2 Nisan 2018 Pazartesi

Joe Bonamassa'dan British Blues İnfilakı


Joe Bonamassa üretkenliği ile bilinen bir isim. Her yıla bir albüm yetiştirmesi zaten bunu kanıtlayan bir şey olmasına rağmen, o bununla da kalmıyor Beth Hart ile birlikte albümler çıkarmaya da devam ediyor. Bu kadarla bitiyor mu dersiniz, tabiki hayır. Her yıl çıkan stüdyo albünün dışında bir konser albümü de mutlaka geliyor.  Konserler ve turnelere ek yeni projeleri de eksik olmuyor. Bu kadar çok albüme rağmen nitelikte bir düşüş olmadığı gibi her yeni çalışması da sürpriz etkisi yaratabiliyor. 
Blues rock'ın son dönemdeki usta gitaristi Joe Bonamassa'yı geçen ay çıkan  Beth Hart ile birlikte yaptığı  "Black Coffee" albümüyle dinlemeye başlamışken bu hafta yeni bir konser albümünün çıkacağı haberini aldık. 




18 Mayıs 2018'de çıkması planlanan konser albümünün ismi "British Blues Explosion Live".  Adından da anlaşılacağı gibi Joe Bonamassa bu konser albümünde İngiliz Blues'ının izlerini sürüyor. Böyle olunca da İngiliz Blues'ının devleri Eric Clapton, Jeff Beck, Yardbirds, Jimmy Page, John Mayall ve diğerlerinin klasikleri Joe Bonamassa'nın yorumuyla karşımıza çıkacak. 

 Ha bu arada "British Blues Explosion Live" ın 3 albümden oluştuğunu da söyleyeyim. Plak ve DVD versiyonlarının da çıkacağı albüm Bonamassa'nın 7 Temmuz 2016'da Greenwich Mean Time Festivali kapsamında Londra The Old Royal Naval College'de verdiği konser kayıtlarından oluşuyormuş. 



Joe Bonamassa British Blues Explosion Live - Official Trailer



Joe Bonamassa "Let Me Love You Baby" British Blues Explosion Live



1 Nisan 2018 Pazar

Üç Ayda Bir ama Uzun Çalar: PLAK MECMUASI


Eskiden yazarlar bir rakı masasında içerken, ceplerindeki paralarını toplayıp, ertesi gün dergi çıkartmaya karar verirlermiş. Bazen bunun için eş dosttan borç alınırmış. Kimi zaman evdeki bir halı da bu işin olmasını sağlarmış. Hatta Orhan Veli paltosunu satıp tek sayfalık "Yaprak" isimli dergisini çıkartmış, vakti zamanında.
Gençlik yıllarımda haftalık dergiler vardı, Eğer derginin kapsamı biraz ağırsa ya da ilgileneni az ise 15 günde bir çıkardı. Aylık olarak çıkarsa demekki bu kültürel boyutu yüksek bir dergiydi. Zamanla bu popüler dergiler için haftalık, düzeyi biraz yüksek ise aylık olacaktı. Mesela 1970'lerde bir felsefe dergisi ayda bir çıkardı... zira haftada bir çıkan bir felsefe dergisinin çıktığı bir ülkeyi varın bir düşünün hele, olmaz tabi. Keza resim heykel yani plastik sanatlar üzerine bir dergi için de aylık periyot olurdu. Bu 1990'lara kadar böyle oldu ama 2000'lerde plastik sanatlar üzerine 3 ayda bir yayınlanan  dergilere rastlar olmuştum. Yani dergi bu ister haftada bir ister ayda bir istersen üç ay ara ile yayınla maksat okuruna ulaşsın.
Bu ay ikinci sayısı çıkan "Plak Mecmuası" adında bir dergi var, üç ayda bir yayınlanıyor. Bu meraklısı için bir dergi. Ama bir kez tesadüf edenin bırakamayacağı bir dergi. Plak meraklılarına yeni bir dünya açan bu dergiyi genç bir arkadaşımız olan Onur Bayrakçeken editörlüğünü üstleniyor. İkinci sayıya baktığımda adına yakışır bir şekilde bayrağı doruklara çektiğine şahit oluyoruz.
Derginin kapak konusu "Kim Nerede , Nasıl Basıyor Bu Plakları?".  Bunun için de ülkemizde plak basımı yapan şirketlerle görüşmüşler. Bu röportaj dizisi ilerki sayılarda da sürecekmiş. Bununla kaldı mı sanıyorsunuz? Plak Mecmuası'nın ikinci sayısında bir yan dosya daha var. Burada da 90'lı yılların punk plaklarına bakarken Zuhal Üneri ile yaplan bir röportajı görüyorsunuz.  Zuhal Üneri ismi şimdi size bir anlam ifade etmez ama 90'lı yılları yaşayanlar için Spinners dersem algı kapıları açılabilir. Spinners, 90'lı yılları kızlardan kurulu bir punk grubuydu ve onun kurucusu da Zuhal'di.
Zuhal ile Spinner yıllarına yolculuk etmenin 90'lı yıların gençleri için sevindirici olduğunu tahmin ediyorum. Şimdiden aklıma Hıbır dergisi sabahlamalarında çini mürekkebi ile yazdığım Spinners'ın ODTÜ konserleri aklıma geliveriyor.
Dergiyi okurken aklıma sadece 90'lar değil 1970'lerin sonundaki siyah beyaz TRT televizyonundaki "Teleskop" programı canlanıyor. Camel, Focus hatta Alman krautrock devleri Embryo daha neler neler dinlemiştik o programlarda. O gönülçelen programı hazırlayanı ve sunucusu İzzet Öz'ü Plak Mecmuası'nda bulmak benim için bir büyük define oldu, sizlere tavsiyem kendinizi bu defineden mahrum etmeyin. 
Önceki paragraftaki son cümle yazının finalini oluşturur gibiydi ama Plak Mecmuası'nın içindekiler bu kadarla bitmiyor hani. Sürpriz içinde sürpriz derginin sayfalarında birbiri ardınca akıyor. 
Eskiden ortaokul Türkçe kitaplarımızda (sanırım o kitabın ismi da "Okuma" idi) Cahit Sıtkı Tarancı'nın bir şiiri vardı ve o günden bugüne dek aklımdan bir türlü firar etmemiştir,  "Affan Dede'ye para saydım, sattı bana çocukluğumu" diye başlayan bu şiir orta yaşını almış bir adamın çocuklukta oyuncakçı dededen alınmış bir oyuncakla karşılaşmasıyla  o günlere dönmesi anlatılırdı. Plak Mecmuası da o şiirdeki gibi beni çocukluk günlerime döndürdü diyeceğim ama ilk gençlik günlerim demem daha uygun olacak. Yaşım 15 ya da 16 arası ve o yıllarda çıkan bir Cem Karaca Dervişan LP'si pikabımdan düşmüyor. Bir yanda rock sevdam diğer yanda devrimcilik beni sarmış. Sol fikirlere meyil etmisiz ama devrimci arkadaşlarım benim rock tutkumu pek hoş karşılamıyorlar  hatta "yoz" buluyorlardı. İşte o yıl çıkan Cem Karaca'nın "Yoksulluk Kader Olamaz" uzunçalar plağı benim imdadıma yetişti. Mitinglerde, devrimci gecelerde marş olarak da söylenen Nazım Hikmet, Ahmet Arif gibi şairlerimizi şiirleri bu albümde rock ile buluşuyordu.  İşte bu albümle Plak Mecmuası'nda karşılaşınca "Affan Dede'ye para saydım" gibi oldum. Dergide "Yoksulluk Kader Olamaz"ın öyküsü o günlerin şahidi Taner Öngür'ün kaleminden dile gelmiş. 
Türk rock'ının öncüleri ( kilomerte taşları ) bizim diyarda hep göz ardı edilir ama bazılarımız için hiç bir zaman unutulmaz. Onların on yıllarca önce yaptıkları çok sonraları değerleri daha da artarak insanları peşinden koşturur. Bundan 45 yıl önce Türk ezgilerini funk, elektronik, rock tınılarıyla buluşturan Mustafa Özkent sanki bugünün müziğini yarım asır önce yapanlardan. Onun 1973 yılında yaptığı " Gençlik ile Elele" albümü 2006 yılında Avrupa ve ABD'de yeniden keşfedilecek ve plak olarak basılacaktı. 45 yıl önce çıkan ve hak ettiği ilgiyi bulamayan bu enstrümantal çalışma 2015 yılında ülkemizde de plak olarak çıkacaktı. Bununla kalsa iyi Mustafa Özkent 2017 yılında tekrar stüdyoya girerek  bu sefer de yeni bir albüm yapacaktı. İşte Plak Mecmuası'nda hem 45 yıl önceki albümü hem de yeni çıkan "Funk Anatolian" plağı üzerine yapılan bir söyleşiyi bulacaksınız. 
Türkiye'de rock müziğin bilinmez kilometre taşlarından biri de Tunay Akdeniz. Onun için " bilinmez" dediğime bakmayın, bugün yaşı 50'lere yaklaşan bir dönemin heavy metal, hard rock dinleyicilerinin "Big Rocker"ı, "Tünay Abi"si. 80'lerin İstanbul'unda onun devasa plak arşivinden ( ki sadece rock değil, hard' n heavy'nin tüm külliyatı ile birlikte caz, fusion da dahil) kaset kaydettirmemiş olan yok gibidir. Tünay Abi 1975 yılında grubu  Çığrışım ile birlikte ilk punk rock plağını çıkartan kişiydi. Tünay Akdeniz'in o eski plakları bugünlerde bir araya getirilerek "The Godfather Of Turkish Punk" adıyla LP plak formatıyla tekrar yayınlandı. Tünay Akdeniz'in röportajını da Plak Mecmuası'nda okuyabilirsiniz. 
Plak Mecmuası'nda daha neler var hepsini yazamıyorum ama değerli karikatürist meslektaşım Emekcn Tüluş'u da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Zira bu dergide çizer olarak beni yalnız bırakmamış. Emekcan'ın hem plak sevdası hem de plakçı dükkanı deneyimlerini yansıtan çizgi romanı zevkle okunmak için sizleri bekliyor. Onun çizgilerini öyle özlemişim ki aklıma Emekcan'ın işleri neden dergilerimizde yer bulamaz diye takılıyor. Sonra benim çizgilerimin de yıllardır yer bulamadığı aklıma geliyor ve iyi ki Plak Mecmuası var deyip geçiyorum. 
Hani meşhur laftır en sevdiğin yemek sona bırakılır derler ya işte sıra ona geldi. Dergide AC/DC ile ilgili bir yazı var ki, yılların birikiminde hatta bir ömür damıtılarak yazılmış. " Bir Tutkunun Hikayesi" isimli bu yazı başlığına uygun. Bir AC/DC tutkunu olan Doktor Gökhan ( Budak) harika bir yazı yazmış. O kadar sevdim ki bir o kadar da kıskandım. Hani gevrek bir simiti bitirdikten sonra tadına doyamazsınız da masaya dökülen susamları parmağınıza yapıştırarak ağzınıza götürürsünüz ya, işte Gökhan'ın yazısını da bitirdikten sonra günlerdir tekrar açıp bazı bölümlerine bakıyorum. Bu dediklerimi saçma ya da abartılı buluyorsanız, okuyun derim, işte o zaman beni anlayacaksınız. 
Plak Mecmuası'nın ikinci sayısı okunmaya değer. Dergi 3 ayda bir çıkıyor. Bence kaçırmayın derim. Kaçırırsanız on yıl sonra böyle dergileri bulamazsınız. Bulsanız da artık 6 ayda bir mi çıkar yoksa yılda bir mi bilemeyiz. Bunca değer kaybında değerli şeyleri yakalamakta fayda var. 

Aptulika

29 Mart 2018 Perşembe

50. yılında 50 şarkı ile Jethro Tull


1968 yılında Jethro Tull kurulduğundan bu yana tamı tamına 50 yıl geçmiş. Grup şimdilerde yarım yüzyılını kutlamak için kolları sıvamış durumda. Bunun için de grup şimdilerde retrospektif ( müzikal geçmişini özetleyen ) albümler yayınlamaya hazırlanıyor. 50 yıla 50 şarkı diye tanımlanan albüm seti hem CD hem plak hem de dijital formatlarda piyasaya çıkacakmış. 

 "50 For 50: A Career Spanning Collection Celebrating Jethro Tull's 50th Anniversary" adını taşıyacak olan albüm seti 3 CD'den oluşacak ve  25 Mayıs 2018 tarihinde piyasaya çıkacak. 50 Jethro Tull klasiğinin bulunduğu bu set ile birlikte 15 parçadan oluşacak bir başka CD'de ellinci yılın şerefine yayılanacak. Ağustos ayına geldiğimizde de plak olarak LP'si çıkacak. 

Aşağıda plak ve CD'lerin içeriğini bulabilirsiniz.

3-CD Set

CD 1
Nothing Is Easy
Love Story
Beggar’s Farm
Living In The Past
A Song For Jeffrey
A New Day Yesterday
The Witch’s Promise
Mother Goose
With You There To Help Me
Teacher
Life Is A Long Song
Sweet Dream
Aqualung
Minstrel In The Gallery
Critique Oblique
Weathercock
Cross-Eyed Mary

CD 2
Bourée
Dun Ringill
Heavy Horses
Hunting Girl
Bungle In The Jungle
Salamander
Pussy Willow
Too Old To Rock ‘n’ Roll: Too Young To Die!
Songs From The Wood
The Whistler
Really Don’t Mind/See There A Son Is Born
Moths
One White Duck* / 0¹º = Nothing At All**
Cup Of Wonder
Ring Out Solstice Bells
Skating Away On The Thin Ice Of The New Day
A Christmas Song

CD 3
One Brown Mouse
Rare And Precious Chain
Kissing Willie
Rocks On The Road
Fylingdale Flyer
Paparazzi
North Sea Oil
Steel Monkey
Black Sunday
European Legacy
Budapest
Broadsword
Dot Com
Farm On The Freeway
This Is Not Love
Locomotive Breath

1-CD
Love Story
Living In The Past
Life Is A Long Song
Sweet Dream
The Witch’s Promise
Aqualung
Dun Ringhill
Cross-Eyed Mary
Bouree
Bungle In The Jungle
Steel Monkey
Too Old To Rock ‘n Roll
Ring Out Solstice Bells
Farm On The Freeway
Locomotive Breath

1-Plak LP

A yüzü
The Witch’s Promise
Sweet Dream
Life Is A Long Song
Living In The Past
Cross-Eyed Mary

B yüzü
Aqualung
Bouree
Bungle In The Jungle
The Whistler
Locomotive Breath

28 Mart 2018 Çarşamba

Iron Maiden'ın Langırt Masası!


Iron Maiden'in"Legacy Of The Beast" adını taşıyan  tilt makinesi (Pinball Machine) bu hafta piyasaya çıkıyormuş. Grubun maskotu Eddie'nin illüstrasyonlarıyla bezenmiş bu oyun makinesinin LCD ekranından da animasyonlar izlenebilecekmiş.  



Ken Russell'ın 1975 yılında yaptığı "The Tommy" filmi, The Who grubunun aynı isimli rock opera albümünden yola çıkılarak hazırlanmıştı. Zaten filmde konuşma (diyaloglar) yerine bu albümün müzikleri yer alıyordu. Benim için hala sarsıcılığı süren bu film, getirdiği toplumsal eleştirisiyle de dikkat çekiciydi. Aile, toplum, kurumlar bu filmde ziyadesiyle topa tutulurken, müzik de bundan nasibini alıyordu. 
Tina Turner, Eric Clapton, The Who, Elton John gibi müzisyenlerin de oynadğı The Tommy filminde unutamadığım sahnelerden biri de Elton John'un yeraldığı bölümdü. Başrolde oynayan The Who'nun solisti Roger Daltrey bir rock star olmuştur ve tıka basa dolu bir konser salonu çığlıklar içindedir. Sahnede The Who grubu enstrümanlarının başındadır. Şarkıyı Elton John piyanosunun başında seslendirir. Dinleyiciler rock star Tommy için çılgınca tezahüratta ama Tommy bir tilt makinesinin başında büyülenmiş vaziyette topu hedefe sokmaya uğraşıyor. Bu çılgın mücadele dinleyicinin hezeyanını daha da körüklüyor.  İşte bu "rockmania"nın gerisindeki  müzik sanayi ve kasayı doldurmadan başka birşey düşünmeyen zihniyetine vurgu yapılıyordu.
The Who'nun albümü ve Ken Russell'ın filminin yapıldığı yıllarda müzik sanayinin yediği herzelerin başlangıcıydı ama bugüne göre sütten çıkmış ak kaşık bile kalabilirdi. O filmde rock star'n sahnede transa geçmiş vaziyette tilt makinesinde topu deliğe sokup, puan kazanması ve dinleyicinin çılgına dönmesi biraz abartılı (hadi bilemedin karikatürize diyelim) bulunabilirdi o yıllarda. Zira müzik sanayi herşeyi paraya dönüştürmeyi hedeflemişti ama pazarlanan gene de müzikti. Şimdi ise müzik olmadan müzik pazarlanabiliyor. 

Bu hafta duyduğum bir haberden sonra aklıma birden 43 yıl önceki bu film ve o meşhur sahnesi geliverdi. Haber Iron Maiden adına yapılan bir oyun makinesinin satışa çıkışıyla ilgiliydi. "Legacy Of The Beast" adını taşıyan bu tilt makinesi (Pinball Machine) bu hafta piyasaya çıkıyormuş. Grubun maskotu Eddie'nin illüstrasyonlarıyla bezenmiş bu oyun makinesinin LCD ekranından da animasyonlar izlenebiliyormuş. Tilt makinesine bir de Iron Maiden'in şarkıları da eklenmiş. 
Aklıma hemen bizim diyar geldi Türk grupları için tavla yapılabilir zar attığınızda mesela parçalarından birinin gitar solosu çalabilir. 

Ne diyeyim bilemiyorum, bazen alıp başımı gideyim diyorum. Dinlediğim, dinlemediğim bütün müzik albümlerinden ( sadece rock değil, blues, caz, türkü, klasik, her ne varsa) iki numune alıp, Nuh gibi bir gemiye doldurup dağın başına demir atsam ne güzel olurdu hani. "MP 3 ile bunu gemi olmadan da yapabilirsin" demeyin sakın, çünkü her bir albüm öncelikle plak olacak, plağı yoksa da kaset, CD, taş plak hatta makara band bile olabilir.

 Şu anda Rory Gallagher'in 1971 tarihli "Deuce" albümünü dinliyorum. Tabiki empe üç, en yakın
 zamanda gemi için plağını edinmeliyim. 

Hepinize iyi oyunlar ve oyuncaklar...
iyi müzikler diyecek halim yok ya. 
Gel de tilt olma!

23 Mart 2018 Cuma

O hem Norman hem de Beaker *


BU BİR CENK AKYOL YAZISI


Britanya'nın en sempatik bluescusu Norman Beaker grubu ile yeni albümü We See Us Later'ı geçtiğimiz günlerde yayınladı. Albümün ilk parçası harika boogie, Only I Got What The Other Guys** Want 50 yıllık adanmışlık ve inanç içeren blues kariyerinin manifestosu gibi. Bir önceki konser albümünde albümde davul, bas, gitardan oluşan kadro klavye ve saksofon'un katılımı ile kuvvetli bir blues sendikası olmuş yeniden.


Norman Beaker : Gitar, vokaller, mızıka, vurmalılar
John Price : Bas, vokal, vurmalılar
Nick Steed : Piyano, org, vokal
Kim Nishikawara : Saksofon
Steve Gibson : Davul
Steve “Howie“ Hallworth : Trompet (11,12,15)

Özel konuklar;
Steve Ellis : Vokal (Time and Tide)
Larry Garner – Vocal, gitar (I don’t want a lover)





Albüm 16 parçadan oluşuyor. eski klavyeci Dave Bainbridge ile olan ortak beste “Thank but no thanks” dışındaki diğer tüm parçalar Norman Beaker'a ait.

Albüm'de Louisiana, A.B.D.'li sahne ortakları Larry Garner ve 60'ların meşhur şarkıcısı Steve Ellis birer parçada konuk oluyorlar. Benim kuşak onun Love Affair grubu ile yayınladığı en meşhur parçası Everlasting Love'ı Sandra yorumu ile hatırlar.

Railway Roam canlı dinlemesi harika bir blues-rock. Norman Beaker'ın Freddie King referansı bu parçada çok belirgin. Canlı versiyonunda Steve Gibson'ın ride zilleri, John Price'ın etli bas cümlelerine Nick Steed'in org çığlıkları ekleniyordur kesinlikle.

Bir Norman Beaker klasiği olan Hard to be somebody'yi daha önce Belgrad'daki Attic sessions kayıtlarında izlemiştim youtube üzerinden. Steve Gibson bu sefer çıplak elle değil bagetlerle çalıyor groove hissi yüksek parçayı.

Wher does acting style'ı Peter Green parçalarına benzeten Norman'ın gitarı ve vokali mi ? Steve Gibson'ın Mick Fleetwood tarzı shuffle'ı mı acaba? Ama Parçayı bu havadan uzaklaştıran ve kendine özgü yapan Kim  Nishikawara'nın saksofonu.

Soul-blues, blues-rock hatta pop karakterli parçalardan oluşan bir çok tarzı barındıran albüm. Dinlerken Bo Diddley, Freddie King, Van Morrison, JJ Cale, Stones melodileri hatırınıza geliyor.

Albümden sonra biraz da nasıl tanıştığımdan, onun kariyerinden bahsedeyim;

Blues Kuzey Amerika'dan eski kıtaya ithal edilirken doğal olarak ilk olarak bu adaya uğradı ve Avrupa blues'u denen bir şey var ise İngiltere'de şekillendi. Norman Beaker da Blues'un ikinci kuşak icracılarından. İlk grubunu 16 yaşında ağabeyi davulcu Malcolm ile 1967'de kuran gitarist. Kariyerinin 50. yılını yaşadığı bu sene Amerika'dan, Blues Hall Of Fame'den gelen “Efsanevi İngiliz blues sanatçısı” nişanı ile onurlandırıldı.





Yaklaşık 5 sene önce ben dvd'de Chris Farlowe'un Rockpalast konserini seyrederken keşfettiğim Norman Beaker Band efsanevi vokalistin arkasında parıl parıl parlıyordu. İzlerken hayran kaldığım grubun gitaristine internet vasıtası ile ulaştım ve performanlarına hayran kaldığımı belirttim. Aynı senenin eylülünde grubu Twickenham'daki meşhur Eel Pie Club'de yakalayabilmek İngiltere tatilimin kreması olmuştu ( Tom Coster'ı Ronnie Scott'da seyretmek de muhteşemdi tabi ki ) Yaş ortalamasını düşürdüğümüz seyirciler arasında Peter French (Cactus, Atomic Rooster) da vardı.






O zamandan beri takip ettiğim Norman Beaker Band son yıllardaki en aktif blues gruplarından biri. Yılın büyük çoğunluğunu Avrupa'yı turlayarak geçiren grup bir çok festivalde bir çok ünlü vokalistin de arkasında yer alıyor. Chris Farlowe, Van Morrison, Pete Brown, Sonja Kristina (Curved Air)

* Kariyerinin başında beraber çaldığı Victor Brox'a daha akılda kalıcı bir sahne ismi istediğini söyleyen Norman ( Gerçek ismi Norman Hume ) İngiltere'yi fetheden Norman'ların yanına bir de neolitik çağlardaki ada sakinlerinin ismini (Beaker kültürü) ekleyerek hayli eklektik bir ingiliz blues'cu takdim etti Granada televizyonundaki programda.... Norman Beaker ....

Şarkı yazma stilinde Stevie Wonder, gitar tarzında ise gerçek etkilendiği sanatçının Freddie King ( Aynı Eric Clapton gibi )  olduğunu belirten usta müzisyen.


1995'te büyük saygı duyduğu, en büyük oğlunun vaftiz babası olan Alexis Korner için saygı konserleri düzenleyen Norman Beaker bu konserlerde İngiltere'nin tüm kalburüstü müzisyenlerini topladı.

Sahnede beraber çaldığı isimler blues ve rock camiasında ilk akla gelecek eski tüfekler ve önemli müzisyenler. Alexis Korner, Chris Farlowe, Jack Bruce, Paul Jones, Chuck Berry, Buddy Guy, BB King, Alexis Korner, Peter Green, Graham Bond, Jack Bruce, Lowell Fulson, Jimmy Rogers, Paul Jones, Jimmy Page, Robert Plant, Louisiana Red, Fenton Robinson Van Morrison.  Bu isimler ile sahne paylaşmak herkese nasip olacak bir şey değil gerçekten. Albümün açılış parçası “bir şeyleri açıklıyor gerçekten.

**“Diğer adamların istediği, benim tek sahip olduğum”

Norman Beaker haklı. O elindekileri, istediklerini ve tutkusunu bilerek kariyerini inşa etmiş bir blues müzisyeni. O çok zengin bir adam.


CENK AKYOL

20 Mart 2018 Salı

Sabih Cangil Band KadıköySahne'de


Sabih Cangil Band & Maskara / KadıköySahne
 22 Mart 2018 Perşembe 21:30 

 KadıköySahne
Kırtasiyeci Sok. No:25, 34714 İstanbul


Saat: 22:30
Sabih Cangil Band
1979 - 1984 arası kurucusu olduğu RA” grubunda gitarist, besteci ve söz yazarı olarak aktif müzik yaşantısına başlayan Sabih Cangil 1997’den itibaren birçok dizi ve film müziği de üretmiştir. 2006 yılında RA’nın devamı sayılabilecek bir kadroyla “İçimizdeki Pervaneler” albümünü çıkararak tekrar konserlerine başlayan müzik adamı klasik rock, hard rock, melodik rock çizgisinde çalışmalarıyla albüm üretimine devam etmektedir.

Saat: 21:30
Maskara
2004 yılında İstanbul'da Overload ismiyle 80’ ler Hard Rock cover grubu olarak kuruldu. Birçok konser ve etkinlikten sonra 2007 yılında kendi müziğini Türkçe sözlerle "Maskara" adı altında yapmaya başlayan grup, 2008 yılında kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkardı. Bu albümden "Çilekeş" ve "Kır Zincirleri" şarkılarına çekilen klipler 2008 ve 2009 yılında tüm ulusal müzik kanallarında gösterildi. Bu dönemde birçok festival ve konserde yer alan grup 2012 yılında ikinci albümleri “Oniki” , 2015 yılın ilk yarısında da üçüncü albümleri kayıtlarını bitirdi. Albümün ilk klibi "Şeytan Topuklu Giyer" şarkısına çekildi. Albüm ve klip Şubat 2016 sonu itibarı ile tüm müzik marketlerde ve online müzik platformlarında yer aldı. 2017 yaz döneminde yeni videosu "Yorma" yı yayınlayan grup halen aktif bir şekilde hem konser vermeye hem de yeni müzik üretmeye devam etmektedir.

Vay Be , Bir Zamanlar Çok Gençtik. Tıpkı Şimdiki Gibi



1982 yılından kalma bir TRT görüntüsünü bulduğumda aynen yazının başlığındaki lafı ettim.

35 yıl öncesi ve 20'li yaşlara ilk adımı atmışım. Üniversiteli olmuştum ama liseli yıllarımdan kalma alışkanlık gene de sürüyordu. O dönemin tek kanallı televizyonunda o gece bir rock grubu çıkıyorsa hemen ekranın başına oturup merakla bekliyordum.  Erkin Koray, Barış Manço gibi rockçılar değil dönemin popçularını da televizyona çıktıklarında bu şekilde beklerdim. 
Seksenli yıllara geldiğimizde plakları, kasetleri olmasa da genç rock grupları çok az da olsa TRT'de görünür olmuştu. Bunlardan en unutamadığım Hardal grubunun "Zor" parçasıyla İzzet Öz'ün "Teleskop" programına çıktığı gündü. İşte onlardan biri de Ra grubunun TRT televizyonuna çıktığı gündü. "Ra da nedir?" demeyin sakın, onlar o dönemde kasetleri olmamasına karşın dergilere kapak olacak kadar heybetliydiler. 
Bir gece Ra grubunu televizyonda "Rock Fever" şarkısıyla görecektik.  

Geçen hafta yutubta gezinirken bu eski hatırayı görecektim. Faruk Kurtulmuş, Erhan Akhan, Altan Üze, Karaca Somer, Sabih Cangil'den kurulu Ra kadrosunu tekrar seyrederken kendimi tutamayıp,
- Vay Be , Bir Zamanlar Çok Gençtik.  
diyecektim. 

Hala görüştüğüm can dostum Sabih Cangil kırmızı tişörtü ve gitarıyla tıpkı şimdiki gibi.
Sabih'in perşembe günü vereceği Kadıköy Sahne konserine gitmek için can atıyorum. Sizi de oraya bekliyorum. Bu 35 yıl önceki TRT görüntüsüne bakın, birde perşembe günü konserde dinleyin aslında hala 20 yaşındayız. 
"Rock'n Roll bööle bişi" demiş bilge bir insan ve bu söz de yazının sonuna çok da güzel oturur hani. 


Ra grubu "Rock Fever" şarkısı ile 1982 TRT kaydı


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...