolu dolu yaşayan bir aydın adamın bu dünyadan göçtükten sonra da ışığının bizi aydınlatıyor olması. 
Resimsiz, heykelsiz, müziksiz yani tekmili birden sanatsız kalmayın diyerek bu yazıyı noktalayayım.
Aptulika


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...