8 Ocak 2017 Pazar

Kar Yağan En İyi 10 Türk Rock Şarkısı


Madem her yeri kar kapladı, o zaman Türk Rock'ında içinde kar  yağan parçalardan bir seçki yapayım dedim. Bu pazar günü şöyle bir oturup bu konudaki ilk "ON"umu çıkartayım dedim. Sonradan çok üzüleceğim, unuttuklarım da olacak büyük ihtimalle ama yapacak bir şey yok hani.(Ama ilk üç esastır gibi geliyor bana)
Buyrun bakalım içinde kar yağan parçalar. 


10 - "Kar yağıyor bugün Ankara'ya - Haramiler


İtiraf etmem gerekirse bu şarkıyı ilk defa dinliyorum. Burada yer vermemin sebebi ise içinde "kar" geçiyor olmasıdır. 




9 - "Kupa Kızı, Sinek Valesi" - Teoman

Bu şarkıyı da bilirim ama çok dinlememişimdir. Bir yerde çalar o şekilde bir bağım vardır. 





8 - "Her yerde kar var" - Adamo ve Barış Manço

Adamo'nun meşhur parçası ama bu sefer Barış Manço ile yapılan bir düet. Madem biz kalkıp Türkçe okuttuk. O da kalkıp bizim Barış Manço'ya Fransızca okutmuş.



7 - "Kış Neden Var" - Turgut Berkes

Şimdi Turgut Berkes'i bilmeyen olabileceği için hatırlatayım. Moğollar'ın meşhur şarkısı "Bi şey Yapmalı" var ya işte o parçanın sözlerini yazan kişi. 



  

6 - "Kara Sevda" - Barış Manço

Barış Manço'nun Japonya konserinden 


5 - "İncecikten Bir Kar Yağar" - Modern Folk Üçlüsü

Geleneksel Türk müziği eserini eskilerde Modern Folk Üçlüsü böyle aranje ederek yorumlamıştı. Benim için ayrı bir yeri vardır.




4 - "Dede, Baba,Oğul" - Bulutsuzluk Özlemi

Bulutsuzluk Özlemi'nin en sevdiğim albümü "Yol"dan bir şarkı. Büyük ihtimal Nejat'ın hayatından da izler taşıyan bir şarkı. Aklıma çocukluğumun İstanbul'u ve okulların tatil olduğu kar günleri ve soba önünde ailecek oturmalarımız gelir.




3 - "Karlı Dağlar" - Erkin Koray

Evet şimdi geldik benim için vazgeçilmez ilk üç kar şarkısı. Üçüncü sırada 1974 tarihli "Elektronik Türküler" albümünden bir şarkı. Zamanında dinlemekten plak haşat olmuştu.



2 - "İnce İnce Bir Kar Yağar" - Edip Akbayram

Ve şimdi geldik ikinci sıraya. "Garip" adlı o 45'lik plağı ile şaşkınlıkla bu nasıl ses dediğim ve hayran olduğum adam. Bu hayranlık sonrasında bu 45'lik plakla da devam edecekti. Tabi bu parça diğer bir sevdiğim ozanla tanışmamı sağlayacaktı: Aşık Mahzuni Şerif



1 - "DIŞARDA KAR YAĞIYOR" - ÜNOL BÜYÜKGÖNENÇ

Ve birinci sıra, Ünol Büyükgöneç'in kar ile ilgili muhteşem plağı. Ünol Büyükgönenç, Cem Karaca ve grubu Kardaşlar'ın gitaristiydi. 1979 yılında ise bu 45'lik plağı yapmıştı. Sonrasında deneysel çalışmalarını bir albümde topladı. 



Evet iste böyle bir seçki yaptım. Mutlaka unuttuklarım da vardır, kusura bakmayın artık. Bu benim listem, bu kar manzarasında dinlenilebilecek karlı şarkılar. İlk üç romantizmi biraz bozuyor ama rock böle bişi. Toplumcu bakıştan kaçamıyor.
APTULİKA

Lemmy Kilmister’in oyuncak biblosu yapıldı.



2015 yılının sonlarında 70 yaşında kaybettiğimiz Motorhead grubunun  
kurucusu, basgitaristi ve vokalisti 
Lemmy Kilmister’in biblosu bir 
oyuncak firması tarafından 
piyasaya sunuldu. 

Belirli bir sayıda, koleksiyonerler 
için hazırlanmış bu biblo oyuncak 
firması Drastic Plastic tarafından 
yapılmış. 

2000’le sınırılı sayıda piyasaya 
sunulan bu oyuncak biblo  
$29.99 (£24.20) fiyatından 
satılıyormuş. 
  
http://www.ebay.ie/itm/112235949797

Magnum'dan yeni yılın ilk albümü

Hard Rock’ın güçlü İngiliz gruplarından Magnum yeni yılın başına baladlarından oluşan bir albümle giriyor. Bu hafta piyasaya çıkacak olan “THE VALLEY OF TEARS – THE BALLADS” adlı  çalışma, grubun dünden bu güne yaptığı albümlerden seçilmis olan 10 baladını bir araya getiriyor.
Grubun kurucu gitaristi Tony Clarkin’in prodüktörlüğünde oluşan bu albümde ye Alana bladlar, yeniden remix edilerek sunulmuş.
1972 yılında gitarist ve şarkı yazarı Tony Clarkin ile vokalist   Bob Catley  tarafından Birmingham’da kurulan Magnum, ilk albümünü 1978’de yapacaktı.  “Kingdom of Madness” isimli bu albümden sonra seksenli yıllarda yaptığı albümlerle ünlenen Magnum, bugünlere dek dağılmadan çalışmalarını sürdürmüştü.

Albümde yer alan parçalar
01 Dream About You (remastered)
02 Back in Your Arms Again (newly re-recorded)
03 The Valley of Tears (remixed, remastered)
04 Broken Wheel (newly re-recorded)
05 A Face in the Crowd (remixed, remastered)
06 Your Dreams Won’t Die (remastered)
07 Lonely Night (acoustic version, newly re-recorded)
08 The Last Frontier (remixed, remastered)
09 Putting Things In Place (remixed, remastered)

10 When The World Comes Down (new live version)

7 Ocak 2017 Cumartesi

İstanbul karla kaplı


Bugün İstanbul kar ile kaplandı ve bembeyaz bir örtü hakim.
Soğuk havaları her ne kadar sevmesem de kar yağdı mı, iş değişir. Yağmurun ıslaklığı benim için sinir bozucudur ama kar yağması bir şenlikle eşdeğerdir. İstanbul en kabadayısından üç bilemedin dört gün kar kaplı durur. O meşhur “kar tatilleri” ise tarihi vaka olarak anılarımızda yerleşmiştir ve mitolojik destansı bir ifade ile anlatılır durur. Bunları yaşamışımdır ama en büyüğü bizden önce olmuştur ve babalarımız bile görmemiş, dedelerimiz anlatmıştır. O İstanbul Boğaz’ını buz kaplamış, insanlar bir yakadan diğerine yürüyerek geçmiş.
Boğaziçi’ni buz kapladığı ve insanların karşı yakaya yürüyerek geçtiği anlatıldığında bir çocuk olduğumu ve o zamanlarda daha boğaz köprüsünün yapılmadığını söylersem, bu olayın bir çocuğun hülyalarına nasıl yansıyacağını daha iyi anlayabilirsiniz. Oniki yaşıma kadar boğazdan vapurla Anadolu yakasına geçilebildiği dönemde bu anlatılanlara inanmak mümkün değildi hani. Boğaz’ı yürüyerek geçebilmek olacak iş değildi. Hadi bilemedin yüzebilirdin ama o da benim o tıfıl halimle olabilecek bir şey değildi.

Boğazın buzla kaplandığı öykülerin hayal gücü yüksek bir yaşlı tarafından uydurulduğuunu düşünsem de sonradan bu olayın fotoğraflarını görecektim. Olayın aslı Rusyadan gelen buz kütlelerinin boğazı kaplamasıymış.
Kar yağışının İstanbul’u esir aldığı ve şehri felç ettiği zamanları da sevmiş ve anılarımın en güzel köşesine yerleştirmişimdir.
O şehrin felç olduğu zamanlardan birinde Beyoğlu’nda dergide çalışıyordum. Eve dönmem imkansızdı ve dergide sabahladım. Ertesi gün tabanvayla yola çıkıp, Beyoğlu’ndan Kuruçeşme’ye kadar kar içinde yürümüştüm. Bu öyle keyifliydi ki Ortaköy’e geldiğimde tekel bayiinden bir bira alıp keyfime keyif katacaktım. Aynı tip bir kar yürüyüşünü de lise yıllarımda yapmıştım. Üstelik yanımda okul kaçkını üç arkadaşım da vardı. Cebimizde bu sefer kanyak vardı. Mesafe Baltalimanı’ndan başlıyor, Kuruçeşme’de bitmiyor Ortaköy’e kadar sürüyordu. Bu uzun kar yürüyüşlerinden bir başkası da seksenli yılların ortalarında Gırgır’da çalışırken olmuştu. O senelerde de İstanbulu felç eden kar tatili olmuştu ve ben dergide kalmıştım. Eve Cağaloğlu’ndan Kuruçeşme’ye yürüyerek dönmüştüm. Ne bir yorgunluk ne bir eziyet olmuştu, laf aramızda bugün olsa gene yaparım. (Şaka yapmıyorum)
Kar yağmasını çocukluktan beri severim velhasıl. En sevmediğim de kar yağmaya başlayıp, tutmamasıdır. Hele o karların erimeye başlaması yok mudur, tam anlamıyla felakettir, benim için. Kar yağar ve tutar camdan o manzarayı seyrederken, bir komşu elinde kürek karları temizlemeye başlar, gidip o anda dövesim gelir. Karda yürüyenlerin hep aynı ayak izini takip ederek yürümesini isterim. O beyaz örtüye bir zarar gelmesini istemem.
Kar belki de herşeyi bembeyaz eden temizlik gibidir. Okula başlayan bir öğrencinin yeni alınmış defterinin verdiği heyecan gibi bir şey. Eskiden İstanbulu kar kaplayınca bir başka olurdu. İstanbul’un silueti çıkardı. Zaman geçtikçe karla kaplanmış İstanbul görüntüsü, şehrin çirkinliğini kapatan bir hediye olmaya başlayacaktı. Çirkin beton binalar, zevksizlik bir anda beyaz bir örtüyle kapanıp güzelliğe dönecekti.
O çocukluğumda kar yağınca ilk tutan yerleri Boğaz’ın Anadolu yakasına bakarak, görür ve “Çamlıca tepesine kar tutmuş” diye haykırırdım. Kuleli’den, Beylerbeyi’ne kadar öyle güzel bir beyaz siluet çıkardı. Şimdi o çocukluğumdaki güzel görüntünün olduğu Anadolu yakasındayım. İster Anadolu isterse Avrupa yakasından baktığımda artık kar yağsa da o güzel manzara görünemiyor. Sanki artık kar da temizleyemiyor, aklaştıramıyor. Çirkin yapılaşma yırtık pırtık bir okul defteri gibi iç bulandırıcı ve onu kar da temizleyemiyor.
Gökdelenler kar tutmuyor galiba.

APTULİKA

bluesperisan@gmail.com

5 Ocak 2017 Perşembe

Objektif KATS Sahnede




80'lerden bu yana Türk rock tarihinin önemli gruplarından biri olan Objektif, o günlerden bu yana müzik hayatına istikarlı bir şekilde sürdüren ender gruplardan biri. Grup bugüne kadar 5 albüme imza attı. Objektif’ 2017 yılında da altıncı albümünü çıkarmayı planlıyor.
Hard rock tarzındaki müziklerinde toplumsal hassasiyetli konuları işleyen Objektif müzik tarzını da “Halk Rock” olarak adlandırıyor.

Objektif, yıllar süren üretkenliğinin yanısıra konser yerindeki başarışı ve enerjisi ile de ayrıcalıklı bir grup olma özelliğini sürdürüyor.  Son olarak, Expo 2016 Antalya'da Deep Purple konserinde ön grup olarak ses getiren Objektif, Gayrettepe Kats Sahne'nin konser dizisi kapsamında 13 Ocak Cuma akşamı rock müzikseverlerle buluşacak.

4 Ocak 2017 Çarşamba

Gitar ustası İzi Eli’nin kaleminden APAÇİ AYHAN


 Apaçi Ayhan abi ile ilgili en güzel yazıyı “Yoldan Çıkmış Simalar” kitabında Murat Beşer yazmıştı. O yazıyı kitaptan okuyabilirsiniz. O yazıyı ve kitabı herkese tavsiye ediyorum. Ancak Ayhan abinin hepimizde izi vardır. Burada usta bir müzisyenden onu dinleyeceğiz.

Isak Eli yani bizim İZİ.  Bir gitar hocası ve rock tutkunu. Gitarla lisede tanışıyor ve  Moreno Barokas, Antonio Dumeziç, Neşet Ruacan gibi ustalardan dersler almış.   Bu arada üniversite hayatı boyunca çeşitli şarkıcılara eşlik etti. Birçok plak kayıtlarında gitar çaldı. 90’lı yıllarda değişik rock gruplarıyla sahneye çıkan İzi Eli 1994 yılında  Hard Rock grubu NAUTİLUS`u kurdu. Sonradan birkaç albümün aranjörlüğünü ve yönetmenliğini üstlendi. Halen kendisinin çok sevdiği ve son derece bağlı olduğu NAUTİLUS grubuyla rockseverlerin karşısına çıkmaya devam etmektedir.
 İzi Eli’nin kaleminden Apaçi Ayhan’ı dinleyelim.

APAÇİ AYHAN’LA ANILARIM:
İlk önce kendimden bahsetmek zorundayım….….Gitara 60lı yılların sonunda başlamıştım…Ailemin ekonomik imkanları son derece kısıtlıydı….O yıllarda rock tarihinin efsaneleri yeni yeni oluşmuştu…Arada bir 45lik plaklar alabiliyordum….70lerin başında İngiliz” melody maker” dergisini satın alıp inceliyordum…Sayısız rock grubunun adını öğrenebiliyor, hatta grup resimlerini kesip defterime yapıştırıyordum….Ülkemizde dinleme olanağı çok kısıtlı olduğu için, soundları benim için hep merak konusuydu…. O albümlerin birçoğu Osmanbey’deki “Pepo’nun mağazasında orijinal bakısıyla satılıyordu….Ekonomik şartları son derece kısıtlı bir aileden geldiğim için, satın almam imkansızdı….1986 yılı geldi….Mezuniyet mesleğim, makina mühendisliğimi uyguladığım 4 yıllık sürede, geçirdiğim sinirsel buhranlardan sonra, tüm geçimimin müzikten oluşması gerektiği çılgın kararımdan sonra, ani bir şekilde mühendisliği bırakarak gitar eğitimciliğine başladım….Kısa sürede yüksek sayıda öğrencim oluştu…Cebim dolmaya başlayınca geçmiş yılların hıncını çıkarmamın zamanı gelmişti…. O aralar bazen Pepo’dan bazen, Tüneldeki kullanılmış plak satan mağazalardan plak satın alabiliyordum….Sonunda her pazar sabahı İstanbul üniversitesi’nin sahaflar çarşısının dışındaki alanda, plak satışı ve değiş-tokuşu yapıldığını öğrendim…İşte oraya gittiğim ilk Pazar günüdür ki,”Apaçi Ayhan’la “ tanışıklığım o gündür….


İlk tanışmamda görüntüsüne baktığım zaman hiç de “rocker” görüntüsü yoktu…Saçları kısaydı, ayrıca kalınca bıyıkları vardı….Ama kendisine geçmişte soundlarını çok merak ettiğim grupların isimlerini saydığım zaman, tek tek onları tanıyor ve soundlarını açıklıyabiliyordu….En çok etkilendiği tarzın “psychedelic underground” olduğunu söylüyordu….Müzisyenliğimin oluşmasında ana etken olan içimdeki çocuğun ruh ikizi sanki karşımdaydı…..Ben belki zamanla, kendime bir akademik boyut kazandırmışım….O ise müzikteki saf çocukluğunu koruyordu….Ben “Deep Purple, Led Zeppelin, King Crimson gibi dev gruplara olan hayranlığımı ifade ederken, o ise bilirkişi bir tavırla onları beğenmediğini ifade ediyor, müziğin amatörce yapılması gerektiğini savunuyordu….Nispeten daha amatör sayılan grupların özellikle Alman gruplarının sound’unda kendi naif kişiliğini buluyor.ama işin ilginç tarafı ben de o grupların naif müziklerini içimde yaşatabiliyordum…Onun naifliği Jimi Hendrix hayranlığı” ile zirve noktasına taşınıyordu….Bu ortak özelliğimiz, aramızda güçlü bir bağ oluşturdu…..Bu bağ da kendisine karşı olan empatimi geliştirdi….

Siyasi açıdan sola eğilimli biri idi….Ancak ideolojik bakışı hiç yoktu…Bütün düşünceleri kendi içindeki hümanizmasının ürünüydü…Medeniyeti sevmiyordu…Tam bir Kızılderili aşığıydı….Sıkı bir “Tex” okuyucusu olduğum için, kızılderililere yapılan katliamları anlattığında,ilgi ile dinliyordum….”Dee Brown’ın” “kalbimi vatanımda gömün” adlı kitabını onda gördüğümde dayanamadan aynı kitabı kitapçıdan satın almıştım, böylece tüm kitabı okuyarak navajo, siu, cheyenne. apaçi,vs.kızılderililerinin tüm trajedilerini sayesinde öğrenmiştim….İçindeki saflığı,temizliği ve dürüstlüğünü Kızılderililerin saflığı,temizliği ve dürüstlüğü ile özdeşleştirmesi çok anlamlı olsa gerek….Alman rock gruplarına olan eğilimini tahminimce,70lerde çıkan ve çok kaliteli kağıda basılan aylık “pop” dergisini takip etmesine bağlıyorum….Çünkü o dergiyi ben de alıyordum,. kapağında ve birçok sayfasında dünyaca ünlü rock starlarının resmi ve söyleşileri vardı. İçinden büyükçe bir poster çıkıyordu….O günlerde odamın duvarına astığım T.Rex, Uriah Heep, Pink Floyd, Alice Cooper posterleri bunlardan bazıları….. Bunların yanısıra birçok sayfada bir sürü Alman grubunun resimleri ve söyleşileri vardı Almanca bilmediğim için hiçbir şey anlamıyordum, ama isimler aklımda kalıyordu….Birbirimizi tanımadığımız geçmiş yıllarda aynı merakın yolcusuyduk….. Daha önce Amon Düül, The Can, Lucifer’s friend, Agitation free vs. gibi birkaç Alman grubunu biliyordum….Ama kendisi defterinde 100 üzerinde Alman grubu ismini gösterince bayağı etkisinde kaldım…Onları ben de not ettim ve bunları keşfetme çabasına girdim….Almanca bilen bir öğrencimle Alman kütüphanesine gittim....Orada kataloglar karıştırarak “rock in deutchland” “rock and pop lp preise catalogue”adlı kitapların varlığını keşfettim…Her plak koleksiyoncusunun muhakkak “Oldie markt” plak satış dergisine üye olunması gerektiğini öğrendim….Dergiye abone oldum, 2 kitap sonunda geldi,..Preis catalogda her ülkeyi içeren binlerce rock grubunun orijinal baskı tahmini plak fiatları yazılıydı…O plakların pop olanlarını eleyerek alfabetik sırayla defter dolusu binlerce grubun adını ve albümlerini Ayhan daktilo yazısıyla hazırladı ve bana verdi….Sıra bunların teminindeydi…oldie-markt’a plakların çoğu açık artırmadaydı…Bazı plakların fiatları uçuyordu…Ben de bu açık artırmalara katılıyor ve ayda tahmini 30-40 plak yurtdışından tedarik ediyordum…Sonrasında İngiliz “record collector” dergisine abone oldum….Orada açık artırma azdı çoğunlukla fix fiattı….Sonunda tüm Alman gruplarını tanıtan “the crack in the cosmic egg” kitabı sayesinde “krautrock” bilgimi noktaladım….Kısacası Ayhan beni yüksek parasal maliyette bir maceraya sürüklemişti….Plaklar sürekli geliyor sonra Ayhan evime geliyor gelen plakları Akmar’a götürüyor ve kasede çekiyordu….Tüm parayı ben vermeme rağmen Ayhan’a içinde taşıdığı hümanizmasından dolayı helallikle kasede çekmesine izin veriyordum….Çünkü bunu son derece hak ediyordu….Sahaflar çarşısı döneminde hastası olduğu “Amon Düül 2” grubunun “Phallus dei” ve “Yeti” albümünü parasızlıktan dolayı bana satmıştı…. Daha sonraları elinde bulunan yurtdışı piyasa değeri çok yüksek bir plağı satmaya karar vermişti…Kendisini önceden ikaz etmeme rağmen, normal bir plak fiatına satmaya karar verip şu cümleyle kendini ifade etmişti….”Ben tüccar değilim bunu bu fiata satacağım”….Paranın peşinde değildi,çünkü tam bir gönül adamıydı….Yıllar önce oturduğum evin yeni mal sahibi beni haksız bir şekilde evden çıkarmak üzere mahkemeye verdiğinde şahitliği seve seve kabul etmişti….Bu işte menfaatinin olmadığından dolayı niye kabul ettiğini sorduğumda verdiği cevap şöyleydi…”mağdur durumda olan sensin,tabi ki kabul edeceğim, karşı tarafı tutacak değilim.”….90lı yılların başında “köprüaltı” adlı bir rock grubunda, Ortaköydeki bir barda çalıyorduk….Kendisinin bir gün beni izlemeye geleceğini düşünerek, İngiliz grubu “Mountain’ın” “Nantucked Sleighride” adlı parçayı repertuara almıştım…O parçayı çalarken bizi izlediğinde,gözlerinin içinin nasıl parladığını çok iyi hatırlıyorum… Bu özgün kişiliğiyle bu dünyada hakim olan sistemin yarattığı insan modeline, özgün kişiliğiyle ters düşüyordu….Birçok konuda acılar çektiği belliydi…Kendini sigaraya verdi ve bu da aramızdan erken ayrılmasına neden oldu……


Şüphesiz ülkemizden birçok hayranlık duyulan sanatçı, toplumu etkilemiş, ölümlerinde toplumda acı ve boşluk yaratmıştır….Ama Ayhan bir müzisyen değildi, amatör düzeyde herhangi bir enstrüman da çalmıyordu…Ancak, Ayhan içinde kendisini müzikle ifade eden kendine özgün hümanizmasından hiçbir zaman ödün vermeyerek, kendi iç zenginliğini önüne gelen herkesle paylaşarak, herkese karşılıksız iyiliği ilke edinerek tüm gönülleri fethetti….Belki birçok profesyonel bir sanatçının veremediğini, tüm saflığı ve insancıllığı da fazlasıyla verdi….Sevenlerinin ve aramızdan ayrılmasına üzülenlerin sayısının çok kabarık oluşu şaşırtıcı değil…Kendisi Akmar’da bir semboldü….Orada heykeli dikilse yeridir…..


İZİ ELİ
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...