27 Kasım 2015 Cuma

“Roger Waters The Wall” Film Müzikleri



2010-2013 yıllarında gerçekleşen efsane “The Wall Live” turnesinin son armağanı
“Roger Waters The Wall” Film Müzikleri
CD ve LP formatlarında tüm müzik marketlerde!





1979'da yayınlanan "The Wall" Pink Floyd'un ilk anlatım konseptli albümü olma özelliğini taşır. Bunca başarısına, bir çok kişinin Pink Floyd’la tanışmasına ve   geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan bu albüm grubun bas gitaristi Roger Waters ile özdeşleşmiş gibiydi. Böylece grup ile yolları da ayrılacaktı.  
Waters, babasını İkinci Dünya Savaşı’nda yitirdiğinde yeni doğmuştu. Buradan hareket eden Waters, hazırladığı rock operada hiç tanımadığı babasının savaşta ölümüyle  zihinsel olarak dağılmış bir rock yıldızını konu ediyordu. Buradaki  baş karakterin hayatı ve anlarını çizen Roger Waters, kişisel geçmişinden alıntılar da yapıyordu.  Dünyada liste başı olan  “Another Brick in the Wall (Part 2)” ve radyolarda sürekli çalınan “Run Like Hell” ve“Comfortably Numb” ile örnek gösterilebilecek albümün tematik içeriği ve müzikal ustalığı tüm dünyadan dinleyicileri heyecanlandırdı.  

Pink Floyd'un albüm için gerçekleştirdiği  1980-81 turnesi, sahne kullanımı ve teatral unsurlar bakımından emsalsizdi, ancak prodüksiyonun büyüklüğü turneyi sadece dört şehirle sınırlandırmıştı. 1990 yılına gelindiğinde ise Pink Floyd ile yollarını ayıran Roger Waters  , Batı ve Doğu Almanya’yı ayıran tarafsız bölgede yardım amaçlı bir konser gerçekleştirerek The Wall’ı sunacaktı. Şimdilerde de “The Wall” gene gündemde ve konser sınırlarını aşan bir gösteri olarak karşımızda. Tüm dünyada barış temasını işleyen ve dinleyenlere “duvarın ardındakileri” göstermeyi amaçlayan, dünyadaki adaletsizliğe tepkisini en evrensel dil olan müzikle gösteren albüm “Roger Waters The Wall” CD ve Plak formatlarında yeniden bizlerle buluşuyor.
Bu hafta ülkemizde de yayınlanan “Roger Waters The Wall” büyük ilgi gören uzun metrajlı ROGER WATERS THE WALL filminin eş çalışması. Sean Evans ve Roger Waters'ın yönettiği ROGER WATERS THE WALL,  epik ve kişisel izleri aynı potada eritiyor ve izleyenlere derin  bir konser tecrübesi sunuyor ; Waters'ın savaşın kendi ailesi üzerindeki etkisini anlatan bir yol filmi; ve çatışmanın insani boyutta açtığı yaralar hakkında coşkulu bir savaş karşıtı film olarak üç seviyede aynı anda işlev kazanıyor.
 Yirmi yıl sonra, konser meraklıları “The Wall” u tekrar deneyimleme fırsatı buldu ve milyonlarca hayran mesaj ve müziğinin ilk günkü gibi etkili ve bağlantılı kalacağını teyit ettiler.  Roger Waters The Wall ile bu fırsat yaşamaya devam ediyor.
 “Roger Waters  The Wall”
Cd ve LP formatlarında Sony Müzik etiketiyle müzik marketlerde!


2010-2013 yıllarında gerçekleşen efsane “The Wall Live” turnesinin son armağanı
“Roger Waters The Wall” Film Müzikleri
CD ve LP formatlarında tüm müzik marketlerde!

Dünyada barış ve sevgi temalarını işleyen “The Wall Live” müzik tutkunları için kesinlikle görülmesi gereken bir konser etkinliği haline geldi. Dört kıta üzerinde 200'den fazla şovda 4.5 milyondan fazla kişiye çalarak tarihte “solo bir sanatçı tarafından yapılan en başarılı dünya turnesi” unvanını aldı.

Yapımcılığını Nigel Godrich'in (Radiohead, Beck, Paul McCartney) üstlendiği “Roger Waters The Wall” tüm kuşakların tadını çıkarabileceği coşku uyandıran bir dinleme deneyimi sunuyor.  Albüm, sadece şovu gören hayranlarının değil aynı zamanda orada olmayan veya
"The Wall"u ilk kez keşfetmekte olanlar için de
konserin son armağanı niteliğinde.

26 Kasım 2015 Blues Perişan Playlisti



1 - Eleanor Rigby - Leslie West
2 - Autumn Leaves - Eric Clapton
3 - Got Love If You Want It - Billy Gibbons
4 - No Secred - The Nighthawks
5 - Mr. Tambourine Man - Smokie

Leo Sayer 
6 When I need you 
7  How Much Love
8 Magdelena
9 - Competing With A Dj
10 - Mister In Between
11 To The River

Electric Light Orchestra
12 - Telephone Line
13 , Rockaria
14 - Alone in the Universe
15 - One Step at a Time
16 - All My Life

17 - Blues with a Feeling - Michael Bloomfield
18 - She Wanted To Give It To Me - Tommy Castro
19 - Tomorrow Blues - Chris Robinson
20 - Life Song - Robben Ford
21 - Soulshine - Warren Haynes
22 Far Too Many Nights - Blues Gang 
23 - Hey Joe - Gary Moore
24 - That's All Right - John Mayall

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesine Katkı 27

Eric Clapton üzerine bir kitap.

Müzik dünyası içinde kitaplı yolculuğa devam ediyorum 
Bu defa  da  bir başka  büyük ustanın kitabından kısa alıntılar  ve onun   müzikal geçmişi ,  ilk günden gelişimine kadar onu etkilemiş ustalarını , referanslarını  ve kendi ürettiklerine etkileşimlerinin bir bölümünü sizlerle paylaşmak isterim .
Evet  bahsettiğimiz adam ERIC CLAPTON , ve bahsedeceğimiz alıntılarına yer vereceğimiz kitapta 
Kitap :  “ kendi sözleriyle Eric Clapton “ 
Derleyen : Marc Roberty             Yayın :  Afa          Sayfa : 96


Umarım ki  müzik dünyasının bu büyük ustasının  kendi ifadelerinin yer aldığı kitaptan yaptığım alıntılar ve  alıntıladığım grup ve bazı şarkılardaki kişisel seçkiler ile  sizlerin de güzel bir müzik yolculuğuna çıkmasına katkı sağlayabilirim . 
Yazıyı yazarken  şarkıları  bulup  dinleyerek , okuyarak ve sonrasında notları yazarken ki  iki üç saat boyunca  gerçekten  Blues’a  ve müziğe doydum , bu yüzden yazması da  harikaydı  ..
İyi okumalar ve iyi dinlemeler ..
Geronimo Yalnızkartal


İlk Müzik Yolculuğu
Eric Clapton ile  müzik yolculuğuna bu şarkı ile başlayalım . Çünkü  ilk dinledği şarkının bu olduğunu hatırlıyor .  Savaş yılları ve İngiltere’nin kırsalında küçük bir köyde büyüyen bir çocuk olarak ..
1-Vera Lynn :  We'll meet again
2-Mule Train - Tennessee Ernie Ford

Aklına kalan ilk dinlediği ve aklını başından alan ikili
3-Sonny Terry & Brownie McGhee :  I'm A Stranger Here

İlk gitarı TV’de gördüğünde aklı başından uçmuştu…  Çalan
4-Jerry Lee Lewis - Great Balls of Fire

Aslında Lewis’in yanında gitar çalan yoktu , gördüğü bir bas gitardı  ( Videoyu aratırsanız bulabilirsiniz)
 “İşte bu bir gitar “ dedim kendi kendime .  Gördüğüm şeyin bir bas gitar olduğunu bilmiyordum .  İşte gelecek . Benim istediğimde bu  diye düşündüm . 
Daha sonra bohem yaşam tarzının çektiği Londra kaçamakları başlar .
“ Birisi elinde bir “ The Best Of Muddy Waters “ albümüyle geldi . İşte hayatımı değiştiren şey buydu . Duyduğum şey çok ciddiydi ve ancak benim kadar ciddiye alanlarla dinlenebilirdi …”
5-Muddy Waters - Mannish Boy

Muddy Water , Eric’e yaptığı şarkılar içerisinde en çok kendisinin de ilahı olduğunu söylediği  Big Maceo şarkısı olan  “ Wooried Life Blues” u sevdiğini söylemiş .
6-Big Maceo-Worried Life Blues

7-Eric Clapton - Worried Life Blues

“ Duyabildiğiniz  en iyi slide çalış tekniği budur . üstelik bunu bir cep çakısı ile yaptığını düşünürseniz.”   Blind Willie Johnson’dan bahsetmektedir
8-Blind Willie Johnson - Nobody's Fault But Mine 


Müzikal Altyapısının Temelleri Hakkında 
“Blues tarihinin köklerine inmeye çalışırken bir gün biri Robert Johnson  plağı ile çıkageldi . İlk çaldığımda kafam almadı , çiğ olduğunu düşündüm , sonra tekrar  tekrar dinledim . R. Johnson başkaları ile bir arada tutulmayacak kadar güçlüydü . Fazlaca yoğun . O bir tür asiydi , kafamda ona yakıştırdığım asıl imaj , başkalarının yanında dolaşamayacağı kadar çetin , yalnız bir kurt imajıydı .
İnsanların müziği  araştırması önemli . 50 sene sonra müzisyenler halen kaynağını  bilmeden onun kalıpları ile çalıyorlar . Bazılarını benim yada diğer müzisyenlerin icat ettiğini sanıyorlar . Oysa ki  bunların ardından bir tek herif var , bugün aynen onun çaldığı biçimde devamlı tekrarlanıp duran beki 10 değişik çalma tekniğini bulmuş bir adam . “
“Rock yıldızı oldum , müziği seviyorum ama kimi zaman halen Robert gibi bir müziğim olmaması rahatsız eder beni ..”
9-Robert Johnson- Crossroad

“İşe folk –blues çalarak başlamıştım. Big Bill Broonzy , Rumblin Jack Eliot  “ Rail Road Bill” , “  Cocaine “ gibi.. Ama sonra elektrik blues’a yöneldim . “
10-Ramblin' Jack Elliott - Cocaine



Londra  ve Okul Dönemleri
1961’de  Eric Kingston On Thames Güzel Sanatlar Kolejine yazılır
“Sürekli plak dinleyip öğlenleri pub da sarhoş oluyordum . Diğer öğrenciler üzerinden kötü bir etki yaratıyordum .”
Bu dönemde  Tom Mc Guiness ile tanışıp The Roosters isimli bir gruba katılır .  İlk çaldıkları coverlardan biri de budur .
11- Larry Williams - Slow Down

“Ama bir gün Fredy King’in “ I love the woman” ı dinledim .  Bu plak hala en tuttuklarımdan biridir . Bu tarz ( T Bone Walker , BB King ) elektro gitar stilini lk kez duyuyordum .”
12-Freddie King I Love The Woman

The Roosters ‘ın ardından  Eric Clapton   Casey Jones And The Engineers adlı bir başka grupta çalar.
13-Casey Jones & The Engineers : One Way Ticket.

Daha sonrasında  Yardbird ile çalmaya başlıyor .( Ekim – 1963)  “ Burada çalmak kafa yapımı çok değiştirmişti , allak bullak olmuştum . “  Yolunu keybetmemek ve belirlemek için kısa bir süre sonra ayrılır . ( 25 Mart 1965) ( Ardından grupta çalan gitaristlerin Jimmy Page , Jeff Beck olduğunu da hatırlatalım )
14-The Yardbirds- I Wish You Would

İki hafta sonra  John Mayall ‘ın daveti ile  görüşürler ve  çalmaya başlar .  Aslında Mayall’a sıcak bakmıyordur başlarda .  Grubun içine Mayall ‘ın  patronluğu konusunda da sıkı eleştirlieri vardır . ( Müzikal anlamdan öte , seyehat sırası, konaklama ,vb konularda )

15-John Mayall's Bluesbreakers with Eric Clapton :   Crawling Up A Hill

Sıkılıp Yunanistan’a  kaçıyor ama  orada yaşadığı maceradan zor sıyrılıp yeniden Blues Breakers’a geri dönüyor ..  Bu sırada grupta  basta  Jack Bruce vardır .  “ Jack müziğe ve yapılan şarkılara farklı yaklaşıyordu .  Kendimizden bir şeyler katıyorduk . İyi anlaşıyorduk .  Çalınan müziği onaylama gibi bir niyeti yoktu , yeni bölümler besteleyip ekliyordu şarkılara . Beni başka diyarlara götürüyordu yaptığı müzik . Kendi kendime o yapabiliyorsa bende yapabilirim , neden olmasın dedim . Yanımıza bir de davulcu  alırız diye düşündüm . İşte Cream böyle doğdu . “
“Cream  aslında bir blues üçlüsü olacaktı ama olmadı .  Gruptaki adamlar güçlü kişiliklerdi . Bunu hesaba katmamıştı . Daha ilk çalışmada grubun  lideri olma hayallerim uçup gitti ,çünkü gerekli özelliklere sahip olmadığımı anladım . Ginger ilk adamdı , Jack ise onun rakibi . Onları bu sorunla baş başa bırakıp geri çekildim .”
16-Cream - Sunshine Of Your Love
17-Cream - I Feel Free

Blind Faith  o kadar kısa sürer ki ..  henüz anlayamadan  başka yollara yelken açar Clapton
“ Presence of the Lord “ u benim için hayli tiz kalan bir akorda yazmıştım . Ayrıca  Steve ( Winwood)  un vokalde olması beni çok etkilemişti . O varken benim  şarkı söyleyebileceğimi hiç sanmıyordum .”
18-Blind Faith - Presence of the Lord

Eric Clapton tek konser için ( Toronto )  John Lennon tarafından  Plastic Ono Band’a çağrılır .( 1969 Eylül )
“ .. Elinde  Cold Turkey  gibi bir şeyler vardı .  bunları öğrenmek için uçağın içinde  provamsı bişeyler yapmak zorunda kaldım . Bu arada konser çok iyi gitti .”
19-Yer Blues - John Lennon & Plastic Ono Band - Toronto 1969
           
Bu arada  Delaney ve Bonnie ile  bir süre çalışır  .  Aşağıda adı geçen albüm’de  birlikte çalarlar .
Delaney’i kendisine  hocalık yapması konusunda   kitapta övgüler düzel  Eric Clapton .
20-Delaney & Bonnie and Friends - On Tour With Eric Clapton (1970)


İlk Albüm
 “ Eric Clapton”  isimli ilk albüm  bu ekiple çalışma sırasında kaydedilir ve yayımlanır  .  (1970)
21-Eric Clapton-After Midnight

İkinci Albüm   : Layla   ve  Derek And Dominos
“Layla’nın nasıl bir şarkı olacağını bilmiyordum . Sadece kolayca akılda kalacak bir şarkıydı , hepsi o kadar ... Sonuna yaklaşmaya başlayınca   heyecanınız giderek artar ve elinizde gerçekten güçlü bir şey olduğunu fark edersiniz … Sadece hoş bir şey yazmayı ve o şekilde kaydetmeyi amaçlamak en doğrusu “
 “ Layla ile gurur duyuyorum . Bu kadar güçlü bir parçanın sahibi olmak hiç alışmayacağım bir şey .” Bu arada  o kısa tema  Albert King’in  - As the years go passing by” parçasından alıntıdır … İşin asıl komik tarafı da Laya’dan sonra  The Dominos ile  bir şey yapmak istemedim . Tek bir nota bile çalmak istemedim . “
22-Derek and the Dominos - Layla
23-Albert King - As The Years Go Passing By


Bu noktada bir ara oluşur .  Eric Clapton  uyuşturucu bağımlılığı sorunu yaşar ,  uzun bir ara ve inziva olur bu dönem .  ( 1971-73 )
Bu nedenle şimdilik bu  bölümü burada noktalayalım . Devamı gelir mi bilemem …  


25 Kasım 2015 Çarşamba

Leo Sayer


45’lik plaklar dönemi 60’lı ve 70’li yılları aşarak bugünlere nostalji lezzetinde geliyor. O dönemin en önemli isimlerinden biri de Neco idi. Onu ilk kez siyah beyaz ekranlarda gördüğümüzde melon şapkasına eşlik eden papyonlu klasik ceketi yeleğinin yanısıra suratına yaptığı palyaço vari makyajı ile 1975 yılında tanımıştık. Şarkısında “Ne bu halimiz böyle” diyordu. Suratındaki o palyaço makyajına çocukluktan alışıktık ama onun kıyafetiyle oluşan yabancılaştırma akılcı bir imajı oluşturuyordu.
1975 yılında Neco ilk plağını yaptığında sadece suratındaki palyaço makyacı ile değil sesini inceltip, kalınlaştırmasıyla da farklıydı. İster istemez dikkat çekecekti. Bütün bu özellikleri ilk uygulayan isim de İngliz şarkıcı Leo Sayer’di. Neco da ustasından aldığı bu ilhamı ikinci plakta temcit pilavı haline getirmeden kendi tavrını oluşturacaktı.
Leo Sayer, 1974 yılında müzik dünyasına adım atmıştı. Popüler müzik sahnesine kimi zaman masalsı bir şekilde “Küçük Prens” edasıyla kimi zaman da palyaço kıyafeti ile sahneye çıkacaktı.  Leo Sayer ile benim tanıştığım albüm ise  “Endless Flight” olacaktı. 1976 yılında çıkan bu albümü long play plak olarak edinecektim. O artık ne palyoço ne de Küçük Prens’ti ama gene şaşırtıcıydı. Gökyüzünde çılgın bir şekilde zıplayan biriydi. “Endless Flight” plağı bana uzun yıllar eşlik etti. Öyle ki 90’lara kadar bu plağı arasıra dinler, o yılları anardım. Sonrasında bu plağı aramadım. Geçen günlerde bu plağı bir dinleyeyim dediğimde ise bulamadım. Kimbilir o albümü çocuk zamanlarımın plağı diye elden çıkarmıştım belki de. Oysa şimdi bulabildiğim em pe üç kayıtlarında dinlerken öyle bir pişman oldum ki. Hele bir de o albümde davulllarda yer alan iki usta ismi görünce üzüntüm daha da bir arttı. 1992’de yitirdiğimiz Toto grubunun usta davulcusu Jeff Porcaro ile davulcuların zirve noktası  Steve Gadd’ın bu albümde yer aldığını görünce pişmanlığım daha da artacaktı. Sadece onla mı daha kimler yoktu ki o albüme emek verenler arasında. Caz fusion gitaristi Larry Carlton, Lee Ritenour ve daha nice isim Leo Sayer’in 1976 tarihli “Endless Flight” albümünde çalmıştı.
Bu pişmanlık içinde gezinirken yeni çıkan albümlerde Leo Sayer ismini görünce hemen odaklanacaktım. Bu yıl çıkan yeni albümüyle asırlar sonra tekrar karşılaşmıştım Leo Sayer ile. Geçen süre içinde İngiltere doğumlu Sayer’in uzun bir zamandır Avusturalya vatandaşı olduğunu da öğrenecektim Yeni çıkan albümün ismi “Restless Years”dı. O geçmisin pop ile rock karışımı müziğini dönemin disko akımına da yelkenlendiren Sayer yeni albümünde 67’lik delikanlı olarak çıkıyordu. Müziği pop ile rock arasında yılları olgunlukla birleştirerek dinginleşmiş bir şekilde sunuyordu.



Bu haftaki Blues Perişan radyo programında Leo Sayer’in 1976 yılı albümü “Endless Flight” albümünden üç parçaya yer vereceğim. O parçalardaki kadroya bir bakar mısınız.

* When I Need You
Bas gitar – Willie Weeks
Davul – Jeff Porcaro
Elektrik Piyano – Michael Omartian
Gitar – Dean Parks

 * How Much Love

Bas gitar – Chuck Rainey
Davul – Steve Gadd
Gitar – Ray Parker
Vurmalılar – Bobbye Hall Porter*
Piyano – Richard Tee
Ritim Guitar – Larry Carlton

* Magdalena
Akustik ve elektro gitar – Dean Parks
Bas gitar – Lee Sklar
Davul – Jeff Porcaro
Electrik Piyano – Bill Payne
Mellotron – Jimmy Phillips


Blues Perişan radyo programında ayrıca Leo Sayer’in yeni albümü “Restless Years”tan da parçalara yer vereceğiz.


Evrende Tek Başına Orkestra – JEFF LYNEE




1970’lerin plaklarından hatırlanan Electric Light Orchestra yıllar sonra yeni çıkan albümü “Alone In The Universe”den seçmelerle bu haftaki Blues Perişan radyo programında yer alacak. Orkestra’da bütün enstrümanları tekbaşına Jeff Lynee çalıyor. Yani albümün ismiyle özdeşleşiyor… “Evrende tek başına” ELO uzay gemisiyle uzun bir aradan sonra tekrar buluşma.

Onları ilk olarak 14 ile 15 yaş arası dönemin Hey dergisinde görmüştüm. Mr Brown ile Mrs Brown familyasından oluşan İngilizce öğretmeme kitabından öğrendiğimiz kadar İngilizce  bilgisiyle Türkçe mealini yaptığım Elektrik Işığı Orkestrası.
Bir orkestra ama elektro gitar ağırlıklı acayip bir şey. Tarihler 1976 gibi ve elime geçen bir Türk baskısı plaktan tanıdığım grup. “Rockaria” isimli  bir kadın operacı sesi ile başlayan parça beni büyülerdi. Sonra yıllar yılları kovaladı ve bu güne kadar aynı şaşkınlığı ve ilgiyi yaşadım.
Bu grubun ismi Electric Light Orchestra idi.  Hani şimdilerde klasik müzik enstrümanlarıyla heavy rock yapan gruplar var ya, işte onların tarih öncesi dönemde tanımlanmamış ataları gibiydi bu grup.  Dönemin diğer renkleri arasında boyası biraz silik kalmıştı belki de. Bir başka açıdan bakar isek tam kafasındaki müziği yapamadılar bile diyebiliriz.  Hele o seksenlere geldiğimizde popüler kültürün olanaklarının içinde heba bile olmuş olabilirler, ne diyelim.
Yıllar değil, yarım asır fena halde geçti üzerinden Bugün Electric Light Orchestra ismi kimseye bir anlam ifade etmez. Bilenler içinse eski plak satışı yapan dükkanlarda burun kıvırdığımız plakların mimarıdırlar. Yeni kuşaklardan birileri keşfetse de tam tamamlanmamış bir tasarı gibidir onlar.
Bu blogun oluşmasına vesile olan radyo programını yaptığım Rock FM’deki genç kuşak radyoculardan Sezen Aladağ’ın bu keşfi yapan gençlerden biri olduğunu görüp, sevinecektim. Bu yarım yüzyıl önce bildiğim bir adanın yeni kaşiflerce yeniden keşfi gibiydi.
Bugün için Electric Light Orchestra’yı rock tarihinin göbeğine oturabilecek bir çaba içinde değilim. Daha önceden de dediğim gibi iyi bir tasarı ama tamamına erdirilmemiş bir bir tasarı. Ancak yok sayılamıyacak bir duygu. Bu duygu ile yarım asır sonra tekrar karşılaşacaktım. Üç yıl önceydi ve bu grubun elemanı Jeff Lynee’ın çıkardığı bir albüm beni gene o yılların anılarına götürcekti. Lynne albümünde “Uzun Dalga”lara giriyordu. Şimdi bilinmez ama eskilerde radyo dünyasında “Kısa Dalga”, “Uzun Dalga” gibi tanımlamalar vardı. Şimdi “FM” denilen dalga tek hakim. Biz FM ile seksenlerden sonra tanıştık. Ondan önce “Uzun” ve “Kısa” ismindeki dalgalar vardı. Radyodaki düğmeden bu kanallardan birini şeçerek kulağını çevirirdik. Garip sesler içinde kimi zaman bir Arapça nida ile Mısır radyosu kimi zamanda Avrupa radyosu çıkıverirdi. Bazı yayınları çızırtılı da olsa dinlerdik. İşta Jef Lynnne Aga da uzun dalgadan ABD radyolarına bağlanarak ilk rock kahramanlarını dinlermiş ve çocukluğunda biriktirdiklerini yüzyıllar sonra bir albümde yorumlamıştı. O albümü dinlediğimde ben de kendi anılarıma ve çızırtılı radyo dönemlerime tekrar dönmüştüm.
Bugünlerde 67 yaşını devirmeye hazırlanan Jeff Lynne, İngiltere’nin çıkardığı önemli rock müzisyenlerinden biri. Onu 1970lere oturan grubu   Electric Light Orchestra ile tanımıştık.  1988 yılına gelindiğinde de George Harrison, Bob Dylan, Roy Orbison ve Tom Petty gibi isimlerin bulunduğu   Traveling Wilburys isimli “Süper Grup” kadrosunda görecektik.  O hızla 1990 yılında “Armchair Theatre” isimli solo albümü çıkartan Lynee’dan daha sonraları ses alamamıştık. Bundan üç yıl önce “Long Wave” isimli bir albüm onunla buluşmamızı sağlayacaktı. Türkçe mealiyle “Uzun Dalga” adını teşıyan bu albümde çocukluğunda radyonun uzun dalgasından dinlediği ABD radyo istasyonlarında tanıdığı ilk müzik kahramanlarının şarkılarını günümüze taşıyacaktı.
Üç yıl önceki bu buluşmadan sonra bu ay Jeff Lynee bizi bu sefer de 40 yıl öncesine döndürecekti. Bu seferki buluşmanın merkezi ise Electric Light Orchestra idi.  13 Kasım tarihinde çıkan “Alone In The Universe” Electric Light Orchestra’nın 13. Stüdyo albümü oluyor. Ancak grubun şu anda bir elemanı yer alıyor ki oda Jeff Lynee’dan başkas ı değil. Bu yüzden de albümün kapağında Jeff Lynne's ELO ibaresini görüyoruz. Lynee albümde vokal ve gitarının haricinde akla gelebilecek bütün enstrümanları kendi başına çalmış. Albümde iki parçada kızı Laura geri vokal yaparken, ses teknisyeni Steve Jay tamburin çalarak destek vermiş.
Her ne kadar grubun tek elemanı Jeff Lynee dediysek de ELO’nun bu albümden sonra çıkacağı bir konser turnesi olacağını da haber aldık. 2016’nın Nisan’ında başlaması planlanan bu konser turnesinin nasıl olacağını da o günlerde göreceğiz.
Jeff Lynee’ın ev stüdyosunda kaydedilen “Alone in the Universe” albümü klasik ELO tavrını ziyadesiyle hissettiren 10 şarkı ile kotarılmış, eski anıları canlandıran ama bir o kadar da iddiasız ve mütevazi bir çalışma olmuş.

Aptulika
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...