26 Kasım 2014 Çarşamba

Rory Gallegher Özel Yayını

1995 yılında yitirdiğimiz rock ve blues gitarının unutulmaz ismi Rory Gallegher bu haftaki Blues Perişan radyo programında.

 14 Haziran 1995’te bir karaciğer rahatsızlığı sonucu 47 yaşındayken yaşama veda eden  İrlandalı blues - rock gitaristi Rory Gallagher’ın 1974 yılında yaptığı ve unutulmazlar arasına girip, rock tarihine oturan efsanevi İrlanda konser turnesinin kayıtlarının yer aldığı “40th Anniversary  Irish Tour ’74” isimli albüm seti bu ay piyasaya çıktı.  7 CD ile 1 DVD’den oluşan özel kutu set bir dönemi günümüze taşıyor. Her ne kadar albümü edinemesek de usta gitaristin rock tarihine oturmuş albümleri ve grubu Taste ile birlikte yaptığı çalışmaları 27 Kasım 2014 perşembe gecesi Blues Perişan radyo programında yer alacak.
Blues Perişan’ın bu haftaki yayınında Rory Gallegher’in hem solo hem de grubu Taste ile yaptığı stüdyo albümlerinden seşmeler yer alacak. Bir sonraki hafta ise Gallegher’ın konser kayıtlarından örneklere yer vereceğiz.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Cenk Erdoğan Trio konseri


Cenk Erdoğan Trio’nun konseri 25 Kasım 2014, salı gecesi Moda Sahnesi’nde gerçekleşecek. 
 Günümüzün en genç ve en yetenekli gitaristlerinden Cenk Erdoğan üniversite yıllarında Türkiye’nin ünlü caz müzisyenleri ile caz kompozisyon çalıştı. Aynı zamanda Türk klasik müziği alanında da çalışmalar yürüterek perdesiz gitar üzerine uzmanlaştı. Perdesiz gitarda Türk geleneksel sazları olan bağlama ve tanburdan etkilenen özel bir teknik kullananan Cenk Erdoğan caz armonizasyonlarını geleneksel melodilerle birleştirerek yaptığı çalışmalarla yurtdışındaki uzmanların da ilgisini çekti. 2004 yılında Amerika’da müzik alanında önemli okullar olan “Berklee College of Music” ve “Queens College of Music”e davet edildi. Buralarda perdesiz gitar üzerine atölye çalışmaları düzenledi ve konserler verdi. Cenk Erdoğan Trio’nun ilk albümü “İle” ise 2008’de, “Kavis” ise 2011’de Baykuş Müzik tarafından yayınlandı. Bu yıl yeni albümü “Kara Kutu”yu çıkartan Cenk Erdoğan 15 Kasım gecesi vereceği konserde bu albümde yer alan parçalarını seslendirecek. Konserde Erdem Tekinay (bas), Korhan Ogan (davul)’dan oluşan trio’suyla gedçekleşecek olan konser, Kadıköy’deki Moda Sahnesi (Büyük Salon)da saat 21.00’de başlayacak.  

23 Kasım 2014 Pazar

24 -30 Kasım Vakti zamanında bu hafta


 
Çizim:Aptulika
1968
26 Kasım –  Eric Clapton, Ginger Baker ve Jack Bruce’dan kurulu super grup The Cream’ın veda konseri Royal Albert Hall’da gerçekleşti.

1976
27 Kasım – Cem Karaca Dervişan, Suadiye Atlantik Sineması’nda konser verdi. Bu konserin ardından da 10 günlüğüne Almanya, Hollanda ve İngiltere’ye konser vermeye gittiler.


1978
27 Kasım – Def Leppard’ın davuluna 15 yaşındaki Rick Allen geçti.

1981
23 Kasım – AC/DC grubunun tarihsel albümü “For Those About To Rock We Salute You” piyasaya çıktı.

 1983
26 Kasım – Quiet Riot grubunun “Metal Health” albümü ABD listelerine giren ve 1 numaraya yükselen ilk heavy metal albümü olacaktı.




Doğan
29 Kasım 1933
JOHN MAYALL
(İngiliz Blues’ının kurucu isimlerinden)

Ölen
24 Kasım 1991
FREDDIE MERCURY
Queen
vokalist


19 Kasım 2014 Çarşamba

20 Kasım 2014 Blues Perişan'da neler var



ORIENTAL WIND – Kadioğlu Zeybegı
1981yılında Okay Temiz'in grubu Oriental Wind'ın çıkardığı "Bazaar" albümünde yer alan bir çalışma. Albüm Stockholm'de kaydedilmiş ve İsveç'te yayınlanmıştı. Okay Temiz'in dışında bütünüyle İsveç'li müzisyenlerden oluşan grupta gitarda Janne Schaffer yer alıyordu. 


IKE TURNER – Tease Me
2007'de kaybettiğimiz Ike Turner'ın son çalışmalarından biri

TOM WAITS – On A Foggy Night    
1975 yılından 

Dr JOHN - Junko Partner
New Orleans'lı şarkıcı ve piyanist'in kentine adadığı 1972 albümü "Dr. John's Gumbo" albümünden

SPENCER DAVIS - I'm A Man
1967 Steve Winvood'un klavyesi ve sesiyle

BB KING – On The Way
Yeni çıkan "The Art Of Paul Mc Cartney" albümünden. Bu albüm çift CD halinde çeşityi sanatçıların bir araya gelerek Paul Mc Cartney parçalarını seslendirmesinden oluşuyor. 

COLOSSEUM – City Of Love
Yılların grubu Colosseum da yeni bir albüm yaptı. "Time On Our" ismini taşıyan albümden 

VARGAS BLUES BAND  – Let It Go
İspanyol Blues Rock grubu Vargas'ın yeni albümü "From The Dark"tan seçtiğim 4 parça yer alacak.

VARGAS BLUES BAND  – Moonlight Blues

 VARGAS BLUES BAND  – Roy Blues

VARGAS BLUES BAND  – Esperanto

RAUL MIDON – Everybody
Yarın gece CCR Konser Salonu'nda konser verecek olan Raul Midon'dan seçmeler yer alacak. 

RAUL MIDON – Keep On Hoping

STEVIE WONDER – We Can Work It Out
1972 yılından bir Beatles şarkısıyla


TINA TURNER – Acid Queen
70'lerin unutulmaz The Who'nun rock operası "Tommy" filminde seslendirdiği parçasıyla

THE WHO – Pinball Wizard
Ve aynı rock operadan, bu sefer The Who seslendiriyor.

GENESIS   -  Watcher Of The Skies
YES -  Subway Walls

CAPTAIN BEEFHEART - Where There's Woman  

SAVOY BROWN - Going Down To Mobile 

PETER GREN  – The Clown

Raul Midon İstanbul'da

21 Kasım 2014, Cuma günü CCR Konser Salonu'nda Raul Midon konser vermek için ülkemize gelecek. Bu sebeple Raul Midon ile ilgili yazdığım eski bir yazıyı sizlerle paylaşıyorum. 
Raul Midon'un "State Of Mind" albümünün ardından yazdığım bu yazı Cumhuriyet gazetesinde, 1 Nisan 2006 tarihinde yayınlanmıştı.  


Arif Mardin’in Norah Jones’dan Sonra Yeni Keşfi;
 Raul Midon
 Müzik sanayinin debdebeli isimlerinden ünlü Türk prodüktör Arif Madin’in, oğlu Joe Mardin ile birlikte prodüksiyonunu gerçekleştirdikleri Raul Midon’un ilk albümü ‘State Of Mind’, Avrupa ile aynı anda ülkemizde de yayınlandı. Gitaristliği ve vokaliyle dikkatleri bir anda üzerine çeken Midon, soul, caz, flamenko, latin müzik türlerini  R & B  içinde başarıyla harmanlayarak, ferahlatıcı bir tavır ortaya koyuyor. Onun ilk çalışmasında Jason Mraz, Sammy Figueroa gibi bir çok müzisyenin yanı sıra çocukluğundan beri hayranlık duyduğu Stevie Wonder da eşlik ediyor.

Arif Mardin’in Keşfi
 Afrika kökenli, ABD’li bir anne ile Arjantinli bir babanın oğlu Raul Midon, Meksika’da dünyaya gelmiş. Doğuştan görme özürlü olan müzisyen babasının teşvikiyle gitara başlamış. Gelişiminin ardından da New York’ta sokak çalgıcılığı yapmaya başlıyor. Zaman içinde dikkatleri çeken Midon, Latin Müzik türündeki albümlerin kayıtlarında stüdyo müzisyeni ve vokalisti olarak çalışacaktı. Ancak onun asıl amaçladığı şey; kendi müziğini yapmaktı. Bunun için Miami’de kendi olanaklarıyla bir albüm oluşturduysa da yerel pazarın dışına çıkamadı. Bu başarısız girişimin ardından birçok plak şirketini gezen Midon’un yolu Arif Mardin’in ofisine düşecekti. Ünlü prodüktörün karşısına geçip, “Ben Raul Midon, size parçalarımı dinletmek istiyorum” der. Ama ortada ne bir demo kaset ne de albüm vardır. Böyle bir durumda hiç bir prodüktör karşısındakini kaale almaz ve kapıyı gösterir. ‘Garip ama gerçek’ misali Mardin, bu genci kırmaz ve onu çıplak sesiyle dinler. Küçük konser bittikten sonra hiç birşey söylemeyerek odadan ayrılan Mardin, kısa bir aradan sonra odaya döner ve “Tamam” der.  Ve böylece “State Of  Mind” albümünün yeşil ışığı yanar. Albümün çıkışından sonra verdiği röportajlarda “Benim Norah Jones’dan sonra ikinci keşfim” diyen Arif Mardin, Midon’u biraz daha ayırarak “En büyük keşfim” yargısını da eklemeyi ihmal etmeyecekti.

Farklı Coğrafyaların İmzaya Dönüşmesi
Sokak şarkıcılığı yaptığı dönemlerden kalma “State Of Mind” ile başlayan albüm, ilk anda Ben Harper’vari biriyle karşılaştığınız hissini verse de ikinci parçası olan “If You’re Gonna Leave”la farklı biriyle yüzyüze geldiğinizi anlıyorsunuz. Şarkılar birbiri ardına geldikçe müzikal renklilik başınızı döndürür bir şekilde sizi kavrıyor ve anlam veremediğiniz bir şekilde kendinizi kaptırıyorsunuz. R&B ve Soul kulvarında tanımlayacağımız Midon’un akustik gitar ağırlıklı müziği pop, folk, caz, Latin hatta flamenko tarzlarında gezinebiliyor. Albümü dinlemeyi bitirdiğinizde ise Stevie Wonder ve Jose Feliciano izlerini takip eden bir müzisyenle karşı karşıya olduğunuz anlıyorsunuz. Bütün bu etkilerin Miron’a özgü bir imza haline gelmesi ise onu vareden coğrafyaların getirdiği kültürlerinde özümsenmesinden kaynaklandığına şahit oluyorsunuz. Öyle ki onu kimi zaman blues’ın ilk öncüleri gibi samimiyetiyle görürken, bir başka açıdan da Afrika’nın ormanlarının vahşiliğini hissedebiliyoruz. Bu boyutunu siyahi annesinden aldığını anlıyoruz. Kimi şarkılarında da Latin Amerika’nın ritimleriyle karşılaşıyoruz ki bunun da babadan kalan coğrafi etki olduğunu kavramamız zor olmuyor. Dünyayı doğuştan görmüyor oluşu da onunla aynı kaderi paylaşan büyük soul ustalarından Wonder’ın ve bir zamanların nevi şahsına münhasır Latin Pop ikonu Jose Feliciano’nun hassasiyetlerini yakalamasına neden olmuş diyebiliriz. Böylece de gittikçe tıkanan ve monotonlaşan popüler müzik dünyamıza nefes verebilen bir müzisyen çıkmış. Bütün bunlara Arif Mardin ve oğlu Joe’nun ortak prodüksiyonu da başarının perçinlenmesine sebep olmuş. Baba Mardin’in caz geçmişi birikimi katarken, oğul Mardin de yeni müziğin pencerelerinin açılmasını sağlamış. Sonuçta ortaya hangi türe meyilli olursanız olun ilgisiz kalamayacağınız bir albüm çıkıvermiş. 

“Kör Olmam Müziğime Zenginlik Kattı”
Raul Midon, çocukluğundan beri izini takip ettiği Stevie Wonder da albümündeki “Expressions Of Love” parçasında konuk olmuş.  Parçaya ağız armonikasıyla eşlik eden Wonder’ın imzası öyle güçlü oturmuş ki, yer yer vokaliyle katıldığını bile sanabiliyorsunuz.
Raul Midon, akustik gitarının yumuşak dokunuşlarıyla ve  ona uygun akışlar sağlayan vokaliyle kendini hissettiren müziğinin yanısıra şarkı sözleriyle de dikkatleri üzerine çekebiliyor. “Kör olmam müziğime zenginlik kattı” diyen sanatçı, bu zor durumunu aşmaya çalışmış. Bunu yaparken de Martin Luther King ve Gandi gibi politik kişiliklerin dünyayı değiştirme çabasını kendine örnek almış. Böylece onun görmüyor oluşu, diğer insanlardan farklı yeteneklerinin gelişmesini sağlamış. Yani gören insanların hissedemediklerini gösterme becerisini kazanmış. “All In Your Mind” parçasında tamamen aklında canlandırdığı bir dünyayı anlatırken; “Everybody”de 11 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Onun şarkı sözlerinden “Waited All My Life” adlı parçada  karısı da nasibini alıyor.  
Aptülika
*Cumhuriyet gazetesi - 1 Nisan 2006

18 Kasım 2014 Salı

VARGAS BLUES BAND “From The Dark”



VARGAS BLUES BAND
“From The Dark”
(2014)
Blues’un İspanya’daki sesi Javier Vargas, 1992’den bu yana çalışmalarını tam gaz sürdürüyor. Madrit doğumlu İspanyol ve Arjantin kökenli gitarist, grubuyla yaptığı “From The Dark” albümünde gümbür gümbür bir ‘sound’la gelmiş. Parçalar hard’n heavy tarzında ve blues’la çok güzel buluşuyor. Kimi zaman ZZ Top kimi zaman da 80’lerin geleneksele bağlı hard’n heavy gruplarını hatırlatabiliyor. Bu yüzden de İngilizlerin 80’lerin sonunda esen Quireboys grubunun 30. yıl konserlerinde Vargas Blues Band açılış grubu olarak çıkacaktı.
Parçalarda 80’lerin hard’n heavy gruplarının izi özellikle de nakarat bölümlerinde kendini gösteriyor. İspanyolların dünya çapına ulaşabilen, yılların gitaristi Javier Vargas’ın her parçadaki keskin ve hard rock tınılı gitar soloları da birbiri ardına geliyor.
Blues’ın ve rock’ın evrensel tınılarının hakim olduğu albümde “Run Away”in giriş bölümünde İspanyol ve Latin tınısı kendisini ele vermeden belli ederken, finalde yer alan “Esperanto” da ise İspanyol gitar ile elektro gitar düet yaparken altta flamenko’nun ayak ritmleriyle İspanyol tınısı rock ve blues ile buluşmuş.
 Blues rock’ın sakin akışında ama dertli gidişinde “Roy Blues”, 80’lerin hard’n heavy lezzetinde “Bye Bye Zombie” ve  “Let It Go” , blues rock’ın formlarındaki “Palace Of The King” ve “Moon Light Blues” albümün önceliğine oturan çalışmaları oluşturuyor.

Javier Vargas, yıllar yılı süren uğraşında rock sevgisinden ödün vermeden blues yaparak, dünya sahnesindeki yolculuğuna emin adımlarla devam ediyor.

17 Kasım 2014 Pazartesi

David Gilmour’dan Solo Albüm Hazırlığı



 Pink Floyd’un veda albümü “Endless River” çıktı ama dalgalar durulmuyor. Pink Floyd’a gönül vermiş olanlar için yeni bir haber daha var. Grubun gitaristi David Gilmour 2015 yılına yeni bir solo albüm hazırladığını açıkladı. Rolling Stone dergisine röportaj veren Gilmour,  “Gayet iyi gidiyor. Bazı bölümler tamamlanma yolunda ve bazılarını da yeniden yapmam gerekiyor. Çalışmaya başlayalı bir kaç ay oldu. Gelecek yıl solo albümümün çıkacağını umuyorum.” diyerek albümün ahvalini anlattı.
“Albümden sonra da yaşlı birine göre bir turne düşünüyorum, 200 günlük bir şey değil.” diyen Gilmour, en son 2006 turnesinde olduğu gibi daha küçük salonlarda çalmayı planlıyor. Usta müzisyen, “Turne hakkında herhangi bir görüşme olmadı fakat Radio City Music Hall bana göre uygun bir yer” sözleriyle planlarını açıkladı.
Pink Floyd’un kalan iki elemanından bir diğeri olan davulcu Nick Mason ise, “Eğer David istifa ederse, Pink Floyd’un tüm kontrolu bana kalacak, ben de tek kalan eleman olarak turneye çıkıp ‘Dark Side of The Moon’un sadece davul bölümlerini çalacağım. Oldukça sıkıcı olacak. Aman ha şaka yapıyorum.” sözleriyle esprili bir yaklaşımda bulundu. Pink Floyd’un emektar davulcusu  hala umudunu yitirmediğini,  Gilmour’un bir gün fikrini değiştireceğine inandığını belirttikten sonra “Sanıyorum ölüp gömüldüğümde bile mezar taşımda : ‘Grubun tam olarak bittiğinden emin değilim’ yazacak” diyerek, esprilerine devam etti.


Röportaj Andy Greene tarafından  Rolling Stone dergisinde yapıldı.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...