2 Ekim 2013 Çarşamba

Blues’ta İlk Politik Duruş: “Strange Fruit”




ABD’de 1890 yılında Güney eyaletlerinde beyazlara , siyahlar karşısında üstün haklar veren ırkçı bir yasanın yürürlüğe girmesiyle 10 yıl gibi bir sürede 4 bin’den fazla siyahi insan linç edilmişti. Bu linç girişimlerinden birinde de katledilen iki siyahi bir ağaca boyunlarında ip ile asılmışlardı. Bu görüntünün yer aldığı fotografı gören sol fikirli ilkokul öğretmeni Abel Meeropol, ırk ayrımını protesto eden “Strange Fruit” (Garip Meyva) isimli şiiri yazacaktı.
1935 yılında da Billy Holiday tarafından müziklenerek seslendirilecekti. O yıllarda New York’ta Barney Josephson işlettiği, “Cafe Society” isimli mekanda da Billie Holiday tarafından ilk kez seslendirildi. “Café Society”  siyah ve beyazların ortak olarak girebildiği ender mekanlardandı. ( O dönem ABD’sinde beyazlar ile siyahların mekanları ayrı ayrıydı.) Buranın müdavimleri arasında sosyalist sinema yönetmeni Charlie Chaplin de vardı.
“Strange Fruit” o döneme kadar ki caz ve blues şarkılarında ilk kez bu denli politik duruşun olduğu bir parçaydı ve öncü bir görev gördü.
Parçanın sözlerinden bir kıtasının Türkçe mealini yazarsak şöyle:
“Güney’in ağaçlarında yetişir garip bir meyva
Yapraklarında kan, köklerinde kan
Kara bedeni, Güney’in meltemiyle sallanır

Kavak ağaçlarından sarkar bir garip meyva”

Joe Bonamassa ve Beth Hart’dan İkinci Buluşma



Günümüzün Blues ve Rock gitarının en önemli ismi Joe Bonamassa ve Janis Joplin’in en büyük mirasçısı Beth Hart bir araya gelince ortaya içleri ferahlatacak bir müzik çıkıyor. 2011 yılında “Don’t Explain” albümüyle gelişen proje, bu sene de “Seesaw” albümüyle bir kez daha tekrarlandı.
 Yeteneğinin yanısıra oldukça üretken bir gitarist olan Bonamassa, her yıla bir albüm sığdırmakla kalmıyor, çeşitli müzikal projelerde de yer alıyor. Glenn Hughes ve Led Zeppelin’in efsanevi davulcusu John Bonham’ın oğlu Jason Bonham’la birlikte kurdukları “Süper Grup” Black Country Communion’la da hem albüm hem de konser turneleri yapıyor.  Gitaristimizin bütün bunların yanı sıra kendi solo konserlerini sürdürdüğünü ve bir çok albüme de konuk olduğu düşünülürse, 24 saatin bir saniyesini bile iyi kullandığına kanaat getiriyoruz.
Bonamassa’nın bunca çalışmasının arasında 2011 yılında Beth Hart’la birlikte bir projesiyle karşılaşmıştık. Kadın Caz vokalinin  önemli isimlerinden Billy Holiday’in unutulmaz parçası “Don’t Explain”i albüme isim olarak vermişlerdi. İkilinin “Don’t Explain” albümünde Ray Charles, Etta James, Tom Waits, Billy Holiday’e kadar birçok ismin blues klasikleri repertuarda biraraya gelmişti. Ama albümde bir parça fena halde dikkati çekiyordu. Bobby Bland’in “I’ll Take Care Of You” parçası Beth Hart’ın yorumuyla hemen hafızalara kazınıyor ve yıllardır bildiğimiz bir ses gibi etki ediyordu. 
Joe Bonamassa ismine yabancı olmasak da Beth Hart ismiyle ilk kez karşılaşıyorduk. Müziğe 1996’da başlayan Kaliforniyalı vokalist’i daha önce lokal bir dinleyici biliyordu. Joe Bonamassa ile yaptıkları “Don’t Explain” ile geniş bir kitle, “Bu nasıl bir ses, daha önce neredeymiş” diye kulak kabartacaktı. Açıkcası Hart’ın vokaline ilgisiz kalmak imkansız. Yazının başında onun için, “Janis Joplin’in mirasçısı” dedik. Onun hem sahnede duruşu, hem de vokalindeki tonlama gerçekten mirasçı lafını hakkediyor. Janis Joplin ekolünü takip eden ve bunu hakkıyla da başaran daha bir çok isim vardı ve daha da olacaktır… Ama Beth Hart’ın bu ekolü takip edişi bir hayli farklı. Hart’da sadece Joplin değil caz ve blues’ın kadın seslerinin iyice özümsenmesine şahit oluyoruz. Onun vokalinde Janis’in çılgınlığı, Billy Holiday’in hüznü, Abbey Lincoln’ün olgunluğu bütünleşiyor gibi. Ustaların izinden gitmiş ama taklitten çok uzak durmuş ve  sonuçta da vokaline Beth Hart imzasını koymayı haketmiş.
Besteciliği de kuvvetli olan Beth Hart, vokalinin yanısıra piyano başta olmak üzere gitar, cello, perküsyon da çalabiliyor. Bu meziyetlere bir de ressamlığını eklemeliyiz.
12 yaşındayken Blues gitarının yaşayan en eski ismi B.B. King ile birlikte gitar çalan Joe Bonamassa ise 2000’den bu yana müzik dünyasının gözdesi olmuş bir isim. Babasının bir gitar mağazası olması ve büyükbabasının trompetçi olması onun için bulunmaz bir imkandı. Ama o da bu imkanı kendi çalışkanlığı ile zirveye taşıyacaktı. Küçük yaşlarda  Guitar Slim, Eric Clapton, Jethro Tull, Bonnie Raitt dinleyerek başladığı müzik merakını 7 yaşında gitarla sürdürecekti. 11 yaşında da caz teorisi üzerine eğitim alacaktı. 
Bugüne kadar 10 stüdyo, 6 da konser albümü yapan Bonamassa, Blues’ın geleneksel yapısını koruyarak, 70’lerin rock müziğini damıtarak kendine has bir blues penceresi oluşturabiliyor. 
Bonamassa ve Beth Hart’ın ikinci birlikteliği “Seesaw” albümü bu yılın Mayıs ayında piyasaya çıktı. Albümde gene 11 tane blues klasiği yer almış. Louis Armstrong’dan “Them There Eyes”, Buddy Miles’dan “Miss Layd", Etta James’dan “A Sunday Kind Of Love” ve Aretha Franklin’den albüme ismini veren “Seesaw” bunlardan bir kaçı. Ancak Billie Holiday’in unutulmaz ve de anlamlı klasiği “ Strange Fruit”  Beth Hart’ın yorumuyla hem finale oturuyor hem de tüyleri diken diken edecek denli görkeme erişiyor. “Seesaw”ın bir başka güzel yanı ise bu seferki buluşmada trombon, trompet ve saksofon gibi nefeslilerin katılımı olmuş. Böylece bazı parcalarda Beth Hart’ın sesinin soul ve R& B tadını da almamız mümkün olmuş.  

8 Eylül 2013 Pazar

80’lerin Unutulmaz Siması Dönüyor.


Geçen yıl kaybettiğimiz Çağdaş Klasik ve Elektronik müzik bestecimiz İlhan Mimaroğlu’nun 1989 yılında yayınladığı “Günsüz Günce” kitabından şu satırlara bir bakalım.

“Broadway’in yukarlarına doğru bir yerde, tuvalet eşyası satan bir dükkan vardır.Orta Avrupalı, yaşlıca bir Yahudi karı , koca işletirler.
Gün geldi, kadını büyük dergilerin kapağında görmeye başladım. Birdenbire kazanılmış bu ün nedeni üzerinde düşünmedim pek. ‘Gelecekte herkes onbeş dakika ünlü olacaktır.’ demişti ya Andy Warhol. Öyle bir şey sandım.
Birgün bir tanıdığa gösterdim dergilerden birinin kapağını.
‘Biliyorum bu kadını.’ dedim. ‘Dükkancı Yahudinin karısı.’
‘Ne söylüyorsun?’ dedi tanıdık. ‘Boy George bu!’
‘Hayır.’ dedim. ‘Senin bildiğin Broadway’in daha yukarısında.’
Dükkan demiştim ya. Aynı sırada, az daha yukarıda, George Boys diye bir ayakkabıcı vardır. Ondan sözediyor, ama adını şaşırdı sandım.’
‘Culture Club’ dedi tanıdık. ‘İşitmedin mi hiç?’
‘Bir kültür kulübüne üye olacak kişilikte bir insan değil o benim bildiğim.’ diye karşılık verdim. ‘Hem nedir o kültür kulübü dediğin? Filarmoniye, Metropolitan’a , ya da bir üniversiteye filan mı bağlı?’
Kısacası anlaşamadık bir türlü. Şaka mı ediyorum sandı, nedir?
Günün birinde televizyonda gördüm o kadını. Şarkı söylüyordu. Hem de nasıl şarkı söyleyebileceğini tasarlayabilirsem, öyle söylüyordu.
Bu öykü sizin için acaba ne gibi bir anlam taşıdı?”



 Boy George Müziğe Dönüyor.
Culture Club yıllarından ve Boy George’dan 25 yıl önceki yazısında bu şekilde bir ironiyle bahsetmiş, Mimaroğlu. Günce şeklinde yazıların yeraldığı bu kitapta sadece Boy George değil, daha bir çok isimMimaroğlu’nun ironisinden nasibini almıştı. (Günsüz Günce – Pan Yayınları)
İlhan Mimaroğlu’nun Dükkan sahibinin yaşlı karısı ile karıştırdığı bu isim Boy George’du ve 80’lerin unutulmaz ve şaşırtıcı imajlarından biriydi. İngilizlerin Culture Club grubunun vokalisti ve belki de tek tanınanıydı. Zira grubun ismi geçince anında Boy George görüntüsü akla gelirdi.
80’lerin imaj ve pop taaruzunun ardından Culture Club ve Boy George sesizliğe gömüldü gitti. Bundan 18 yıl önce Boy George bir göründüyse de eskisi kadar dikkat çekmedi. 
Geçen hafta internette Boy George’un yeni bir albümle döneceği haberini gördüm. Habere eşlik eden resimde sakallı bir Boy George vardı. Gene aklıma İlhan Mimaroğlu geldi. Yaşasaydı o 80’lerdeki güncesinin devamını okumak isterdim doğrusu. 

Boy George’un dönüş albümü “This Is What I Do” 28. Ekim günü piyasaya çıkacakmış.
 'This Is What I Do' albümünde   DJ Yoda, Kitty Durham (Kitty Daisy & Lewis), Ally McErlaine (Texas / Red Sky July), MC Spee (Dreadzone) and Nizar Al Issa gibi isimlerde konuk olmuşlar.  


5 Eylül 2013 Perşembe

5 Eylül 2013 Blues Perişan Radyo Programı Playlisti

Perşembe saat 22:00 - 00:00  Rock FM 94.5

* EROL PEKCAN - Allı Turnam
* J.OHNNY WINTER / SONNY TERRY/WILLIE DIXON  - I Got My Eyes On You
* WILLIE DIXON and ALL STARS-  I Don't Trust Nobody
*ETTA JAMES and LOUIS ARMSTRONG   - Dream A Little Dream Of Me
* SHEMEKIA COPELAND - Not To Night
* ANA POPOVIC  - Get Back Home To You
* NAZARETH  - Love Hurts
* NAZARETH   - Teenage Nervous Break Down
* NAZARETH -  Free Wheeler
* NAZARETH -  Lover Man
* NAZARETH -  Talk Talk
* NZARETH  - Changin' Times
* AC/DC  - Jailbeak
* ROD STEWART - I'm Losing You
*ERIC SARDINAS    - Burning Sugar
*FLEETWOOD MAC   - Coming Your Way
* ALAN PARSONS PROJECT - Paseo De Gracia
* CAMEL - Lies
* SOFT MACHINE  -  Bundles
* BLOOD SWEAT AND TEARS  - No Show
*ALEXIS KORNER -  Early In The Morning
* SAVOY BROWN -  Let Me Love You Baby
*JOHN MAYALL  -I Need You

 

Rock FM 94.5                   internetten canlı dinlemek için www.rockfm.com.tr

29 Ağustos 2013 Perşembe

29 Ağustos 2013 Blues Perişan Radyo Programı Playlisti

Perşembe saat 22:00 - 00:00  Rock FM 94.5

* ERKİN KORAY  - Aşk Oyunu
* JAMES BROWN and The Famous  - I Love You, Yes I Do
* SOLOMON BURKE -  Keep Looking
* BETH HART and JOE BONAMASSA   - Miss Lady
* JOHNNY LANG - Play The Blues For You
* AEROSMITH  - Back Back Train
* ROLLING STONES - I Can't Get No
* JIMMY PAGE and BLACK CROWERS   - Heartbreaker
* BLACK CROWERS  -  Black Moon
* CACTUS  -  Doing Time
* RUTHIE FOSTER -  Back To The Blues
* JOE LOUIS WALKER - Black Girls
* OTIS WAYGOOD BLUES BAND  - So Many Ways
* AUM - Bay Bridge Blues
*MAHOGANY   - Keepin' My Cool
*RORY GALLEGHER  - Lost and Sea
* GOV'T MULE  - Painted Silver Line
* TEDESCHI TRUCK BAND  - Do I Look Worried
* GREGG ALLMAN   -  Please Accept My Love
* THE ALLMAN BROTHERS    - Trouble No More
* JIMMY VAN ZANT  -  Reason
* CCR  -  Night Right
* KEEF HARTLEY BAND  -Heartbreaking Woman

 

Rock FM 94.5                   internetten canlı dinlemek için www.rockfm.com.tr

25 Ağustos 2013 Pazar

Geronimo'nun kaleminden Roger Waters İstanbul Konseri

Geronimo "Yalnız Kartal" benim aziz dostumun mahlası. Osmanlıca terimden kimse anlamazsa yenileştirelim yani lakabı yani nikneymi. Yalnız Kartal benim isteğim üzerine konserle ilgili bir yazı yazdı. Geronimo benim arkadaşım olması sebebiyle burada yazmadı. Zira o yıllardır yaptığı internet siteleriyle yazılarını, araştırmalarını, önemsediklerini insanlarla paylaştı. Yaptığı iş imkan vermese bile o yazıp, çizmeyi hayat gailesine meydan okuyarak sürdürdü. Ondan daha başka yazılar da istiyorum. Çünkü bir ara onunla kafayı sıyırıp Blues Perişan diye bir dergi çıkarmaya bile karar vermiştik. Şimdi blog var ozaman ondan da yeni yazılar bekleriz diyerek, konser izlenimine yer verelim.
Aptülika


Roger Waters İstanbul Konseri
Barış Manço’nun sorduğu gibi  “ ... Su üstüne yazı yazsan kalır mı ?”  bilmem ama belleklere kazınan anılar duvarlar yıkılsa da hep kalır ve kalacaktır ! Tıpkı  Roger Waters’ın The Wall İstanbul Konseri gibi.
Roger Waters'ın  40 yıl öncesinde yazdığı şarkıları , şarkı olmanın ötesinde  bir tavrı,  duruşu  40 yıl sonrada aynı tazelikte ,aynı gerçekçilikte ve aynı güncelliğinde halen büyük bir lezzetle sunuyor tüm insanlığa ...
Bundan 5 yıl evvel  Boğazın Kıyısında  ( Kuruçeşme )  Ayın Karanlık Yüzünü ( Darkside Of The Moon ) göstermişti bizlere , büyük bir hayranlıkla ayın görünmeyen yüzünden dünyaya bakmıştık hepbirlikte  ve wish you were here bile demiştik 
Bu kez de zihinlerde , düşüncelerde , davranışlarda , eylemlerde , tavırlarda  birtürlü yıkılamayan duvarları birkez daha yıkmak üzere  dikilmişti küçücük boyuna bakmadan devasa koruyucularına rağmen uçsuz bucaksız duvarın karşısına ... Hem de yanında ki üç beş çocukla !
Önce oyuncak uçak denedi ama beceremedi yıkmayı , her saldırda duvar yeniden ve daha güçlü örülüyordu her nedense .  Sonra birden duvarda hayatlarını hep duvara, duvarlara karşı savaşırken ya da işerken diyelim anlayacağımız dilde olsun , kaybedenlerin resimleri süslemeye başladı .  Bu acı verici olağanüstü görsellik , zaten duvarları yıkmaya meğilli kitlenin ruhundaki duvarları temellerinden  çatırdatmaya yetti . 
Waters  bir anda Gezi Parkı uğruna  hayatlarını feda eden beş genç adamın resmini duvara yansıttığında ve devlet terörünü lanetlediğinde  kitlenin ruhundaki duvarları yıkılayazmıştı  bile . Duvarın ardını görünür kılmış sis perdesini dağılmıştı . 
 “Hey Teacher  leave those kids alone ! All in all you're just another brick in the wall. “  
Hey sen , bu çocukların ruhunu rahat bırak , nihayetinde sen de yalnızca duvarda ki bir tuğlasın ...  Küçük bir dokunşla yıkılacak kadar küçük !
Sonrasında albümdeki şarkılar Water’ın ve Pink Floyd’un neden zaman akıp gitsede  her zaman dünyanın en önemli figürlerinden biri olarak kalacağının kanıtlarcasına  aktı geceye  notalarda  ve monitöre dönüşüp yıkılıncasına kadar unutulmaz görsellerle duvarın üstüne ...
 Bittiğinde sona eren yalnızca bir konser değildi , başka birşey başlıyordu ...

Geronimo Yalnızkartal 

Ağustos 2013
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...