Güney Rock'ın destansı grubu Molly Hatchet'in şarkıcısı Phil McCormack 26 Nisan 2019, Cuma günü 58 yaşındayken hayata veda etti, 1996'dan beri Southern rock grubunun vokalini Danny Joe Brown'dan sonra devralmıştı. Molly Hatched grubu yaptığı açıklamada, “Arkadaşımız Phil McCormack'in öldüğünü duyurmak bizim için büyük bir üzüntü. O çok özlenecek ama asla unutulmayacak. ” sözleriyle duyurdu. Molly Hatched'in vokalisti Danny Joe Brown'un sağlık sorunları sebebiyle müzik hayatını noktalamasından sonra 1996 yılında gruba katılan McCormack'i 1996 albümü "Devil’s Canyon" da gördük.
Neil Young artık hiç kuşku yok ki, en üretken müzisyenlerin açık ara başında geliyor. Sanatçı şimdi de çok eski bir konserinin kaydını "Live" albüm olarak çıkartmaya hazırlanıyor. "Tuscaloosa" adını taşıyacak bu albüm Young'ın 3 Şubat 1973 tarihinde Alabama'da verdiği konserin kayıtlarından oluşuyormuş. Neil Young, Rolling Stone dergisine verdiği röportajda o gece çok sinirli olduklarını belirttikten sonra o geceyi, "Sipsivri kenarları olan yumuşak şarkılar gibi" diyerek tanımlayacaktı. "Tuscaloosa" albümü, 7 Haziran 2019'da piyasaya çıkacakmış. Neil Young and the Stray Gators - ‘Tuscaloosa’ albümü şarkı listesi de şu şeklde sıralanıyor. 1. Here We Are In The Years 2. After The Gold Rush 3. Out On The Weekend 4. Harvest 5. Old Man 6. Heart Of Gold 7. Time Fades Away 8. Lookout Joe 9. New Mama 10. Alabama 11. Don’t Be Denied
Neil Young + Stray Gators - Don't Be Denied (Official Audio)
Bruce Springsteen, yeni solo albümü 'Western Stars''ı Haziran ayında çıkartacağını iki gün önce duyurmuştu. "Patron"un yeni albümü beklenmeye başlanmışken, 'Western Stars''tan ilk single olan “Hello Sunshine” videosu bugün yayınlandı.
Tam doğrulanmasa da 14 Haziran’da Columbia etiketiyle piyasaya çıkması tahmin edilen "Western Stars''albümü için konuşan Springsteen, "On üç parçadan oluşan bu albümümde geniş bir Amerikan teması hakim, orkestra düzenlemelerini içeren solo kayıtlarıma bir dönüş çalışması olacak” dedi. Albümde Jon Brion, Patti Scialfa, David Sancious, Charlie Giordano, Soozie Tyrell ve daha bir çok isim konuk olacak. 60’lar ve 70’lerin Güney Kaliforniya popundan ilham alan albümün ilk 'single'ı "Hello Sunshine"ın sözleri ve videosu:
Hayda ! Ne bu ya ! diyebilirsiniz ama benim bu haftaki kitap önerim resim sanatı üzerine. - Yahu be adam, bunca önemli konu varken, sen kalkıp resim üzerine bir kitabı yazıyorsun. Evet bunca önemli konu, seçim meçim, kriz mriz, linç minç ve bil cümle akla ziyan soruna rağmen ben sanat diyorum ve onu bunca tartışılan kafa göz yardığımız siyasetten daha ciddi ve önemli buluyorum. Bir haftadır blog'da bir şey paylaşmadım, haberlere falan da bakmadım. (Aslında bu yalan baktım ve takip ettim) Bu sürede resim sanatının tarihi içindeki yapıtları sanki albümlerden parça dinler gibi izledim, notlar aldım, üzerine yazılanları okudum. Açıkcası en doğru işi yaptığımı anladım. Size de tavsiyem kendinizi biraz sanata bırakın. Bu bir lüks ya da boş vermişlik, sorunlardan kaçmak, apolitik olmak hiç değil. O bilge insanın dediği gibi, "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş" demektir. "İyi güzel de bir ressam hakkında yazılmış bir kitap tanıtıyorsun da hem İngilizce hem de eşek yükü kadar para vereceğimiz bir kitabı mı buldun." diyenleriniz olabilir, haklı olarak ama bu kitap hem Türkçe'ye çevrilmiş hem de fiyatı öyle pahalı falan değil... Ama bir eşeklik gene de yaptım hani... Nasıl mı? 14 yıl önce çıkmış bir kitabı önererek tabi. Ama siz gene de kitapçılara bakarak yeni basım bu tip kitaplara uygun fiyatlarla ulaşabilirsiniz derim.
Ben bu kitabı geçen yıl 20 TL'ye bir kitapçıdan almıştım ama vakti zamanında çıkan bu dizinin diğer kitaplarını daha sonraki aramalarımda bulamadım. Ancak şu anda yaptığım araştırmaya göre Remzi Kitabevi'nin Taschen Temel Sanat Dizi adıyla bu tipte 5 kitabı satışta olduğunu öğrendim. Yayınevinin sitesinin linki aşağıda: http://www.remzi.com.tr/kitaplarimiz/taschen-temel-sanat-dizi/
Pablo Picasso'nun "İşte karşınızda, gerçekliğin asıl ressamı." diye özetlediği Diego Velazquez'i anlatan bu kitap, kuru bir biyografiden öte ressamın yapıtlarından hareket ediyor. Tek tek yapıtları görme biçimleri izinde incelenerek, başarılı röprodüksiyonlarla sunuluyor. Sahaflarda falan bulursanız kaçırmayın derim. Ha bu arada Michel Foucault'nun yazdığı ve geçen yıl İletişim Yayınları'ndan çıkan "Manet, Velazquez ve Estetik Modernizm" kitabı da var. O da bu konuda önemli bir çalışma olduğunu sanıyorum. ( 'sanıyorum' diyorum çünkü kitabı iki ay önce almama rağmen daha başlayamadım ama biraz baktığım kadar yargım olumlu yani tavsiye edilir ve sıkılmazsınız. Bu kitap da sanatçıların yapıtlarının izini sürüyor. ) Sözü bağlamak gerekirse, Resim. heykel ve diğer Plastik (Güzel) Sanatlarla ilgilenmek aslında hiç öyle sanıldığı lüks ya da sorunlardan kaçıp, fildişi kulelerde oturmak değil. Bunu bize kim söylediyse acayip bir palavra salladı. O palavraya inandığımız için zaten bunca sorunla boğuşuyor ve bir türlü çıkış bulamıyoruz. O bilge insanın dediği gibi "sanatsız kaldığımız" için "hayat damarlarımız koptu." Sanat, bilim ve kültür aydınlanmanın muhteşem üçlüsüdür. Aptulika
1977 yılı, yani bundan 42 yıl önce iki LP ile tanışmıştım Status Quo ile. Aradan geçen sürede "In The Army Now" ile 1980'lerin marşı oldular. Ama benim için 1988'deki parçaları "Burning Bridge" yadigar kalacaktı bugünlere. Bu hem bir Status Quo hatıratı hem de grubun vokalisti Francis Rossi'nin yeni albümünün haberi. Neyin ne olduğunu boşverin ve alttaki yazıyı okuyun derim.
Liseye gittiğim yıllarda artık ufak çaplı radyolu bir pikabım olmuştu. Şimdi "radyolu pikap da nasıl bir şey?" derseniz, uzun uzun şeklini şemalini anlatmam gerekir ki, işin içinden çıkamayız, iyisi mi buradan bir görsel paylaşayım ki bir fikir ediniverin. Bu arada bendeki aynı marka değil ama biçim aynen böyleydi işte. (Plak konulan bölüm 45 devirliğe uygun ama arkada gördüğünüz ince delik sayesinde 33 devirli yani LP plak da çalabiliyordunuz.)
Böylece Deep Purple, Pink Floyd plakları da ufaktan ufağa çoğalıyordu ama arkadaşımdaki Status Quo plaklarına imrenerek bakıyordum. Nedendir bilmem sanki o grup daha baba rock yapıyormuş gibi gelirdi. Sanki bendeki Deep Purple plakları değil asıl hard rock onlar gibi gelirdi. Açıkcası arkadaşımda bir iki parça dinlemiş ve tam ayırdına varamamıştım ama bendeki algı bu şekildeydi. O dönem 1977 yılıydı ve o zamanların vazgeçilmez müzik dergisi Hey'de Status Quo'nun bol bol konser fotoğrafları ve her daim haberleri çıkıyordu. O tarihte grup "Rockin' All Over The World" albümünü çıkartmış, fırtına gibi esiyordu. Albümün ismine yakışır bir şekilde de dünyayı konserlerle dolaşıyordu. Tabii ben de o haberlerle bu grubu en sert olarak düşlüyordum. O günlerde her şeye bugünkü gibi kolay ve çabuk ulaşılmıyordu. Neredeyse posterini önceden duvara asabiliyordunuz ama en erken iki yıl sonra dinleyebiliyordunuz... tabii bunun için de yurt dışında bir tanıdığınızın olması gerekiyordu. Türkiye'de şansınız yaver gider yerli baskısı çıkarsa da para biriktirmeniz gerekiyordu hani.
Status Quo plakları olan arkadaşım liseyi bitirmiş ve gemilerde çalışmaya karar vermişti. Uzun yolculuklar ve maceralı bir hayata adım atıyordu, açıkcası pek de severdi denizi, macerayı ve çapkınlığı yani tam istediği gibi olmuştu. Bu kararından sonra da bazı plaklarını bana hediye etmişti, Neler yoktu ki içinde, Creedence Clearwater Revival, Rolling Stones ve daha niceleri artık benim olmuştu. Bunlar arasında Status Quo'nun "Rockin' All Over The World" ve "Live 1977" albümleri de vardı. O dönem seksenlere girmiştik ve bir hayli plağım olmuştu ve arkadaşımdan gelen plaklardan Creedence Clearwater Revival'ın "Cosmos Factory" plağı daha çok ilgimi çekmişti ve defalarca dinlemiştim. Status Quo ise konser albümü çok keyif vermişti. O albüm hala baştan sona , aralık vermeden dinlediğim adeta tek Status Quo albümüdür. Plağı dinlerken gözlerimi kapadığımda sanki o konserde gibi olurum. Şimdi kalkıp birileri mutlaka, "Amma abarttın yahu o kötü bir konser albümüdür." diyen olabilir ama bu benim kendi deneyimim, yapacak bir şey yok hani. Ben gene de tavsiye ederim o konseri... ziyadesiyle rock 'n roll garantidir.
O günlerin ardından 1980'lere gelecektik. Artık bir çok şey değişiyor ve farklılaşıyordu. Seksenlerin içinde Status Quo yeniden karşıma çıkacaktı. Bu sefer ki buluşmada çok aramama gerek yoktu zira TRT televizyonunda klipleri her daim yayınlanıyordu. Yanısıra kayıt kaset ya da yasal kaset hesabı "Hard'n Heavy Slow" ismini taşıyan seçkilerinde Status Quo mutlaka oluyordu. Onları bulmak sadece rock ile sınırlı da değildi, bir diskoda bile çalınması muhtemeldi... Ama tek bir parça ve onun ismi de: "In The Army Now". Bütün bunlar olagelirken bir yandan da hard'n heavy merak alanıma giriyordu ve o dönemin yabancı dergilerinde de Status Quo'dan Hard Rock hatta Heavy Metal'in öncü gruplarından biri diye bahsediliyordu.
"In The Army Now" fırtınası daha durulmamıştı ama bir iki yıl sonra heavy metal daha da sertleşiyordu ve Status Quo yavaş yavaş pop diye adlandırılmaya başlanacaktı ve tabi "In The Army Now" da bir nevi rock'a ihanet diye eleştirilecekti. Öyle böyledir ama ismi bizdeki minibüs arabesk yazılarından "O Şimdi Asker"i hatırlatan bu parçanın etkileyici olduğunu değiştiremez ve ben uzun aralarla da olsa ara sıra çalar, dinlerim.
Ardından gelen yıllarda da Status Quo yeni albüm yaptığında hemen ne yapmış diye bakacaktım. Açık söylemek gerekirse bir iki dinlemeden sonra beni sarmaz unutur giderdim. Bir ara 1990'ların sonuna doğru yaptığı bir kavır albüm vardı adı "Don't Stop" gibi bir şeydi bir tek onu uzun süre dinlemiştim.
1988 yılıydı rock ve heavy metal adına hatırı sayılır gruplar ve albümleri çıkıyordu. İşte o zamanlarda Status Quo yeni bir albüm yapmıştı. Bu albümde yer alan "Burning Bridges" isimli parçanın video klibi de televizyonda gösterilmişti ve tabi o albümü ertesi günü hemen alacaktım. Tümüyle bir kez dinlemişimdir ama gene aklımda kalan bu parça olmuştur. "Burning Bridges" bir anlamda İngiliz, İrlanda, İskoç ezgilerinden bir nevi folk marşı gibidir ve hala çok severim. Hani Moğollar'ın "Bir Şey Yapmalı" şarkısı vardır ya, bir yerde çalınsa içinizden "Kabak tadı verdi" dersiniz ama her çalındığında da ister istemez etkisi altına girersiniz ya, benim içinde "Burning Bridge" de olan şey aynıdır. Kısacası Status Quo ile ilişkim 30 yıldır sadece "Burning Bridge" olmuş durumdadır. Bir ara Status Quo bundan sonra rock yerine bütünüyle Britanya Folk'undan oluşan bir albüm yapsa bile demiştim yıllar önce bu ay yeni çıkan albümlere bir baktım ki bu dediğim gerçek olmuş bile. Tabi Status Quo olarak değil ama grubun vokalisti Francis Rossi, "We Talk" isimli yeni albümünde tümüyle yemyeşil folk ezgilerinde takılmış. Status Quo, 2016 yazında Antalya'ya konsere gelmişti ve o konserde grubun gitaristi Rick Parfitt bir kalp krizi geçirmişti. Bu kötü olaydan sonra da 24 Aralık 2016'da bu usta gitaristi kaybedecektik. Status Quo'nun iki emektarından biri olan Parfitt'ten sonra yalnız kalan Francis Rossi ne yapacağım derken yanına kadın kemancı Hannah Rickard'ı alarak folk tadında "We Talk" albümünü yapmış. 15 Mart 2019 tarihinde çıkan bu albümde Hannah Rickard kemanın yanısıra vokaliyle de Rossi'yi yalnız bırakmamış. Bass – Clark Coslett-Hughes, Gary Twigg Drums – Leon Cave Engineer, Recorded By – Gregg Jackman Keyboards – Paul Hirsch, Richard Cottle Lap Steel Guitar – Henry Senior Jr Mastered By – Mike Paxman Mixed By, Recorded By, Engineer – Andy Brook Slide Guitar – Joe Harvey-Whyte Vocals, Fiddle – Hannah Rickard
"...çocuklarımızı düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da, başkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye artık alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıyız. Bence bunlar, çocuk terbiyesinde ana kucağından, en yüksek eğitim ocağına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki, çocuklarımız memlekete yararlı bir vatandaş ve mükemmel birer insan olurlar." Atatürk Hala bir yanımızla çocuk değil miyiz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.
Müzik dünyasının önemli ismi, caz piyanisti ve şarkıcısı Şevket Uğurluer'i 81 yaşında yitirdik. Uğurluer'in ölüm haberi İstanbul Caz Festivali'nin Twitter hesabından duyuruldu. Açıklamada, “25. İstanbul Caz Festivali Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahiplerinden, piyanonun efsane ismi Şevket Uğurluer’i kaybettik. Yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyoruz.” ifadelerine yer verildi.
Cumhuriyet gazetesinin hafta sonu ekinde müzik yazıları yazarken, birgün ev telefonum çaldı, baktığımda dünyanın en güzel sesini duyacaktım ve o an hayatımın en önemli zafer madalyalarından biri olacaktı. Telefon işte... o zaman, o anı ölümsüzleştirme imkanı da pek yoktu hani. İşte telefonla da olsa Şevket Uğurluer'le böyle tanışmıştım, 2017 yılında. Gazetenin ekinde onun o yıl çıkan "Anılarla Müzik" isimli albümü hakkında yazmıştım. Yazının çıkışından sonra da Uğurluer beni arayıp, teşekkür etmişti. Hatta o konuşmada yaşımı sormuş ve "Benim hakkımda o zamanları yaşamadan bu kadar şeyi nasıl biliyorsunuz?" diyerek şaşkınlığını belirtmişti. Benim doğduğum tarihte aktif müzik hayatını zirvede yaşayan Şevket Uğurluer'i elbetteki çok çok sonra bilecektim. O TRT'de yaptığı "Anılarla Müzik" onu tanımama sebep oldu ama asıl tutkunu olmam o programın TV8'e taşındığı yıllarda oldu. Neredeyse televizyonu sırf onun programının olduğu günlerde açıyordum. O programlarda konuk ettiği müzisyen arkadaşlarına nazik ev sahipliğini yaparken, onların içindeki müzik tutkusunu alevlendirmesini de zevkle izliyordum. 1955'te başladığı müzik kariyerinde, modern duruşlu tavrıyla caz, rock'n roll ve blues tarzı müziği ile Türkiye'de Pop müziğin derli toplu temellerini atan Şevket Uğurluer, daha sonra kendi orkestrasını kurarak çalışmalarını sürdürmüştü. 60’lı yıllarda Türkçe sözlü hafif batı müziği dalında plakları basıldı. Kentli ve Batılı normlarda olan bu çalışmalar yeni gelen "aranjman" döneminde yer bulamayınca, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden yüksek mimar olarak mezun olan Uğurluer, müziği bırakıp mimarlık mesleğine dönecekti. Ancak gene de müzikten kopamayan Şevket Uğurluer, TRT’de 17 yıldır aralıksız devam etmiş olan “Anılarla Müzik” adlı programı hazırlayıp, sunmuştur. Bunun yanısıra 1991 yılında, Türkiye’yi Eurovision Şarkı Yarışması’nda temsil eden “İki Dakika” adlı şarkının bestecisini de yapmıştı. 2007 yılında eski çalışmalarının da olduğu "Anılarla Müzik" CD'si çıkarak, kalıcı bir belge haline gelmişti. Ama gene de onun vakti zamanında yapmış olduğu plak kayıtlarını da CD kaydı olarak bulmak isterdik ama bu olana da şükür demekten başka şansımız yok hani. 2018 yılındaki 25. İstanbul Caz Festivali'ndeŞevket Uğurluer'e "Yaşam Boyu Başarı" ödülü verilmişti. Şevket Uğurluer'i kaybettiğimiz haberini alınca yıllar önceki o telefon konuşması aklıma gelmişti. O uzunca süren telefon konuşmasının sonunda, "Sizle bir ara görüşüp, CD'nizi imzalatmak isterim." dediğimde, "Çok memnun olurum hem de bol bol müzik üzerine konuşuruz." demişti. Gel gör ki bugün yarın derken yıllar geçti ve artık o şansı da kaybettim. Şehirli, nazik, müzikle bütünleşmiş güzel insana son görevimi de böylesi bir veda yazısıyla yapayım artık. Aptulika