6 Nisan 2017 Perşembe

Blues Perişan Liste 30 (7 Nisan 2017) - 9. Hafta


ALBÜMLER





1- JULIAN SAS   - Feelin' Alive (2) - 3






2- ROLLING STONES - Blue and Lonesome (1) 9



3 - JOHN MAYALL - Talk About That (3) - 9


4 - COCO MONTOYA  - Hard Truth ( 7 ) - 2
5 - QUINN SULLIVIAN  - Midnight Highway (6) - 8
6 - BETH HART - Fire On The Floor (5) - 7
 7 - MARCUS KING BAND  - Marcus King Band ( 4 ) - 8  
8 - SAMANTHA FISH - Chills and Fever  ( 10 ) - 2
9 -  MARC FORD and The Neptune Blues Club - The Vulture ( 10) - 
10 - NICK EARLE and JOE COFFIN   - Wood Wire Blood And Bone (15) - 2
11 - TEDESCHI TRUCKS BAND  - Live From The Fox Oakland (-) - 1
12 - TAMIKREST - Kidal (-) - 1
13 - BUDDA POWER BLUES BAND and MARIA JOAD - The Blues (-) - 1
14 -JACK J HUTCHINSON  - Set Your Heart For The Sun  (-) - 1
15 - ERIC BIBB  - Migration Blues  (-) - 1







PARÇALAR





1 - MARCUS KING BAND - Rita Is Gone  (3) 8




2 - JOHN MAYALL - The Devil Must Be Laughning (2) - 9



3 - JULIAN SAS - High and Low (5) - 4

4 - DAVY KNOWLES  - What In The World  (1) - 4
5 - ZOE SCHWARZ BLUE COMMOTION  - Broken (9) - 2
6 - ROLLING STONES  - I Can't Quit You Baby (4) - 9
7 - COCO MONTOYA  - Lost In The Bottle (-) - 1
8 - QUINN SULLIVAN - Midnight Highway (10) - 8
9 -  ROLLING STONES - Blue and Lonesome (7) - 9 
10 - BONFIRE  - Locomotive Breath (13) - 2
11- DELBERT MC CLINTON - Doin' What You Do (11) - 9
12 - BETH HART  - Fatman (12) - 8
13 - MIKE TRAMP  - Coming Home (-) - 1
14 - JACK J HUTCHINSON - Wake Up (-) - 1
15 - ASIA  - Only Time Will Tell (Live in Bulgaria) (-) - 1



 Editoryal Listeyi 
bu blog'un yazarları
 olan Aptulika,
Geronimo Yalnızkartal ve Cenk Akyol 
oluşturuyor. 
Parentez içindekiler geçen haftaki durumu belirtir. 
(-) : listeye yeni girenler.
Parentezin yanındaki mavi renkli sayı: Listede kaç haftadır bulunduğunu belirtir
  

30 Yıl Önce Bugün The Cult'ın "Electric" plağı çıkmıştı



Bundan 30 yıl önce 
bugün The Cult 
grubunun üçüncü
 stüdyo albümü 
"Electric" 
piyasaya çıkmıştı. 



İngiliz rock grubu The Cult, daha önce yaptığı iki albüm ile post punk tarzında nitelenirken bu albümüyle hard'n heavy'e göz kırpıyordu. 
Müziklerinde Led Zeppelin, The Doors, AC/DC ve Aerosmith izleri taşınırken, özgün bir tavrı da ortaya çıkarabilmesi grubun sevenlerini arttırıyordu. 
Bu albümde prodüktör olarak Rick Rubin'le çalışan grup, büyük bir çıkış yakalayacaktı. 
The Cult, "Electric" albümüyle o dönem listelerde üst sıralara tırmanırken, 11 parçanın yer aldığı albümden "Love Removal Machine", "Lil' Devil", "Wild Flower" gibi üç  'hit' çıkartacaktı. 
The Doors'un efsanevi vokalisti Jim Morrison'un ekolünü seksenlere taşıyan Ian Astbury'inin güçlü sesi, Billy Duffy'nin sert tınılı gitarı,  Jamie Stewart'ın dolgun bas gitarı ve Les Warner'ın ritmik davululuyla The Cult, 6 Nisan 1987 yılında çıkan "Electric" plağıyla 30 yıl önce gönlümüze oturmuştu. 

Love Removal Machine



Wild Flower


5 Nisan 2017 Çarşamba

İngiliz Blues'ının mucidi ALEXIS KORNER

“Anlatacakları olan müzisyenlere her zaman vaktim var”

Alexis Korner




Rolling Stones kariyerlerinin başında dinledikleri ve söyledikleri Chicago Blues parçalarından oluşan 26. stüdyo albümü "Blue and Lonesome"u geçtiğimiz senenin son ayında çıkardı. Elli beş senelik grup Mick Jagger`ın dediğine göre ilk defa hücum kayıt ile stüdyoda canlı kayıt bir albüm çıkardı.

Daha önce böyle bir albüm kaydetmemiştik. İlk albümümüzde bile üst üste kayıtlar vardı”

Keith Richards da müziğe başlama sebeplerinin Chicago Blues olduğunu söylüyor.

1962'de Londra'da müziğe Chicago Blues çalarak başladık. Bu şan, şöhret isteyenler için doğru bir yol değildi”

Albüm çıktığında kariyerlerinin ilk döneminde onlara kanat geren, O dönemlerde İngiltere'deki, büyük bir ihtimalle de Kuzey Amerika dışındaki ilk blues klübünü, ilk blues bandosunu kuran Alexis Korner’ı hatırladım.

12 - 13 yaşlarında rock müzik dinleyen benim gibi birinin müzik üzerine kalem oynatabilmesinin sebeplerinden biri de Alexis Korner. 80'lerde rock müziğin abc' sini öğrenmeye aç  ben ve benim gibi yüzlerce akranımın kendilerini eğitebilmeleri o zamanlardaki kısır kaynaklarla olmaktaydı.

TRT 3'te Sebla Özveren ve Yavuz Aydar tarafından yayınlanan Stüdyo FM'in rock tarihinin atalarını tafsilatları ile verdiği seri programlardan birinde dinlemiştim kendisini. Dinleyicilerin talepleri ile belirlenen rock müziğin kilometre taşlarının çalındığı programların belki de birincisiydi isminin alfabetik üstünlüğü nedeniyle.

Korner, her ne kadar tüm bir rhythm & blues, (RnBdeğil!!) blues-rock geleneğini (en azından İngiltere'dekini) sadece ona mal etmek uygun olmasa da adadaki skiffle rönesansını inşa eden Lonnie Donegan ve bluescu kardeşleri Cyril Davis, Graham Bond ile birlikte 60ların İngiliz blues-rock patlamasının en önemli figürlerinden biri. Ve diğerlerinin (Davis , Bond) çok erken ölümleri nedeniyle daha ön planda değerlendirilen, Rolling Stone dergisinde 1971'de yayınlanan makalesinde Andrew Bailey'in herkese mal olmuş deyimiyle “hepimizin babası” Alexis Korner bu yazımın konusu.

Anne Anadolu kökenli Rum, baba Avusturya kökenli Yahudi. Paris doğumlu, çocukluğu Kuzey Afrika, İsviçre ve Fransa'da geçiyor. Bir gün Akdeniz'de plajdayken savaşın başladığını duyup, bir yılı geçmeden İtalyan denizaltısıyla kovalama oynayan bir gemi ile ailece İngiltere'ye kaçıyorlar.

Annesi öldüğünde anne tarafından akrabaları bu işleri bırakıp, aile mesleği olan gemicilik işine girmesi için zorluyorlar onu. Tam bu aralar bir plak hayatında bir dönüm noktası oluyor. BBC'deki bir söyleşisinde blues'a gönlünü Jimmy Yancey'in ‘’ Slow and Easy’’ si sayesinde kaptırdığını, klasik müzik eğitimi almasını isteyen babası tarafından bu “yoz” müziklerin evdeki piyano'da çalınamayacağını söylemesi ile de ilk müzikal baskının en yakınından geldiğini söylüyor.

BBC'deki bir radyo programında 1940larda İngiltere'de gençlere bakışı da göz önüne sermekte Alexis Korner;

O zamanlarda 12 ila 18 yaş arasındakilerin toplumda hiç bir yeri yoktu. Yemeğe biri geldiğinde size masada yer bile ayırmazlardı. Sevilip, okşanacak kadar küçük, çalışacak kadar da büyük değilseniz kimse sizinle ilgilenmezdi. Varolamazdınız. , bir şeyler öğrenmek için şanslı olmalıydınız. Artık bunlar kalmadı. 13 yaşımdaki beni mikroskop altında inceleme imkanınız olsaydı çökmüş, bitmiş olduğumu görürdünüz."

Paris'te askerliğini yaparken orada bulunan Ledbelly gibi Amerikalı bluescuları seyretmesi içindeki alevi körükledi. 1950'lerde Skiffle diye tabir edilen cazın folk ile harmanlandığı tarz Britanya'da tekrar canlanınca Chris Barber'ın önderliğinde ve onun caz grubu ile mandolin çalarak sahnelere adım atmış oldu. İlk plağı 1954'de Ken Colyer's Jazzmen / Ken Colyer's Skiffle Group adı ile yayınlanan Back To The Delta albümüydü.




50'lerin ortasında Cyril Davis'in işlettiği London Skiffle Club'unda takılmakta ve zaman zaman sahneye konuk olmaktayken,  Cyril Davis'in “Artık bıktım bu Skiffle şeylerinden hadi gel burayı beraber bir blues klübüne çevirelim” demesiyle bir ikili oluşturup klübün ismini London Blues & Barrel Club yapıyorlar. Skiffle klübü iken tıka basa klüpte blues müzik müşterilerden rağbet görmüyor. İlk gece sadece 3 kişi geliyor. Bu arada sahnede 4 kişiler!! ;) Yine aynı radyo programında grubun elemanlarından, müzik yaşamına Cyril Davis ile başlayan ingiliz blues müziğinin yapı taşlarından saksofoncu Dick Heckstall-Smith, Cyril Davis'in kendisinden önce iflah olmaz bir saksofon düşmanı olduğundan bahsediyor.

Adanın bu ilk blues klübünde ikili olarak çalan Davis ve Korner daha önce hiç sorulmamış bir soruya da muhatap oluyorlar.Beyaz adam blues çalabilir mi?” 
Delta blues ile hiç bir bağı olmayan Yunan, Türk, Yahudi kökenli, İngiltere'ye göçmüş bir Fransız vatandaşı ile bir ingiliz ikilinin bu soruya hazırlıklı olmadıkları kesin.


Bu müziğin mucidi siyah adamları bu klüpte ağırlayan iki kafadardan Alexis Korner; “Muddy Waters, Memphis Slim, Sonny Terry & Brownie McGee, Champion Jack Dupree gibi plaklarından bir şeyler öğrendiğimiz ustalarımızla bu klüp sayesinde beraber çalma, arkadaşlık etme imkanı bulduk. Yeryüzünde blues'u öğrenmek için en iyi hocalar onlardı o sıralarda” diyor. “Ayrıca bizi dinlemeye gelen o zamanların önde gelen müzik eleştirmenlerini de hiç iplemiyorduk, çünkü gerçek hocalarımız bizi destekliyordu ve cesaretlendiriyordu”

Hemen herkes Newport festivalini 1965'te Bob Dylan'ın ilk defa “elektriklendiği” ve yuhalandığı festival olarak hatırlar. Ama bu işin daha da öncesi var. Muddy Waters 1958'de bu işi yapmış ve gitarını amplifikatör aracılığı ile prize takmıştı. Bunu emir telakki eden Cyril ve Alexis hemen kendilerini elektrik blues'a adapte etmek zorunda hissettiler.

O zamanki caz klüplerinde amplifikatör olmadığından istediğimiz müziği sadece kendi klübümüzde icra edebiliyorduk.”




İlk defa elektrikli Chicago Blues'unu kendi klüpleri dışında icra edebildikleri yer yine Chris Barber sayesinde Marquee Club oldu. Chris Barber'ın 2 seti arasında Chicago Blues çalabiliyorlardı.
Bir sonraki durak olan kendi klüpleri Ealing Club'da artık tamamen kendi setlerini çalıyorlar ve sonradan herkesin tanıyacağı bir çok ünlü müzisyenin müziğe başlama sebepleri oluyorlardı.




Oğlu Damien Korner o günleri hasretle anıyor; “Evimiz fikir sormak, dertleşmek isteyen yeni yetme müzisyenler tarafından çat kapı uğranılan bir yerdi. Gecenin bir yarısında Brian Jones'u Phil Seaman'ı kapımızı yumruklarken, Mutfak camını tıklatırken bulurduk. O zamanlar bunun normal olduğunu, yuva dediğin şeyin bu olduğunu düşünürdük.”




Ealing Club'de blues zehrini alan isimler saymakla bitmez; Art Wood ( Ronnie'nin ağabeyi) Charlie Watts (evet o!) Mick ve Keith (evet onlar!, ki Blue Boys adı ile ilk defa orada sahneye çıkmışlar) Eric Burdon(Animals), Dick Heckstall Smith(Colosseum), Paul Jones(Manfred Mann), Long John Baldry, Manfred Mann, Jack Bruce, Paul Kossoff ve Andy Fraser( Free), John McLaughlin, Steve Marriott (SmallFaces, Humble Pie), Robert Plant, Dave Holland, Danny Thompson (Fairport Converntion).... Liste gerçekten çok uzun.




Daha sonradan kendisindeki bu yetenek avcılığı sorulduğunda “Eminim ki bu kadar yetenekli genç müzisyenin benimle çalışmayı tercih etmesindeki sebeplerden biri de benim R & B grubum dışında piyasada çalışabilecekleri, haftada 2 gece sahneye çıkıp, en az bin kişiye ulaşabilecekleri başka bir grubun bulunmamasıydı. Bu kadar kişiye ulaşmamıza rağmen kendimizi The Tremoloes veya benzeri pop grupları gibi ünlü hissetmezdik.” diye daha sonraları bir çok çırağının ulaşacağı rock star mertebesi ile derdinin olmadığını söyleyecekti.

1960’ ların ikinci yarısında müzisyenliğinin dışında bir çok dergiye blues makaleleri yazan müzisyen aynı zamanda BBC'ye çocuk programları, eğlence ve müzik programları da yapmaktaydı. Bu radyo programlarında biri de Top Gear'dı ve bir bölümünde o zamanlar yeni tanıtımı yapılan Jimi Hendrix ve grubu Experience'ı ağırlarken gruba Hoochie Coochie Man parçasında slide gitarı ile eşlik de etti.

Genç yaşta hayata veda eden ve başka bir yazının konusu olmayı hak eden Graham Bond da Alexis Korner'ı her şeyin başlangıcına koymakta;



Hepimiz ondan bir çok şey öğrendik. Şimdilerde Rhythm & Blues denilen müziği başlatan en önemli kişidir. Gerçekten bu işin babasıdır. Motivasyonu çok yüksekti ve harika bir insandı. Alexis Korner's Blues Incorporated benden önce Cyril Davies, Dick-Heckstall Smith, Ginger Baker ve Jack Bruce ile kurulmuştu. Cyril ayrıldığında gruba dahil olma şansı elde ettim.
Aynı şekilde John Mayall da kendini kanıtlamadan ondan çok şey öğrenmiştir. 60'ların İngiltere'sini Be-bop zamanındaki Amerika'ya benzetebiliriz. Tamamen yepyeni bir sanat akımı doğuyordu. İngiliz ticari müzik akımını değiştirmiş kişidir Alexis Korner.




Alexis 1968 yılında kıta avrupasında Hollandalı Cuby & The Blizzards, Danimarkalı Beefeaters grupları ile beraber konserler verdi. Cuby & The Blizzards'ın Live in Düsseldorf albümünde, Beefeaters'ın Meet you there albümünde yer aldı.

70'lerin başında blues ateşinin rock alevine döndüğü dönemde Peter Thorup (Beefeaters), prodüktör Mickie Most, Donovan'ı üne kavuşturan John Cameron ile C.C.S. (Collective Consciousness Society) isimli bir “rock big band” kurar. Yayınladıkları ilk albümde 1968'te beraber kayıt yaptığı fakat sonra Jimmy Page ile Led Zeppelin adıyla şöhrete kavuştukları Whola Lotta Love'ını Kenny Wheeler, Henry Lowther gibi ustalarla Chicago ve Blood Sweat & Tears ile yükselen brass rock tarzı ile yorumlar. Albümün bir başka parçası ise diğer evlatları Keith Richards & Mick Jagger hiti ‘’ Satisfaction’’ olur. Yaptığı yatırımların karşılığını alır genç müzisyenlerden.




Unutmadan, Pete Townshend'ın, Mick Jagger ve Keith Richards'ın Alexis Korner'dan kariyerleri için nasıl yardım gördüğü konusunda güzel bir sözü var.



Alexis Korner'ın ingiliz blues sahnesine çok büyük tesiri vardır. Sadece Rolling Stones'u biraraya getirmesi için bile hayatının sonuna kadar tahtırevanla taşınması gerekir”

Keith Richards o günleri şöyle hatırlıyor;




Alexis Korner tüm bu blues işlerini gerçekten biraraya getiren kişiydi. Yıllardır caz kulüplerinde çalıyordu, çalınabilecek tüm kulüpleri, tüm bağlantıları bilirdi. Ealing Club'ı Cyrill Davies ile açtıklarında biz de oraya takılmaya başladık. Ya ilk gittiğimiz akşam ya da ikincisindeydi, Alexis Korner sahneye çıktı ve “şimdi bir konuğumuz bize biraz gitar çalacak, Cheltenham'dan geliyor, onca yolu aşıp Cheltenham'dan geliyor” dedi.

Bir de baktık Brian (Jones) da-da-da, da-da-da diye slide gitar ile Elmore James çalmakta Bu da nasıl bir şey? dedim. Dust My Blues'u bitirdiğinde hemen Brian'a yanaştık. Gerçekten fantastik ve havalıydı. Bizim kafamızdaydı. Ve sanki dünya üzerinde kimsenin çalmadığı gibi çalmaktaydı. Onu biraz Jimmy Reed ve Chicago Blues numaralarına alıştırdık ki hiç dinlemediği şeylerdi. Daha çok T-Bone Walker ve caz-blues'a yatkındı. Onu Chuck Berry yönüne döndürdük. Dedik ki “ Bak hepsi aynı ..kun soyu adamım, becerebilirsin” .




Alexis Korner da kendisine Rolling Stones için önemli olduğu söylendiği bir programda

Her müzikal hareketin teşviği ile müziğe başlayan büyük müzisyenleri olmuştur.”  diyerek kendisinin sadece bir katalizör olduğunu onlara imkan sağladığını belirtmiştir.

1963'te haftasonları kulüp kulüp gezen ve müzik dünyasına karışmak isteyen, sonraları Animals grubu ile tarihe kazınan o zamanın tıfıl Eric Burdon'u da Alexis'in klübüne dadananlardandı.




Newcastle'dan otostopla haftasonu için Londra'ya gelmiş, kulüp kulüp gezip, müzik dünyasına karışmak istiyordum. Bir akşam Alexis'in klübünde canlı müziğe ara verildiğinde yanımdaki çilli ve kısa saçlı çocuk sahneye atladı. Mick Jagger'ı ilk kez orada dinledim.”

1972 yılında Steve Marriott (Humble Pie) Amerika'da King Crimson ile ortak turnelerine Alexis Korner ve Peter Thorup'u ön grup olarak davet eder. Turne sırasında sıkı fıkı olduğu King Crimson elemanları Ian Wallace (davul), Boz Burrell (bas), Mel Collins (saks, flüt) turne sonrasında gruptan ayrılınca Snape isimli yeni bir grubun temelleri atılır. Gruba Ginger Baker's Air Force'da Afrika vurmalıları çalan Gaspar Lawal ve Vinegar Joe piyanisti Tim Hinkley de katılınca grup 7 kişilik geniş bir kumpanyaya dönüşür. 30 günlük Almanya turnesinde 200.000! kişiye çalan grup bir önceki prodüksiyon grubu gibi aranjeli, yazılı, çizili bir müzik değil tamamen doğaçlamaya dayalı caz esaslı blues çalmaktadır.


Saksofoncu Mel Collins anlatıyor; “Konserlerden sonra Alexis, Steve Marriot, Boz Burrell ve ben otel barlarında buluşur ve takılır ve çok eğlenirdik. King Crimson Alabama'da turnenin kendine ait kısmını bitirmişti. King Crimson ile yollarımız ayrılıyordu. Alexis, Ian'a davulcuya ihtiyaçları olduğunu onlara katılmasını teklif etti ve Ian ile beraber turneye devam ettiler.
Boz ve ben de turne angajmanımız bitince iki genç kız ile birlikte bir arabaya atlayıp turne yapımcısının New Orleans'da bize tatil için kullanmamıza izin verdiği evine gittik. Alexis 2 hafta sonra turne dolayısıyla New Orleans'a uğradığında Boz'la beraber onları izlemeye gittik. Sahne arkasında buluştuğumuzda Alexis grubu genişletmek istediğinden bahsetti ve Boz'a turun son 6 haftası için onlara katılmasını teklif etti. Terk edilmiş ve sahipsiz gibi gözüktüğümden acıdığından olacak, soyunma odasından ayrılırken Alexis bana döndü ve bir bakış attı ve tabi ki Mel'i de yalnız bırakamayız” dedi. Ben de gruba dahil olmuştum. Turneyi hep beraber bitirdik.

1977'de yine genç müzisyenlerle kaydettiği ‘’ The Lost’’ albumünü şimdilerde herkes tarafından tanınan bas gitarist Cliff Williams (AC DC), davulcu Graham Broad (Roger Waters), gitarist Danny McIntosh (Kate Bush), Jim Diamond'dan (80lerin başında "I Should Have Known Better” single'ı ile tanınmış, başarılı bir solo kariyer yapmıştı) müteşekkil Bandits grubu eşliğinde kaydetmişti. Albüm'de deneyimli bir gitarist daha bulunuyordu; James Litherland. Daha önce Colosseum, Brian Auger, Long John Baldry ve Leo Sayer gibi tanınmış müzisyenlerle çalışmıştı.

1979''da Ian Stewart, Dick Morrisey, Charlie Watts, Jack Bruce, Chris Farlowe ile birlikte yine bir all-star band kalkışmasına girişir. Rocket 88 adıyla kurdukları boogie woogie grubu Hannover'de Rotation klüpteki konseri filtresiz kaydedip, yayınlarlar. Albüm Boogie Woogie şehitleri Pete Johnson, Joe Turner, Fats Domino'nun ruhuna düzenlenmiş ayin gibidir.




Ölümünün 10. yılındaki saygı konserlerini düzenleyen, yakın zamanda Blues Hall Of Fame'e dahil edilen ve bir dönem grubunda çalan gitarist Norman Beaker her zaman nazik ve iyi bir grup lideri olduğunu ve onun 2- 3 yıllık şaşalı günler yerine uzun soluklu ve çok daha saygın bir müzik hayatı olduğunu belirtiyor.

Kariyerimin başlarında bana ağabeylik yaptı, işin inceliklerini anlattı. İtalya'dan sahne teklifi aldığımda bana fiyatımı ikiye katlayarak söylememi ve yarısını peşin almamı söylemişti.”




Alexis çocuklarımın vaftiz babasıdır. Vaftizden sonraki kutlama sırasında sarma cigaralığı ile kafa bi dünya dolanırken dini bütün akrabalarım onun vaftizden büyülenip, huşu içinde gezindiğini düşünüyordu :) “

Yine saksofoncu Dick Heckstall-Smith'e dönersek, 1989'da yayımladığı otobiyografisi The Safest Place in the World'de; “Görünüşte müzik yapıyordu ama esasında ideolojik bir meselesi vardı, tıpkı bilek güreşi gibi boğuşurdu. Fulham'daki küçük kulüp Troubador'da kerli ferli bir çok bopçuların arasında yapayanlız bir bluescu olarak varoldu. Güçlü kişiliği ile görünmez ve ölümcül bir silahla kuşanmıştı adeta. Bu sessiz direnci ile her zaman neşeli ve sakindi.” diye belirtiyor.




Jethro Tull'ın kurucusu ve her şeyi Ian Anderson 1970'de İngiliz dergisi Beat Instrumental'e verdiği röportajda ”Beatles ve Stones'un ilk yaptıkları ile pop müziğe merak salmıştım. Oradan Jimmy Reed, Howlin' Wolf gibi köklere atladım. Alexis Korner'ı keşfetmem beni Charles Mingus ve Ornette Coleman'lara ulaştırdı.”  diyor.




Kariyeri boyunca bir çok albüm çıkarmasına rağmen kayıt stüdyolarında kanal kayıtları, kayıt teknikleri, tekrar tekrar aynı partisyonların hatasız çalınmasına çalışılması gibi uğraşlar Alexis Korner'a beyhude geliyordu. jam session, hücum kaydı, doğaçlama ... işte bunlar sevdiği şeylerdi.

Küçük, berbat klüplerde çalardık. Çalabileceğimiz yerler ancak buralardı. Bana bluescudan ziyade cazcı diye bakarlardı. Kimse blues nedir bilmezdi ki. Öyle veya böyle bir çeşit caz çalmak zorundaydınız. Bu kisveden hoşlanmıyordum, kendimi caz müzisyeni olarak hissetmiyordum. Benim için hisleri yansıtmak emprovizasyondan daha önemliydi. Eğer doğru ifadeyi, tavrı yakalayabilirsem onu değiştirmeden tekrar etmeyi yeğ tutuyordum doğaçlama yapıp yapmadığımı önemsemeden.”

Benim için iki tarz arasında temel bir fark var. Bir cazcı kendisini ses temelli ifade eder, diğer cazcılardan farklı tınlamalıdır. Ama blues'da hissettiğin doğru sesi bulduysan o seni ifade edecek ses olacaktır. Ruh halin kişisel doğaçlama yeteneğinin önüne geçer.”


İflah olmaz bir sigara tiryakisi olan Alexis Korner Colin Hodgkinson ile yeni albüm kayıtları sırasında fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. 1 Ocak 1984'de akciğer kanserine bağlı beyin tümöründen öldüğünde 55 yaşındaydı. Ömrünün hiç bir döneminde şan, şöhret, büyük paralar, lüks yaşam yaşamadı belki ama her zaman istediği gibi canlı, mutlu kalabalıklarla zengin bir yaşam sürdü. Kendisinin de kabul ettiği gibi iyi bir enstrümancı değildi ama iyi müzisyeni, iyi müziği bilirdi. Kendinden genç yeteneklere hep kol kanat gerdi.


Bir tarafım Türk bir tarafım Grek, bir tarafım da Avusturyalı. Ama ne bir tarafım Türk müziği, ne Grek müziği ne de Avusturya müziği bilir. Tastamam blues çalmak için yaratılmışım.”




CENK AKYOL 












4 Nisan 2017 Salı

Rakınroll FM Postası – 3



Yeni Keşif 

Grup :  Jack J Hutchinson'un Boom Boom Brotherhood, 
Albüm  :   Set Your Heart For The Sun 
Albüm Çıkış Tarihi : 3 Mart 2017

Grup Üyeleri :
Jack J Hutchinson (vokaller ve gitar) 
Rick Baxendale (bas)
Jim Brazendale (davul ) 

Albümde  İngiliz blues / rock gitaristi ve şarkıcı / söz yazarı  Jack J  Hutchinson tarafından yazılan on iki  şarkı ve bir de  grup arkadaşı Jim Brazendale ve Rick Baxendale  ile birlikte yazılmış on üç parça yer alıyor .

Elemanın kendisinin de tariflediği gibi , müzikal önderleri  ve örnek aldığı müzisyenlere bakınca , ortaya çıkan albümün altyapısı ,  soundu , gitar , davul tonları  ile  tüm etkilendiği  o klasik rock , blues çizgisinin izlerini görmek , duymak mümkün bu sürpriz albümde  .  On üç parçanın on biri kısa parçalardan oluşuyor .  Yedi dakikalık “ Lone Dremmer – Hidden Dream”  içeriğinde  geçişleri  , gitarın  eski rock  sevdalılarına  o günleri anımsatan rifleri , tınıları , gibson’ un o dayanamadığım tonu ve soloları  etkileyici saykodelik , klasik rock çizgisinde dolandırıp sarsıyor insanı .  “Hey Hey “  yumuşak ritmi  ve aynı tondaki vokalleri ile  farklı bir tad bırakırken ,   Boom  ile ritmi bulup  stoner rock tadında gezinen gitarlara “boom boom” nakaratları işliğinde  farkında olmadan ritim tutarken buluyorsunuz kendinizi .   Souled Out ’da  armonikanın verdiği enerjiyle  tempolu  bir blues duyuyoruz , Lovin Man’de ki soloları da bir duyun derim . Jezebel’de  dinleyin derken , aslında neredeyse tüm parçaları önereceğim .  Wake Up ile albümün bitmesi de bence ironi  . Hey millet uyanın , albüm bitti der gibi .

Kısaca şunu ifade etmeliyim  ki  benim gibi klasik  rock çağının  tadı ve tınılarına daha düşkün insanlar için bu adamın gerek gitar tonu  ve riffleri , gerekse davulun ve  bas gitarın bütünlüğünde albümün genel çizgisi  ve melodilerin bütünüyle ortaya çıkan sound  oldukça tatmin edici .  Böyle yeni sesler duymak ve rock çoşkusunu halen hissedebilmek  büyük keyif .. Bu keşif ,  old school  rock ve blues arayanlar için bir şifa  olur kanaatindeyim . 


Albümle ilgili olarak  Classic Rock Magazine'in son sayısında "unutulmaz rifflerle ve çarpıcı harmoni gitarla canlanmış 70'li yılların ağır blues'u" şeklinde bir  yorumu da paylaşmış olalım 

Albüm  ve müzikleri  hakkında  Hutchinson’dan alıntılar ise şöyle :
 "Çok karanlık zamanlarda yaşıyoruz ama müzik harika bir şifacı olabilir. Albümün çoğunluğu  kayıp kavramlarına hitap ediyor ancak tünelin sonunda ışık da var. " 
Grubun soundu klasik rock sevgisinden çok etkilenmiştir. "Led Zeppelin, Allman Brothers, Peter Green'in Fleetwood Mac’i , Pink Floyd gibi gruplarla takıntılıyız. Bence bu etkiyi  müziğin içinde duyabiliyorsunuz, ancak  biz tabi ki kendi soundumuzu sunuyoruz . "
 "Beatles , Stones dinleyerek  büyüdüm. Bu albümde gitarın etkisi çokça hissediliyor , ama bu şarkılarımıza  hizmet ediyor. On üç  şarkıyla klasik bir albüm yapmak istedim, hepsi gerçek bir şarkı olmalıydı, melodi , sound ve vokallerin armonisi ile  bir yumruk atmak istedim …"

Ben kroki oldum , sıra sizde …




Bir Eski Dost’dan Yeni Albüm 

Mike Tramp   
Albüm :  Maybe Tomorrow
Yayın Tarihi 24 Şubat 2017

When The Children Cry dersek herkes herhalde  parçanın girişini , sözlerini , klibini hatırlar ve sanırım her hafızada bir yerlerde yer etmiş olarak White Lion’dan bile daha ünlüdür .  Parçayı bilir ama grubu unuturuz .

Hatta  Mike Tramp’ın da  aslında bu grubun vokalisti olduğunu ben bile yıllar sonra öğrenecektim .

22 Nisan 2013 Akşamı Dave Lombardo ve grubunu dinlemek için Taksim’de  bir klüpte  dinleyiciler arasında bu kendi halinde ve sempatik adam karşımıza çıkınca işte biz de bu kare fotoğrafı anı olarak çekme şansı bulmuştuk .

Bu mütevazi adam eline aldığı akustik gitarı ile  meğerse bir Avrupa turnesine çıkmış , ülke ülke sessiz sedasız dolaşmakta imiş , açıkçası bu bir zamanların ortalığı kasup kavuran şarkının yaratıcısı adamın  böyle bir müzikal tutku ve mütevaziliği beni çok etkilemiş , çok istememe rağmen mazeretim nedeniyle  kendisini İstanbul’da  izleyememiştim . 

1983-92 – 2004 -08  yılları arasında White Lion . 1992-98 Freak Of Nature , 2009–2011: The Rock 'N' Roll Circuz  ve sonrasında da  solo olarak  albümlere imza atan  üretken , çalışkan adam  Mike Tramp .  Açıkçası  sayarken zorlandım ama  27 albüm yapmış  ( 1961 doğumlu ve ilk albüm 1977 Mabel isimli bir grupla) 

Lafı uzatmayalım işte bu güzel adamın  şubat sonu çıkan yeni solo albümünü duyurmak istedim sizlere  . Albüm gerçekten samimi içten , temiz bir sounda sahip  , klasik  hard rock yanı sıra  akustik ögeleride barındıran , Mike’ın yalın ve enerjik vokalleri ve özenli  müzikal kurgusu ile  dinlenmeyi ve saygıyı hak ediyor .  Albümden dikkatimi çeken parçalar ,  açılışta yer alan . “ Coming  Home “ sonrasında  “ Would  I Lie To You” , piyanonun eşlik ettiği  slow parça   Time and Place  ve Maybe Tomorrow isimli son parça …



Nisan Ayında Çıkacak Albümlerden Birkaçı ve Çıkış Tarihleri
7.Nisan  Deep Purple - inFinite
7. Nisan  Brian May & Kerry Ellis - Golden Days
7. Nisan Mike & The Mechanics - Let Me Fly
21. Nisan Incubus - 8
21. Nisan Quiet Riot - Road Rage
21. Nisan Richie Kotzen - Salting Earth
21. Nisan Axel Rudi Pell - The Ballads V [Compilation]

Geronimo Yalnızkartal
5 Mart  2017

Not:  Rakınroll FM , amatör ruhlu ve düzenli periyodu olmayan , yayınları aşağıdak linkte yer alan grup sayfasından  , genellikle yayından kısa bir süre önce duyrulan , süprize açık ve spontan yayın akışı olan bir internet radyosudur . Sayfaya üye olur iseniz yayınlardan haberdar olup  bu sayfalardaki adı geçen müzikleri dinleyebilirsiniz .

Grup sayfa linki : https://www.facebook.com/groups/291467814569528/?fref=ts

Blues gitarının ustası Lonnie Brooks öldü


Chicago Blues'ın önemli gitaristlerinden Lonnie Brooks, 1 Nisan 2017'de 83 yaşında hayata veda etti.  Louisiana doğumlu sanatçı çok küçük yaşlarda dedesinden öğrendiği banjo ile müziğe adım atmıştı. 

Gitara geçtiğinde Clarence "Gatemouth" Brown, T-Bone Walker, B.B. King, Long John Hunter gibi ustalardan etkilenen müzisyen ilk albümünü 1969 yılında çıkartacaktı. Blues Brothers filminin 2000 yılındaki ikinci bölümünde de oynayan Lonnie Brooks, Johnny Winter ve Eric Clapton gibi ustalarla da çalmıştı. 










Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...