20 Ağustos 2018 Pazartesi

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 74


Liji Pulcu Çizmeciyan
“İstanbul’da Kayıp Zamanlar – 2"

 Liji Pulcu Çizmeciyan’ın  “İstanbul’da Kayıp Zamanlar ” kitabı 2010 yılında çıkmıştı. Bu kitapta yazarın çocukluğundan üniversite yıllarına kadar süren ( 1930’lardan  1960’lı yıllara ) dönemi anlatmıştı. Bu yılın Mart ayında da bu kitabın ikinci bölümü yayınlanacaktı.  Sekiz yıl sonra çıkan bu kitap yazarın gezi günlüklerinden ve Notre Dame de Sion Lisesi’nin 150. yılı için hazırladığı anılardan yararlanılarak (gene yazarı tarafından) kaleme alınmış. Anıların ikinci cildi olan bu yapıt 1960’lardan  günümüze kadar geliyor. İstanbul Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesi’nin İngiliz Filolojisi’ni okuduğu yıllar günümüz taşınırken hocaları Mina Urgan ve Halide Edip Adıvar gibi edebiyat dünyamızın klasik isimlerinin çevresinde “İstanbul’un kayıp  zamanları”nda yolculuk ediyoruz.
İstanbul Üniversitesi’ni bitiren Liji Pulcu Çizmeciyan, doktora tezi için sevdiği Fransız yazar Marcel Proust’u şeçiyor. (Zaten bu kitabın ismi de Proust’tan iz taşıyor.) Bu konuda çalışmaya başladığında ise yabancı profesörlerin dikkatini çekiyor ve Fransız bursuyla Paris’e davet ediliyor. Kitapta hem bu dönemde hem de bundan önce Lise ile birlikte gittiği uzun Fransa seyahatleri konu ediliyor. Bu gezi kitapta ağırlıklı bir yer tutsa da konu gene İstanbul oluyor. Hem İstanbul hem de Cumhuriyet Türkiyesi’nin Avrupa’daki çağdaş görüntüsüne şahit oluyoruz. Kitaptan bir bölüme bakarsak bunu daha iyi anlayacağız;

“ O tarihlerde kız liselerinde kadın öğretmenler bulunuyor, erkek liselerinde de erkekj öğretmen. Bu alanda Fransa çok tutucu. Karma düzene ilk öğretimde 1957’de, üniversitedeyse 1975’te geçilmiş. 
İstanbul’daki hayatımızı anlattım. ‘Bizden farksız’ dediler. ‘Bazı konularda sizden ileriyiz’ dedim, ‘bizim okulda, sör okulunda , üç tane erkek hocamız vardı. Hiçbir zararını görmedik. Fransızlar acaba neden korkuyorlar da bu asırda hâlâ kız okuluna sadece kadın hoca istiyorlar’ dedim.” 

1950’li yılların başında yapılan bu geziyi şu satırlardan izleyelim bir de;

“Ben kendimi tanıtıyorum. Çok şaşırıyorlar. Bir Türk kızının geleceğini biliyorlarmış, çok da merak ediyorlarmış, ama kendileri gibi giyinmiş Fransız gibi Fransızca konuşan birini beklemiyorlarmış: ‘Ne diye milli giysilerinizle gelmediniz!’ diye soruyorlar. Bu kez ben şaşırıyorum, ne milli giysisi, çarşaflı bir kız mı bekliyorlardı? ‘Doğduğumdan beri ben İstanbul’da böyle giyindim, biz Atatürk zamanının Türkleriyiz, Avrupalılar gibi giyiniriz’ diye cevap veriyorum. Anlaşılan bu sözde okumuş kızlara çok şey öğretmem gerek.”

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Liji Pulcu Çizmeciyan’ın Notre Dame de Sion’daki öğretmenlik yıllarının anıları var.  Burada öğrencilere  Shakespeare’i İngilizce’dan Fransızca’ya ödev olarak çevirtip, yıl sonunda oyun olarak sergilemelerini ağzım açık ayran budalası gibi okudum. Kitapta bir de Çizmeciyan’ın öğrencilerine Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini Fransızca’ya çevirttirmesi var ki, unutamayacağım satırlardan biriydi. Eğitime önem verilen dönemleri, böylesine donanımlı bir eğitimciyi görmek bugün mümkün müdür?  
Kayıp ettiklerimiz ya da kayıp  sadece İstanbul’un zamanları mı?
Cevabını herkes kendi arasın ben bilemem… Ama İstanbul’ kızıp,  çekip gitmek yerine bir şiirde gözlerimi kapayarak, bir sanat yapıtında ufkumu açarak, bilimle gözlerimi açıp akılla sorgulayarak İstanbul’u yaşarım. Liji Pulcu Çizmeciyan’ın kitabını okurken bunu anladım. Ha bu arada büyük konuşmuş olayayım, belki ben de çeker giderim buralardan ama gittiğim yerde de biraz önce dediğim şekilde İstanbul’da yaşarım. 

Aptulika

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...