25 Aralık 2014 Perşembe

Blues Perişan'da bu gece



Bu haftaki Blues Perişan radyo programında 2014 yılında çıkan blues ve blues rock albümlerinden seçmeler yer alacak. 2014'te çıkan albümler haftaya da devam edecek. Ondan sonraki haftada 2014'ün rock ve caz albümlerinden seçmeler yer alacak. 




Bu geceki programda çalacaklar şöyle:
Parantez içindekiler albümün adı.

JOE COCKER – With a Little Help From  My Friends
LUCKY PETERSON – Blues In My Blood  (The Son Of A Bluesman)
LUCKY PETERSON – I'm Back Again (I'm Back Again)
MIKE ZITO AND THE WHEEL - Pearl River (Song From The Road)
WALTER TROUT – The Blues Came Calling (The Blues Came Callin')
PAUL RODGERS - Born Under A Bad Sign ( The Royal Sessions )
KEB’ MO – That’s Alright ( Bluesacmericana)
POPA CHUBBY – Three Little Words ( I’m Feeling Lucky )
ERIC BIBB – Pink Dream Cadillac ( Blues People )
JAREKUS SINGLETON – Hero ( Refuse to lose)
JOE BONAMASSA - "I Gave Up Everything for You, 'Cept the Blues"  (Different Shades of Blue )
TINSLEY ELLIS – The Only Thing (Midnight Blue )
GREGG ALLMAN – Trouble No More ( All MY Friends )
JANIVA MAGNES – I Need A Man  (Original )
VINTAGE TROUBLE – Blues Hand Me Down ( The Swing House Acoustic Sessions)
MANDOLIN BROTHERS – Sorry If ( Far Out )
THE KENNY WAYNE SHEPHERD BAND – I Love The Life I Live ( Goin’ Home )
JIMMY THACKERY – Flying Low ( Extra Jimmies )
MARK COOK – Blue Collar ( Take Me Back Home )
JOANNE SHAW TAYLOR – Feels Like Home ( The Dirty Truth )
DAVID GRASSOM – Georgia Girl ( How It Feels To Fly )
CHRIS DUARTE GROUP – Crazy for your love ( Lucky 13 )
MUD MORGANFİELD and KIM WILSON – Trouble No More ( A Tribute To Muddy Waters )
THE ROBERT CRAY BAND – Deep In My Soul ( In My Soul )
BETH HART and JOE BONAMASSA – Strange Fruit (Live In Amsterdam )

JOHNNY WINTER – Death Letter ( Step Back )

internetten canlı dinlemek için www.rockfm.com.tr

24 Aralık 2014 Çarşamba

2014"ün blues albümleri blues perişan'da


25 Aralık 2014 gecesi yayınlanacak olan Blues Perişan radyo programında 2014 yılının blues albümlerinden seçmeler yer alacak.
Gelecek haftada 2014'ün albümlerinden seçmeler devam edecek. Daha sonraki haftalarda da 2014'ün rock ve caz albümlerinden seçmeler de yayınlanacak. 

23 Aralık 2014 Salı

Joe Cocker kansere yenik düştü


Joe Cocker dün akciğer kanseri sonucu, 70 yaşındayken hayata veda etti. 
İngiltere doğumlu efsanevi Woodstock Festivali'nde verdiği tarihi konserle unutulmazlar arasına girip, efsaneleşecekti. 
1993 yılında yaptığı "Unchain My Heart" ile tekrar muhteşem bir dönüş yapan Cocker, yeni kuşak dinleyicinin de gözdesi haline gelecekti.
Uzun bir süredir akciğer kanseriyle mücadele eden sanatcı en son 17 Eylül 2014'te Madison Square Garden'da konser vermişti.

1993 Unchain My Heart


Woodstock'tan

21 Aralık 2014 Pazar

40 yıl önce çıkan “Cem Karaca öldü” haberi


Tarihler 23 Aralık 1974’ü gösterirken TRT radyosunun öğlen haber bülteninde “Cem Karaca öldü” diye  haber yer almıştı. Böyle bir haberin çıkmasının sebebini anlamak için şöyle bir bundan 40 yıl öncesinin Aralık ayına gidelim.
Cem Karaca'nın 6 Aralık 1974 tarihli haberinde hastanedeki ilk fotografı


40 yıl önceki bu söylentisel asparagası anlatmadan önce kendi hayatımdan bir girizgahla o dönemin atmosferini bir çizeyim dedim. Sıkılmazsanız buyrun. Sıkılırım derseniz de alttaki ikinci başlıktan yazıya devam edersiniz.

Selobantla duvarlara yapışan posterler
1974 yılında ilkokul bitmiş ve ortaokula başlamış, 12 yaşındaydım. İlkokul’da dedemin “yeyeciler” dediği Beatles’ı daha bilmesem de Barış Manço’yu bir yerlerde resmini görmüştüm. İlk bildiğim parçası da “İşte Hendek İşte Deve”ydi. İlkokulda bu şarkıyı üç arkadaş öyle çok söylerdik ki… Hatta bu parça yüzünden öyle ünlenmiştik ki, öğretmenimiz tahtaya kaldırır, bize bu parçayı okuturdu. Biz de sözlerini ezberlediğimiz bu parçayı “Kuyu başına vardım/ Zeynebim  bekler diye…” sözlerini söyleyerek şarkıya başlardık. 
İlkokul’da Barış Manço’yu bilirdim dediysem de dördüncü sınıftan sonra olmuştu. Daha evvelsi Türkiye’den bildiğim isim Erol Büyükburç’tu. Bunun sebebi de o dönem evinde pikap olan hali vakti yerinde ailelerin çocukları doğum günü yapardı. Pastalar, limonatalar vesaire ama benim en çok dikkatimi çeken pikap olurdu.Açıkcası 1968 ile 1970 arası o evlerde en çok Erol Büyükburç 45’likleri olurdu. Yabancılardan da Engelbert Humperdick. O dönem için Erol Büyükburç (daha rock kavramı oturmamış çocukluğumuzda) “hareketli” diye tanımladığmız bir tarzı temsil eder idi.
Yaş 12 olmuş ve ben artık  ceket, kravat bir de şapkası olan bir okul formasının içinde bir ortaokul talebesiydim. 1974 yazı ve sonu yeni bir adamı tanıyacaktım. Daha doğrusu bir gözlük adam ile tanışacaktık. O dönem Demirel’in kel kafası karikatürlerle birlikte ilk politik imajı verirken, müzik dünyasında da kalın çerçeveli (ama havalı) gözlükleriyle bir şarkıcı dikkatimizi çekecekti. Bir de dilimizde “Beyaz Atlı şimdi geçti buradan” diye söylediğimiz bir şarkısı vardı. Ha söylerken de ninemizin gözlüklerini falan alır gözümüze takar ve sesimizi değiştirerek genizden şarkıyı söylerdik. Bu yeni isim Cem Karaca’ydı.
Bu arada duvarlarımıza artık selobantla poster de asar olmuştuk. Annem “Babannenin gözlüğünü takma, gözlerin bozulacak” diye beni kovalarken bir yandan ben “Beyaz Atlı nanaynarrrooom” diye şarkımı söylerdim. Ninem falanda “duvarların boyası sökülüyor bu kağıtları duvarlara asma” diye bağırırdı.
Cem Karaca'nın 1974'te çıkan Beyaz Atlı plağının kapağı.
(kapak resmi dipsahaf.com'dan alınmıştır.)
Odamda Cem Karca’nın Hey dergisinden çıkan posterinin yanında bir de Suzi Quatro posteri vardı. Bir gün dedem Vefa’daki evlerinden bize gelmişti. Odama girdi “ne bu yeyeciler” dedi gülerek. Sonra hayretle “Bizim Cengiz’in resmi ne arıyor duvarda demez mi. Cengiz Abi, yengemin kardeşiydi ve o dönem 20’li yaşlarında filinta gibi bir abiydi. Ancak aile içinde hani çocuklara “yaramaz” denilmesi gibi genç olanlara da “hayta” falan derlerdi. Cengiz Abi’ye de öyle dedikleri için ben özenirdim. Ama dedemin Cem Karaca posterine bakıp, ona benzetmesi Cengiz abiye daha bir ilgi duymamı sağlayacaktı.
İşte bu dönemde 1974’ün Aralık ayı tam bu zamanlardı. Bir gün mahallede oynarken birilerinin konuşmalarını duyacaktım.
“Haberin var mı, Cem Karaca ölmüş”
“Hadi yahu… Neden ölmüş.”
“Gırtlak kanseri.”
“Tabi yahu öyle bağıra bağıra sesini yırtarcasına okursa olacağı buydu, yazık.”
“Ecnebilerin de bir şarkıcısı o yüzden öldü ya.”
“ O kim Tom Jones mu?”
“Yok canım, Motorhet mi nedir. Herifin bıyıkları Barış Manço gibi.”
Bunları konuşan abiler benden büyüktü. Üniversiteye gidiyorlardı ya da mahallenin derin abileriydi. Onu şimdi tam hatırlayamıyorum. Ancak konuşulanlar kelimesi kelimesine aynı böyleydi ve benim aklıma böyle mıhlanacaktı.
Cem Karaca öldü diye üzülmüştüm. Üstelik bilmediğim bir hastalıktı. Verem o dönem çaresiz bir hastalıktı ama gırtlak ve kanser bilmediğim şeylerdi demek ki daha kötü bir şeydi. Bir arkadaşım,
“Yok oğlum, o gırtlak değil, kan kanserinden ölmüş.” Diye düzeltecekti.
Bütün bunlar olurken gırtlak mı, kan kanseri mi derken bir de Motorhet gibi bir şey o dönem Cem Karaca ile özdeşleşecekti kafamda.

Çocukluk dönemimden kalma bu hadise bana yapılan bir şaka falan değildi. Tarihler 23 Aralık 1974’ü gösterirken TRT radyosunun öğlen haber bülteninde “Cem Karaca öldü” diye  haber yer almıştı. Böyle bir haberin çıkmasının sebebini anlamak için şöyle bir bundan 40 yıl öncesinin Aralık ayına gidelim.

Cem Karaca, Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırılıyor
1974’ün Kasım ayı biterken Cem Karaca’nın 45’lik plağı “Beyaz Atlı/ Yiğitler” plağı çıkmış ve Aralık ayına doğru da Hey’in listelerinde üçüncü sıraya doğru yükseliyordu. Aynı yükselişte de Erkin Koray “Fesuphanallah” plağıyla geliyordu.
Cem Karaca, 1974’ün Aralık ayının başında ani bir şekilde hastaneye kaldırılmıştı. Hastanede 4 gün tedavi altında kalan sanatçı, evinde dinlenmeye çekilecekti. Hastanedeyken konuşamayan sanatçı yazı yazarak meramını anlatıyordu. Doktorlar 1 ay boyunca şarkı söylemek değil, konuşmasını bile yasaklamışlardı. Ancak taburcu olup, eve gitmesi bir gün sürecekti. Karaca ağzından ve burnundan boşanan kan yüzünden 6 Aralık günü tekrar Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırılacaktı.

Doktorların teşhislerine göre kanamanın nedeni Cem Karaca’nın bir süre evvel Bursa yakınlarında geçirdiği trafik kazasının yan etkisi olduğunu belirleyeceklerdi. Bu arada kan durmadığı için de sanatçının vucuduna hergün yarım kilo kan takviyesi yapılacaktı.
Cem Karaca'nın hastaneden el yazısıyla ilk gönderdiği mesaj
(Hey dergisinden)
Cem Karaca toplam 15 gün hastanede kalıp, 17 Aralık 1974’te taburcu edilecekti. Ancak bu süre içinde gazeteler ve Hey dergisi olayı yakından takip edecekti. Çıkan söylenti ve haberlerden ilki gırtlak kanseri olduğuydu. Sonradan doktorların kan kanserinden şüphe ettiği yazılacaktı. Bu durumla ilgili olarak her haberde Cem Karaca’nın kan kanseri olduğu yazılmaya başlanmıştı bile. Haber öylesine büyük bir hızla yayılmıştı ki 40 yıl önce bu hafta TRT radyosu öğlen haberlerinde ,
“Cem Karaca kankanseri sonucu öldü.”
Haberini anons edecekti. Bu haber ardından gelen 4 haber bülteninde de yer alırken, ortalık birbirine girecekti.

Özrü kabahatinden büyük
27 Aralık 1974, cuma günü ise TRT bu hatasını “Haftadan Haftaya” programında İzzet Öz’ün sunumuyla,
“Cem Karaca öldü demiştik. Şaka yaptık, kendisi gayet sıhhatte” sözleriyle düzeltecekti. Ancak bu hatayı düzeltmek de “Çam devirme” ya da “Özrü kabahatinden büyük” denilebilecek gibi bir durumdu. Bu ciddiyetsiz yaklaşımdan dolayı Hey dergisi, “TRT yaptığı hata yetmiyormuş gibi, bir de alay ediyordu.” Yazarak durumu eleştirecekti.
Cem Karaca ne kanser olmuştu ne de ölmüştü. Bu durumu hastaneden takip edip, gülen Cem Karaca konuşması yasak olduğu için bir kağıda “TRT’ye teşekkürler, Benim milyonlarca lira harcayarak yapamayacağım kadar reklamımı yaptılar.”
Cem Karaca durumu böyle ti ye alsa da doktorlar için durum ciddiyetini koruyordu. Doktorlar sanatçının uzun bir süre dinlenmesini iki ay boyunca sahneye çıkması değil, konuşmasını bile yasaklamışlardı. Sonra ne mi oldu, kısa bir süre sonra Cem Karaca tekrar konserlerdeydi ve birbiri ardına çıkan plaklarla müzik hayatına devam etti.

Aptulika

Joe Louis Walker


63 yaşındaki San Fransisko’lu gitarist, vokalist Joe Louis Walker, bugüne kadar 21 albüm yapmış. Joe Louis Walker’ın profesyonel müzik yaşamı 36 yaşından itibaren başlıyor. Müzisyen bir aile ortamında büyüyüp, 8 yaşında gitara başlamış ve 16 yaşında da kulüplerde çalarak başarılı bir çıkış yapmıştı. Ancak çocukluk arkadaşı beyaz blues rockcı Mike Bloomfield’ın talihsiz ölümü ve onu ölüme götüren uyuşturucu sebebiyle yaşam stilini değiştiren Joe Louis , müziği bırakıp, San Fransisko Üniversitesi’ndeki eğitimine devam edecekti.
Walker’ın müzikten kopuşu 80’lerin ortalarına kadar sürecekti. New Orleans Caz Festivali’ni izlerken müzikten ayrı kalamayacağını anlayan gitarist, Bosswalker isimli grubu kurdu. Şansı da yaver gidecekti ki, High Tone isimli plak şirketi onunla plak anlaşması yapacaktı. Böylece 1986 tarihinde “Cold Is The Night” isimli ilk albümünü çıkarttı. Ardından gelen “The Gift” ve “Blue Soul” albümüyle 80’leri tamamlayan sanatçı, arayı kapamak için verdiği bol konserlerinin kaydını da 1991 ve 92’de iki albüm halinde sunacaktı.
Çizim: Aptulika
1993 yılında Polydor firmasına geçen bluescu, caz, funk ve rock etkilerindeki “Blues Survivor”ı çıkaracaktı. “Part Of Me” gibi muhteşem bir yorumun olduğu bu albüm çok beğenilecek ve gitarist dikkatleri üzerine toplayacaktı. Onu farkedenlerden biri de blues’ın kilometre taşı B.B. King olacaktı. Büyük usta onu “Blues Summit” albümünde finale oturan  “Everybody’s Had The Blues” parçasında konuk edecekti.
Bonnie Raith, Buddy Guy, Taj Mahal, Otis Rush gibi bluescular ve Branford Marsalis gibi caz müzisyenleriyle de çalan Walker, 1996’da armonika ustası James Cotton’ın Grammy ödüllü “Deep In The Blues” albümünde gitarist  olarak yer alacaktı.
 Albümleriyle bir çok ödüle de layık görülen gitarist, 2000’lere Otis Grant ile birlikte yaptığı çalışmalarla çıkış yapacaktı.
Joe Louis Walker’ın gitarı T- Bone Walker ekolünden gelirken, notalara tane tane basarak melodiler oluşturmasıyla da B.B. King etkisinde bir çalış tarzına sahip. 

Joe Louis Walker’ı 2013 yılında yapılan 24. Blues Festivali’ndeki konserlerinde verdiği konserlerle dinleme imkanı bulmuştuk. 

BB King'in “Everybody’s Had The Blues” parçasında Joe Louis Walker konuk olarak yer alırken

JOE LOUIS WALKER “Hellfire” (2012)



JOE LOUIS WALKER
“Hellfire”
(2012)
63 yaşındaki San Fransisko’lu gitarist, vokalist Joe Louis Walker, bugüne kadar 21 albüm yapmış. Müziğinin Elektrik Blues tarzındaki soundu rock dinleyicisini de tatmin edecek yapıda. Joe Louis Walker’ın vokali de hard rock tadına yakışacak denli gırtlaktan çatlayarak çıkarken, bas tonundaki açılımları da insana farklı bir dinleme keyfi veriyor.  Albümde Walker soul tarz vokali ve blues ile Hard Rock arası gitarıyla ve tabi buna uygun tansiyonu yüksek gitar sololarıyla dikkat çekiyor.
Küçük yaşlarda müziğe başlayan Walker’ın ismi müzikseverlerce çok bilinmiyor. Zira sanatçı bir küskünlükten dolayı ara verdiği müziğe 36 yaşından sonra dönüp, profesyonel kariyerine başlamış.
 Joe Louis Walker’ın gitarı T- Bone Walker ekolünden gelirken, notalara tane tane basarak melodiler oluşturmasıyla da B.B. King etkisinde bir çalış tarzına sahip. Nefesli enstrümanlar ve sesiyle  Soul etkisini fonda sunarken gitarıyla da blues rock doyuruculuğuna sahip. Bütün bunlar dert görmüş insana has gırtlaktan gelen ses de eklenince ortaya güzel bir dinleme imkanı çıkıyor. 
Walker, 2012’de çıkan albümü “Hellfire” ile güzel bir çalışmaya imza atmış. Davulda Buddy Guy’dan tanıdığımız Tom Hambridge ve  keyboardda da Stevie Ray Vaughan’ın albümlerinden tanıdığımız Reese Wyhans yer alıyor. Özellikle Wyhans’ın akışkan piyano tuşeleri harika geçişlere imkan veriyor. İkinci gitarda yer alan Rob McNelley ile Tommy Mc Donalds albüm kadrosundaki diğer isimler. “Hellfire” albümünde trombon ile Ray Agee ve saksofon ile Max Abrams konuk olmuşlar.
Aptulika




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...