26 Ekim 2017 Perşembe

Ankara sergisi hazırlığında uzun ayrılığın sebebi

İhsan Sıtkı Yener’in aziz hatırasına ithafen…
Kadir kıymet bilmememizin bir göstrgesi daha.


Şimdi başlığın altındaki ithaf bölümünde İhsan Sıtkı Yener ismini yanda da resmini görünce o da kim demeyin. Yazıyı sonuna kadar okuyunca öğreneceksiniz, zira benim yazma serüvenimde büyük katkısı vardır. O ithaf bölümüne baktığınızda “göstrgesi” sözcüğüne takılıp, “ Aptulika düzeltme yapmayı unutmuş” demeyim bilerek orayı “göstergesi” diye düzeltmedim. Bunun nedenini de aşağıdaki yazıyı okuduğunuzda öğreneceksiniz.
Buyrun bakalım, otuz iki kısım tekmili birden Blues Perişan blog da uzun bir süredir yazamamamın sebebi.






 Blues Perişan bloğunu hazırlamaya başladığımda arada kesinti olursa diye tedirgin olmuştum. Kimi zaman ufak fasılalar verdim ama gene de devam ettim. Geçen yıl bir karar alarak her gün bir haber, yazı veya çizim yayınlamaya karar verdim. Bunu uzun bir süre uygulama istikrarı da gösterdim hani. Ancak son bir iki aydır bir yazı olsun koyamadım. Buna sebep olan şey de Ankara’da yapacak olduğum serginin hazırlıklarıydı. Şimdi serginin hazırlıkları son buldu. Yaptığım çizimlerin çerçevelenip, gelmesini bekliyorum. Bulunduğum bu soluklanma durumumda bir yazı yazayım diyerek klavyenin başına oturdum. Tam yazmaya başlamıştım ki, birden blokta neden yazı paylaşamadığımın asıl sebebiyle yüzleşiverdim. O da ne yazamıyordum. Sanki ilkokula başlayan  öğrencinin kırık, dökük hece hece okuması gibi tutuk yazıyordum. Eskiden 15 dakikada yazdığım yazı en delikanlısından bir saatte çıkıyordu. Bunun sebebi de iki ay önce yenilediğim bilgisayar yüzündendi. Adamlar harika bir bilgisayar yapmışlardı yapmasına ama klavyesi sadece  “Q” biçiminde üretilmişti. Oysa ki bendeniz yıllarca “F” klavye kullanan biriydim. Kısacası yazmak bir işkenceye dönmüştü. Pulları sayarak oynayan bir acemi tavla oyuncusu gibiydim. Hala da öyleyim. Harflerin yerini takip edeyim derken yazacağım şeye konsantre olamıyorum. Bir ara yazıyı elle yazayım sonra temize çekeyim dedimse de yiğitliğe bok sürdüremedim.
Bu halde yazarken çoğu kez sesli harfleri es geçiyorum ve daha bir tomar dert işte. Ama madem teknoloji böyle uyacağız işte. Alışır mıyız, bakalım göreceğiz. Bu arada şu ana kadar 1500 vuruş yapmışız, bu son iki aydır yazdığım en uzun yazı…neredeyse bir rekor.  
Kısacası ayrılığın sebebi sergi hazırlığından değil, “Q” klavyeden kaynaklanıyordu. Bu arada bilgisayarda tek olmayan şey “F” klavye değildi… bu yeni çıkan modellerde CD bölümü de yoktu. Sözün özü CD de tarihin çöplüğüne fena halde gitti… neredeyse kasetten bile kepaze durumda. Bu arada evde bir duvarı kaplayan CD’leri satsan satılmaz atsan, atılmaz, kapladığı yerde cabası. En yakın zamanda hepsini empe üçe çevirmek lazım. CD artık bitti, evde çöp gibi duruyor ama plaklarım ve pikabım hala gündemde. O her şey CD’ye dönüştüğü günlerde onlardan kopamamıştım, iyi ki de öyle yapmışım. Plağı teknoloji ne olursa olsun her dönem dinledim.
Bu F klavyeyi İhsan Sıtkı Yener 1960’larda bulmuş. Türkçe yazıma en uygun ve on parmak hızlı yazı yazmak için yapılmış. Şimdi “Q” klavye ile boğuşurken “F” klavyenin mucidi İhsan Sıtkı Yener’i bir kez daha saygıyla anıyorum. Kesinlikle büyük bir insanmış.
İşte uzun süre blokta yazı yayınlamama sebebimi böylece açıkladım. Neyse ki bu yazıyı bitirdim. Bu yavaşlıkla her gün bir yazı yetiştirebilir miyim bilinmez ama dilerim el alıştırmalarıyla bu klavyeye alışır ve hızlanırım. Şimdi yazı bitti bitmesine ama üste dönüp, “yetştreblilrmym” i “yetiştirebilirmiyim” yaparak düzelteceğim. O kadar çok eksik sesli harf var ki bir de bununla uğraş, işin yoksa.

Aptulika  

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...