20 Ekim 2015 Salı

Slash'ın anne ve babası 70'lerin rock sahnesindeydi

Slash küçüklüğünden babasıyla

Rock sahnesinin en önemli gitaristlerinden Slash'in anne ve babası da 70'lerin müzik ortemında önemli işlere imza atmışlardı. Onların müzikte varoluşları direkt müzisyenlikten değildi. 
Slash’in babası Antony Hudson, İngiliz kökenli bir sanatçıydı ve Neil Young gibi bir çok müzisyenin albüm kapaklarını yapmıştı. Anne Ola Hudson ise bir kostüm desinatörüydü ve 70’lerin David Bowie konserlerinin harika sahne kostümlerinden de o sorumluydu. Annesinin bu yanı Slash’in imajına bir katkı yapmış mıdır bilemiyoruz ama okul yıllarında “yaramaz çocuk” olması onları fazlasıyla meşgul edecekti.  
Slash annesi Ola Hudsonla

Slash'in annesi Ola Hudson 1970'lerde David Bowie kostümlerinin tasarımcısıydı




Şapkasının altındaki gitarist

Çizim APTULİKA

 SLASH

Kıvırcık, siyah saçlarının tepesine kondurduğu İngiliz mebuslarına has uzun silindir şapkası ile Slash, rock içinde simgeleşmiştir. Bunca senedir şapkasının altından inen saçlarının  suratının göz bölümünü kapamasından dolayı gözlerinin ne renk olduğunu gören olmamıştır. Kimi zamanda duvarı daha da iyi örmek için siyah bir gözlük ile sahnedeki yerini alırdı. Kişiliği ile ününü perdelediği böylesi bir duvarla aklımıza mıhlanan elinde tuttuğu Les Paul Gibson ile özdeşleşmis bir gitarist.   

Glam Rock’ın en çapulu ama gene karizmatik
Guns and Roses gibi şöhretengiz bir rock grubunda gitaristliği ile başbaşa kalmak isteğinin göz temasına imkan vermeyen imajıyla  Slash’in içe kapanık, çekingen çocuk ruh halini az biraz ele verir. Glam rock müzikal tanımına da oturacak şekilde süse, renkliliğe ve dahi cafcaflı giysilere önem verir. 70’lerin bu tarzı 80 ve 90’lara da (glam metal ya da hair rock diye) evrildiğinde de bu kural bozulmadı. Yeni dönemin bugüne kadar yıkılmayan armadası Guns’n Roses da renkli imajı ile bu kuralı en iyi uygulayanıydı. Slash ise bunun en basitini seçmişti. Gözlerini kapayan saçlarının altında ise basit mi basit bir yelek ayağında da bir kovboy çizmesi yetiyordu ona.

Sanatçı anne baba
Guns’n Roses’ın onca rengi ve Axle gibi bir solist figürüne rağmen maskotik duruşu ile Slash bugüne dek akılda kalacaktı. Asıl adı Saul Hudson olan gitarist daha okula bile başlamadan evvel aileden müzik ortamının içindeydi. Bu cümleden sonra, “Slash’in babası gitaristti, annesi piyano çalıyordu” diye devam etmemiz alışıldık bir durum olsa da onun ebeveynleri için bunu söyleyemeyiz. Slash’in babası Antony Hudson, İngiliz kökenli bir sanatçıydı ve Neil Young gibi bir çok müzisyenin albüm kapaklarını yapmıştı. Anne Ola Hudson ise bir kostüm desinatörüydü ve 70’lerin David Bowie konserlerinin harika sahne kostümlerinden de o sorumluydu. Annesinin bu yanı Slash’in imajına bir katkı yapmış mıdır bilemiyoruz ama okul yıllarında “yaramaz çocuk” olması onları fazlasıyla meşgul edecekti.  

Gitar sololarındaki melodi örgüsü
"Welcome to the Jungle," "Sweet Child o' Mine,"  "Paradise City,” ve “Nowember Rain” ile bir döneme damgasını vuran Guns’n Roses’ta gitar sololarında birbiri ardına akan melodi örgüsü Slash’i ayrıcalıklılaştıracaktı. 1987’den 1993’e kadar süren bu sürecin ardından gruptan ayrılan gitarist, 1994’te Slash's Snakepit grubunu kuracaktı ve biri  1995’te diğeri de 2000’de olmak üzere iki albüm yapacaktı. İki yıl sonra onu Velvet Revolver isimli grubuyla bulacaktık. 2010 yılından beri solo olarak çalışmaya karar veren gitaristi, ilk olarak “Slash” isimli albümü ardından da iki yıl önce çıkan “Apocalyptic Love”la dinleyecektik.

Slash 2014’te de üçüncü solo albümü “World On Fire’ı çıkartacaktı.
APTULİKA

19 Ekim 2015 Pazartesi

Slash “World On Fire” (2014)


 Slash’ın üçüncü solo albümü “World On Fire” 17 parçanın yer aldığı ve süresi 70 dakikayı aşan bir çalışma. Slash, bir önceki albümü “Apocalptic Love” da olduğu gibi bu albümde de Myles Kennedy ve The Conspirators ile çalışmış. After Bridge grubundan tanıdığımız usta vokalist Myles Kennedy, sesinin yüksek hakimiyeti ile 80 ile 90’ların ilk yarısındaki heavy müziğe meraklı dinleyiciyi mest edebilen biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Konuk olarak yer alan The Conspirators grubu ise  uyumu ile albümü solo özellikten çok bütünlüklü bir grup işi havasına taşımış. Bas gitarist Todd Kerms’in dolgun alt yapısı ve Slash’in sololarının daha iyi oturmasını sağlarken, davulcu Brent Fitz’in ritmik melodiler oluşturması da şaşırtıcı bir zevk hissetmenize imkan sağlıyor.  
 “World On Fire” müzikal yönünün ötesinde kapağıyla da farklılığını oluşturan bir başarıyoa imza atıyor. ABD’li usta ressam Ron English’in yaptığı kapak hem etkileyici hem de humorik yaklaşımıyla öne çıkıyor.
Slash’in son albümünde “Shadow Life”, “Too Far Gone” , “World On Fire” eskilerin hard’n heavy soundunu günümüze taşırken, Slash’in 30 yıllık sanat hayatına göndermeler içeren “30 Years to live”  da dipdiri etkisiyle yerine oturuyor.  Myles Kennedy  “Withered Delilah”daki  üç ayrı tondaki ses kullanımıyla  dinleyeni hayran bırakıyor. Akışkan gitar solosuyla “Too Far Gone”, yumuşak dokunuşlu ve balad’vari yapısıyla “Bent To Fly”, “Battleground” albümün diğer güzellikleri olarak yerini alıyor.
Slash’ı “World On Fire” albümünde dinledikten sonra 30 yıllık bir gitarist değil de ilk kez dinlediğimiz ve yeni keşfettiğimiz bir gitaristle karşılaştığımız hissine kapılabiliyoruz. Slash de bu yüzden Slash galiba, ne dersiniz?

Albümle ilgili en son sözü söylemek gerekirse, hem Guns and Roses hem de Velvet Revolver ve solo çalışmalar eklenirse eski beklentileri bulamayabilirsiniz ama gene de diskografisi içinde önemli Slash albümlerinden biri olması kaçınılmaz gibi.

JOHN FOGERTY “Wrote A Song For Everyone” (2013)



60’lı ve 70’li yıllarda Creedence Clearwater Revival grubu önemli figürlerdendir. Onların kovboy tavırlı folk, country müziği dönemin Rock anlayışıyla birleşip, nefis bir şey ortaya çıkarmıştı. 1967’den 1972’ye kadar 7 stüdyo, 2 de konser albümü yapıp hatıralarımıza “mıh” gibi çakılan bu uzun isimli grubun kurucusu, şarkı sözleri ve müziklerinin mimarı, gitaristi ve vokalisti John Fogerty, bugünlerde 68 yaşına girdi. Yaşı sebebiyle bir kutlama albümü yapmışlar.  Böyle olunca da C.C.R klasikleri de mutlaka olacaktı tabiki. Üstelik bol konuk katılımıyla. 14 parçanın yeraldığı albümde her parçada ayrı bir konuk yeralmış.
 John Fogerty, “Fortune Son”, “Lodi”, “Bad Moon Rising”, “Someday Never Comes”gibi unutulmaz C.C.R klasiklerini konuklarıyla birlikte seslendirmiş. Konuklar arasında Foo Fighters, ,Bob Seger, Alan Jackson gibi isimler yer alırken, vakti zamanın en güzel C.C.R. şarkılarından “Lodi”yi çocukları Shane ve Tyler ile seslendiren John Fogerty, “Who Stop Rain”i de kendi döneminden bir isim olan Bob Seger’le birlikte sunmuş. Ve “acaba o parçayı unutmuş mu?” diye kaygılandığımız 70’li yıllara uzun yorumu ve harika akışlı gitar solosuyla bir güzellik olarak oturan “Born On The Bayou”u “Wrote a Song for Everyone” albümünde görünce rahat bir nefes aldık. Bu seferki konuk  ise Kid Rock olmuş ve Fogerty ile harika bir yorum oluşturmuşlar.
14 parçanın yer aldığı albümde ben hep C.C.R dönemindeki işlerinden bahsettim ama albümde Fogerty’nin solo çalışmalarından örnekler de tekrar yorumlanmış. Albümün finalinde ise eski C.C.R günlerini yaşamış olanlara büyük bir sürpriz var. Finalde Allen Tousaint’in piyanosuyla konuk olup, Jennifer Hudson’un gospel tadındaki vokaliyle taçlanan nefis bir “Proud Mary” yorumu var.

Albümün gördüğü ilgi 70’lerdeki C.C.R günlerinin listelerdeki görkemine de benzemiş. Zira “Wrote a Song for Everyone” çıkışından kısa bir sure sonra Kanada, Danimarka, Norveç ve ABD müzik listelerine ilk 3’ten girerken İspanya, İsveç listelerinde de yükselmeye devam ediyor.  70’ine yaklaşması sebebiyle Fogerty bu albüm için “Vasiyet” tanımını kullanmış. Ama bu duruma bakılırsa bu bir “Miras” ve o yaşarken de kolay kolay bitmeyeceğe benziyor.  

Pop ikonlarını kurtaran geri vokal

Catherine Russell
Cyndie Lauper, Jackson Browne, Joan Osborne ve Madonna gibi pop şarkıcılarının konserlerinde ve albüm kayıtlarında geri vokal yapan Catherine Russell, 47 yaşında başladığı solo kariyerine sığdırdığı albümlerinden beşincisini 2014 yılında çıkartmıştı. “Bring It Back” ismini taşıyan son albümünde sanatçı caz kadın vokalinin geleceğe kalacak ustalarından biri olduğunu kanıtlıyor.

Arabada çalan radyoda, oturduğunuz kafede duvara monte edilmiş televizyonda ya da komşu evde münasebetsizce bangırdayan teypte çalan en sıradan (ya da sırasız) popüler bir şarkı ister istemez kulağınıza davetsizcene giriverir. Bazen bu işgal öyle bir hal alır ki,”Brüksel Sendromu” dedikleri gibi o mütecaviz şarkıyı mırıldanırsınız bile. Popüler kültür böyledir, siz kapıdan kovsanız, o bacadan girer. Yapacak bir şey yok, kural böyle.
Ben buna benzer bir olayı daha farklı yaşadım. On yıl önce tanıdığım ve çok sevdiğim bir caz saksofoncusunun hayat hikayesine bakarken, adamı 80’li yıllardan da ister istemez dinlediğimi öğrenecektim. O usta caz müzisyeni, müzik kariyerine ilk adım attığı yıllarda, metazori olarak dinlemek zorunda kaldığım akla ziyan bir çok pop ve disko parçalarında da eşlikçi olarak yer almıştı.
Popüler kültür içinde ikonlaşan bir çok müzisyenin ya albüm kaydında ya da konserlerinde arkada yer alan çok sayıda usta müzisyen bulunabiljyor. Bugünlerde tanıdığım çok usta bir caz vokalisti olan Catherine Russell da müzikal hayatının ilk başlarında pop müzisyenlerinin konserlerinde geri vokal yapmış. Bu isimler arasında Cyndie Lauper, Jackson Browne, Joan Osborne ve Madonna gibi şarkıcılar da var. Russell 2002 ile 2004 arası da David Bowie’nin konser turnesinde de geri vokalin yanısıra keyboard ve perküsyon da çalmış.

Anadan, babadan cazcı
Yazımızın girişini böyle yaptığım için, Catherine Russell’ın  durumunu bir Külkedisi masalındaki Sinderella ile özdeşleştirmeyin. Zira sanatçımız öz be öz analı, babalı müziğin
damarından geliyor. Baba Luis Russell, 40’lı yıllarda Louis Armstrong’un görkemli orkestrasının en dirayetli müzik direktörü. Bununla da kalmayan sanatçı piyanistliğinden sual olunmayacak denli kendi kurduğu caz orkestralarının da lideri olmuş bir şahsiyet. Anne Carline Ray’e gelince Juliard tahsilli ve New York Filarmoni’de de çalışmış olan klasik müzik kökenli bir caz şarkıcısı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında aralarında Ruth Brown gibi isimlerin de olduğu Sweethearts of Rhythm grubuyla müzik yapmış.
Aileden gelen müzikal birikim nihayetinde Catherine Russell’a da yansıyacaktı. Küçük yaşlarda başta Etta James olmak üzere Nancy Wilson ve Abbey Lincoln gibi caz müziğinin en usta kadın vokallerinin izini süren Russell, bir başka yandan da Beatles ve Bob Dylan gibi rock müzisyenlerini de takip ediyordu. Bu geniş müzikal bakışı ve yoğun müzik birikimi onu Paul Simon, Steely Dan, Jackson Brown, David Bowie gibi pop ve rock müzisyenlerinin vazgeçilmez geri vokalisti haline getirecekti.
Vokalinin yanında iyi  bir piyano yorumcusu da olan Russell, yeteneği ve müzikal birikimiyle yıllar yılı pop ikonlarının can kurtaran simidi olduktan sonra ancak 45 yaşında kendi gemisini yüzdürebilecekti. 2004’te solo çalışma kararı aldıktan sonra 2006’da ilk albümü “Cat”i çıkardı. Tüm dünya onu 47 yaşında tanırken, oda geçen zamandaki arayı kapamak için bugüne kadar 5 albüm yaparak kulaklara merhem oldu.

1940’ların tavrı, bugünün duruşunda 
Genizden gelen, iç acısı ses tınısı ile caz kadın vokalinin günümüzdeki en iyi temsilcilerinden biri olan Catherine Russell,
2014’te çıkan “Bring It Back” albümünde 1940’ların caz havasını günümüze taşıyor. Kimi zaman Count Basie ya da Duke Ellington orkestrasının günümüze taşındığını hissederken kimi zaman da güne dair yeni yorumsal fikirlerini de ortaya koyabiliyor.
“Bring It Back” albümünde Russell’a eşlik eden müzisyen kadrosu da dikkat çekecek denli ustalıklı yorumculardan oluşuyor. Özellikle Glen Patscha’nın Hammond B-3 orguyla “After The Lights Go Down Low” ve “I’m Sticking With You Baby” parçalarındaki katılımı nefis bir etki yaratmış. Çeşitli müzisyenlerin konuk olarak çaldığı albümde gitarist Matt Munisteri müdavim müzisyen olurken, piyanist Mark Shane ise Russell’ın sağ kolu olmuş dersek abartmış sayılmayız.

Nesrin Sipahi’nin siyah hali diyebileceğim içe dokunan nezlelivari sesiyle Catherine Russell,  moda tabirle tanındıkça daha da sevilecek bir şarkıcı.
APTULİKA



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...