29 Eylül 2015 Salı

David Gilmour Yeni Albümü ile listelerde 1 Numara


 Pink Floyd’un geçen yıl çıkan albümü  “The Endless River” İngiltere ve ABD’de sadece plak satışlarıyla ilk üçe girmişti. İngiltere müzik listelerinde de 2014’in Kasım ayında da bir numaraya yükselmişti. Grubun gitaristi ve vokalisti David Gilmour, bugünlerde de   ”Rattle That Lock”  isimli solo albümün çıkarttı. Bu albüm de İngiltere listelerinde 20 Eylül 2015  itibarıyla bir numaraya yükseldi.

Avrupa’dada iyi bir satış grafiği çizen David Gilmour’un yeni albümü Damikarka ve Türkiye’de şu günlerde bir numarada yer alıyor. Bu sebeple  David Gilmour’un dün yazdığı bir tweet ile Türkiye’de Rattle That Lock albümünün bir numara olduğunu belirterek teşekkür etti. David Gilmour, aynı gün yapılan bir  söyleşisinde en sevdiği ve ziyaret etmek istediği ülke sorusuna doğduğu yer İngiltere’den sonra ‘Türkiye’yi seviyorum’ diyerek yanıt vermiş.

28 Eylül 2015 Pazartesi

JOHN MAYALL “Find A Way To Care” (2015)


1960’larda İngiliz caz müzisyenleri, ABD’de siyahların yaptığı müziğe merak saracaklardı. Bu merak bir anda yayılacak ve İngiltere’nin müzikli mekanlarını bir labaratuara döndürecekti. Ufak, salaş demeden nerde çalabilecekleri yer varsa bir araya gelip, siyahilerin blues müziğini  hatmedeceklerdi. Biranın ucuz olduğu izbe mekanlarda Osmanlı kökenli bir musevi ailenin Fransa’da doğan çocuğu  olan Alexis Korner bu siyahi müziğin izini süren öncü neferlerdendi. Korner, ailesinin göç ettiği Fransa’da doğmuştu ama dünyaya o dönem eşlik eden İkinci Dünya Savaşı ortamıydı ve aile  soluğu İngiltere’de alacaktı. Tarihin acı hatıralarındaki bu ikinci göç  yaşlı Britanya adasına muhteşem bir müzisyen kazandıracaktı. Alexis Korner, etrafına topladığı genç müzisyenlerle İngiltere’de Blues müziğinin oluşumuna adım atacaktı. İşte o anların Korner gibi bir başka okulu daha vardı ki onun da adı John Mayall’dı.
ABD’de siyahlar yapıyor diye önemsenmeyen, yok sayılan blues bu iki İngiliz müzisyen tarafından Avrupa kıtasına taşınıyordu. İngiliz Blues’ını oluşturan bu iki isimden Alexis Korner’ı 50’li yaşlarında tiryakisi olduğu ve sesine o görkemi veren sigara yüzünden kaybedecektik. John Mayall ise bugün 80 yaşını çoktan devirmiş olarak “İngiliz Blues’ının Büyükbabası” ünvanıyla yaşıyor.
Geçen yıl 80 yaşını muhteşem hayatını da özetleyen isimdeki “A Special Life” albümünü çıkartarak kutlayan John Mayall, ihtiyar bir delikanlı olduğunu kanıtladı. O albümü dinlemeye daha doymamıştık ki bu ay ustanın yeni bir albümüyle karşılaştık. Geçen hafta piyasaya çıkan “Find A Way To Care” albümünde John Mayall, seksenlik biri değil de ikinci albümünü çıkartmış genç bir müzisyen gibi. Sanatçı olgunluğunu yeni fikirler ve heyacanlarla sunuyor. Albümün ilk dikkat çekici özelliği alışıldık dörtlü rock grubu kadrosuna nefeslilerden oluşan bir ekibi de katmış olması. Böyle olunca blues’ın  havasını da bir hayli görkemli bir şekilde sunabilmiş. Vokalin yanısıra armonikasıyla da dinlediğimiz Mayall, piyano, Wurlitzer org ve clavinet orguyla da harika bir sunumu gerçekleştiriyor. Albümdeki parçaları dinlerken ikinci bir dinleyişte de Mayall’ın org ve piyanosunu da tekrar dinleme isteği duyuyorsunuz.
“Find A Way To Care” albümünde Mayall”a emektar bir kadro eşlik ediyor. Bas gitarda Greg Rzab, davulda Jay Davenport ve gitarlarda da Rocky Athas yer alıyor. Albümdeki üç parçada da Athas’ın imzası niteliğinde harika sololarını da duyuyoruz.

Bu John Mayall, 70 yıla yaklaşan abidevi müzik hayatını hala yeni keşiflere yelken açan bir dahi olarak sürdürüyor. 

Unutulmayan ‘Sarışın’


BLONDIE ya da Deborah Harry

Plak döneminin iç kıpırtan ortamında, ikinci el plakları karıştırırken, devamlı karşımıza çıkan plaklardan birisinin kapağında takım elbiseli adamlar ve ortada bir sarışın arzı endam ederdi. Plağın üzerinde de bir el yazısı halinde, ip gibi akan “Blondie” yazısı resmin ortasında bulunurdu.  Çoğu kez diğer grup elemanlarını önemsemez ama o şarışını teklifsiz bilirdik. Eh hani zaten grubun ismi de sonuçta “Blondie” değil miydi. Çok sonraları o şarışın afetin isminin Deborah Harry olduğunu kavrayacak ve grubun diğer elemanlarını da adam yerine koyacaktık. Tabi biz bunları kavradığımızda da 1982 yılında grup dağılmış olacaktı. Aradan geçen 16 yıllık ayrılık süresinde ise grubun punk ve new wave karışımı müziğinin peşine düşecektik. 1998’de de grup tekrar kurulunca, geçen ayrılık sürecine rağmen karşılarında daha olgunlaşmış bir bekleyişteki dinleyici ile buluşacaklardı.


   ABD'li rock efsanesi Blondie, geçen yıl 6 Eylül'(2014)de Black Box Istanbul sahnesinde konsere çıkmıştı. "One Way or Another", "Atomic", "Heart of Glass", "Call Me" gibi unutulmaz şarkılarıyla da hasret giderilmişti. 
 40 yıla yayılan geçmişiyle Blondie, 70’lerin gruplarından. Uzun süre müzikten uzak kalıp, tekrar kurulmaları bir handikap olacakken bu tehlikeyi yaşanmamış olmaları da ilginç. Grubun gitaristi Chris Stein’in teknolojiye yakın olması grubun yenilikçi yapılara uzak kalmamasını sağlamış. 16 yıl aradan sonra 1998’de yeniden kurulduklarında da eski şarkılarının görkeminde bir nostalji etkisi yaratmak yerine yeni tarzlara ve yaratıcı fikirlere açılmayı hedeflemişler. Bunu enerjiye döndüren grup, 1998’deki dönüşlerinde de “Maria” isimli yeni bir “hit” de çıkarabilecekti. 

‘Hey Sarışın!’
ABD’nin erken dönem punk ve new wave fikirlerinin şekillendiği New York ortamında 1975’te kurulan grup ismini de “Angels and Snake” olarak düşünecekti. Daha sonra Deborah Harry’ye kamyon şöförlerinin “Hey Şarışın” diye laf atmaları sonucu grubun ismi de “Blondie” olacaktı. 1976’da grupla aynı adı taşıyan ilk albümlerini  çıkardılar. İki sene sonra “Plastic Letters”  albümü çıkana kadar yerel ölçekli punk dinleyicisine hitap eden grup, 1978’de çıkan üçüncü albüm “Parallel Lines” ile dünya çapında bir başarı yakalayacaktı. Punk anlayışını new wave ile birleştiren grup, tarzından ödün vermeden dönemin disko ekseninde de yer alabilecekti. Zaman içinde pop’tan reggae’ye (hatta heavy’ye) kadar uzanan yelpazede sonucu “Blondie gibi” olan bir tarzı oluşturacaklardı.
Blondie ile Deborah Harry’nin özdeşleşmesi grubun yavaş yavaş çatırdamasına da neden olacaktı ve 1982’de de grup böylece dağıldı. Grubun dağılışında bir başka etken ise guitarist ve müzikal yapıdan sorumlu  Chris Stein, çok ender görülen ve ölümcül olan bir cilt hastalığına yakalanmasıydı. 1985 kadar tedavisi süren Stein rahatsızlığı atlatınca sola çalışmalarına başladı. Yanısıra diğer elemanlarında solo albümler yapması Blondie’nin eski çalışmalarına rağbeti arttıracaktı ve grup 1997’de tekrar kurulacaktı.


Zamana göre yenilenen topluluk
Blondie denilince akıllara her dem Deborah Harry’nin beni afetliği gelse de topluluk olarak etkisi azımsanamaz. ABD’deki punk hareketinin başkenti New York’un Talking Heads ve Ramones gibi dişe dokunur temsilcilerinden biridir; Blondie. Öyle ki zaman içinde tarzlarını güncel akımlara göre geliştirip, gündemlerini korumayı başarabilmişlerdir. İlk zamanlarda 70’lerin rock ve pop soundu içinde görünürken, 80’li yılların disko, pop, reggae tarzalırını da bünyesine katabilecekti. 90’lı yıllarda tekrar kurulduğunda ise günün yükselen değerlerine sıcak bakarak Clud’n Dance ve Elektronik tarzlarında işler üretmekten çekinmeyeceklerdi. 
Onları her zaman belirli bir popülaritede gördük. Bu sebeple müzik kariyerlerine 40 milyon albüm satışı ve müzik listelerinde haftalarca bir numarada kalan şarkılar bırakabildiler. Şimdilerde 40. yılını tamamlarken (üstüne üstlük 16 yıl gibi bir ara söz konusu olsa da) efsane konumuna geçmeyi de başarabiliyorlar.  





REBEKKA BAKKEN “Little Drop Of Poison” (2014)


Son yıllarda “İskandinav Cazı” diye bir tavır iyiden iyiye oturdu. Benim de katıldığım bir görüşe göre Kuzey’in farklı coğrafyalarının bu ülkelerinin caz anlayışı bunaltılı (şimdilerde müzikal terim olarak “karanlık” da diyorlar) gelebiliyor. 6 ay gece , 6 ay gündüz yaşayan bu doğal şartların tınısı elbetteki farklı olacak , bundan doğalı da olamaz. Böyle olması bir başka açıdan da özgün bir dil oluşturduklarını da gösterir ki, bu da övücü bir nitelik olsa gerek. Zaten “Kuzey Caz” ya da “İstandinav Caz” diye bir tarzı müzik türlerinin arasına sokabilmeleri de bu yüzden.
Kuzey Caz tarzının karanlık havasına farklı tadları ekleyebilen müzisyenler de olabiliyor. Norveç bunların en ayrıcalıklarının çıktığı ülkelerden biri. Kuzey Caz’ın normlarını içinde olsa da daha bizim kulağımıza yakın (daha doğrusu alışkanlıklarımıza uygun) örneklere de rastlayabiliyoruz. Caz kadın vokalinin Norveçli temsilcilerinden Rebekka Bakken bunlardan biri. Dinlediğinizde Amerikalı hatta Akdeniz kıyılarına yakın coğrafyadan bir ses sanabiliyorsunuz.
1970 doğumlu vokalist, inceden, kalına değişik oktavlara çıkabilen ses yeteneğine kadın caz vokallerinin vokal gelenekleriyle beslenmiş yorum doluluğunu eklemiş. Artıları bununla da kalmayan Bakken, aynı zamanda iyi de bir besteci.  

Küçükken keman dersleri alan Rebekka Bakken vokal yapmaya karar vermesiyle kendine eşlik edecek piyanoyu da öğrenmiş.  Norveç folk şarkıları ve kilise şarkıları söyleyen Bakken, profesyonel kariyerinin ilk günlerinde yerli gruplarla funk, soul ve rock müzik yapmış. Bu müzikal yolculuklar ona bugünkü cazdan R&B'ye farklı müzik tarzları arasında sakin ve uyumlu geçişler yapabilme başarısını kazandırmış.  “Little Drop Of Poison” albümünde bu tavrını çok güzel algılayabiliyoruz. Farklı tarzlardaki beğenilerin de ilgisiz kalamayacağı Bakken, kelimenin tam anlamıyla caz vokalinin geleceğe kalabilecek kadın seslerinden biri diyebiliriz.

18 Eylül 2015 Cuma

Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 24



Çizgi Romandaki Kitaplar



Haftasonuna adım atarken kitapları paylaştığımız bu köşede hep sahaflardan aldıklarımızı paylaştık. Kendi adıma yeni çıkan kitaplardan çok eskileri okumam dolayısıyla böyle oluyordu. Yeni yazılanlara dostum Geronimo sayesinde biraz ısınmaya başladım. Onun sayesinde yenilerden Barış Bıçakçı’yı tanıdım. Ama gene eski tozlu sahaf vitrinlerine döndüm.
Bu hafta ilginçtir yeni bir şey paylaşacağım. Üstelik öyle yeni ki, daha raflara oturalı 4 saat bile olmadı. Yani dumanı üzerinde. Ancak bu bir kitap değil, bir dergi. Adı “Yumuşak G”. Kapağının üzerinde kare biçiminde kırmızı fon üzerinde beyaz olarak “ğ” diye piyasaya çıkmış. Dergiyi Metin Üstündağ çıkarıyor ve bu ilk sayısı. Aylık bir dergi, bu sayı da Eylül ayına ait. Dergi şimdi 18 Eylül’ünde çıktığı için herhalde her ayın 18’inda ya da ortasında çıkacak diye tahmin ediyoruz.
Yumuşak Ğ dergisinde çizgi romanlar, yazılar, ropörtajlar , öyküler yer alıyor. Derginin içinde : Naim Dilmener, Murat Beşer, Ali Tekintüre, Serap Aykut, Bülent Ortaçgil, Gani Müjde, Vedat Sakman, Mustafa Keser, Kamuran Akkor gibi isimlerin yazılarını görürken; Derya Sayın, Ceylan Ertem, Piyale Madra, Gülay Batur, Met Üst, Meral Onat, Turgay Karadağ, Soner Günday, Ohannes Şaşkal, İzel Rozental ve Faruken Bayraktar çizgileriyle yer alıyor.
Yumuşak Ğ dergisinde çizgi romanlar da özenle yerini almış. Gani Müjde’nin yazdığı Balat Hikayeleri Sencer tarafından çizgiye dönüşmüş. “Tuş Devri” isimli çizgi romanı da Merdiven grubunun usta müzisyeni Murat Haşarı tarafından yazılırken, Mahmut Tibet tarafından da çizgiye dökülmüş. “Kara’nlık Öyküler”de ise Tuncer Erdem çizgi romanın şiirsel tadını hatırlatmış.
Dergi güzel olmasına güzel de benim bu köşede yazmama sebep olan çizgi roman “Sırık ile Çakır “ isimli olanı. Bir karesinin de kapağa taşındığı bu öykü bizim burada kitaplarını defalarca önerdiğimiz iki edebiyatcımızın anılarından yola çıkılmış. Kim olduklarını buradan söylemeyeceğim. Artık siz okur ve bulursunuz. Ama okuduğunuz zaman da büyük bir haz duyacağınıza eminim. Dergiyi alalı daha iki saat oldu ama bu çizgi romanı yirmi kere açıp, tekrar okuduğumu söyleyebilirim. “Sırık ile Çakır”ı Met Üst kaleme almış ve çok zevkli çizgilerle Hakan Karataş da aktarmış.
Ellerine sağlık diyelim.
Bize de kalan O öyküdeki “Sırık ile Çakır”ı izlemek. Bu izlemeden sonra da hiç kuşku yok ki ilk işiniz kitapçıya ya da kütüphaneye koşup bir şiir bir de öykü kitabı almak olacak. İsim vermedik ama çok büyük tiyo verdim galiba.

Aptulika

17 Eylül 2015 Perşembe

İngiliz Blues'ının en Chicagolusu: Climax Blues Band

The Climax Blues Band, 1968 yılının baharında İngiltere Stafford'da kurulan blues rock grubu. Dönem British Blues 'ın bir bir tarz olması yılları. Grubumuz da bu yeni sevda ile grubun ismini ilkin Climax Chicago Blues Band yapacak kadar tutkuluydular. Ancak bu karardan kısa bir süre sonra vazgeçmeleri iyi olacaktı ki, onları ABD'li bir grup sanma gafletine ister istemez düşecektik. 
1970'lerin unutulmaz British blues rock grubu The Climax Blues Band'ın kuruluş kadrosu  vokalist ve armonikacı Colin Cooper (1939-2008), gitarist ve vokalist Pete Haycock (1951-2013), gitarist Derek Holt, bascı ve keyboardcı  Richard Jones, davulcu George Newsome , keyboardcı  Arthur Wood (1929-2005) idi. Grubun kadrosu bu düzen içinde oturuyordu ama Colin Cooper gitaristliğinin yanında iyi bir saksofoncuydu ve grubun içinde bu enstruman  da ağırlıklı şekilde yer alıyordu. Onların blues ile hard rock'a varan tarzı saksofon katılımıyla soul ve R&B etkisini de kazanarak zenginleşiyordu. 

Climax Blues Band zaman içinde Climax diye kısalacaktı. 70'li yıllarda plakları ülkemizde de görülüp, hayli beğeni toplayacaktı. 
Climax günümüze dek aralıksız devam etti diyebiliriz. Kurucu kadrodan Colin Cooper ve Pete Haycock grubu yeni elemanlarla taşımaya devam etti. 2008 yılında saksofoncu, gitarist Colin Cooper hayata veda edince grup, Pete Haycock'un abiliğinde devam etti. Ancak o da 2013'te kalp krizinden ölünce Climax'ta kurucu kadrodan kimse kalmadı. Bu olaydan sonra grubun son bulduğu fikri iyiden iyiye hakimiyet kazanacaktı. Ancak bu hafta çıkan yeni bir albüm olayın hiç de sandığımız gibi olmadığını gözler önüne serdi. Climax Blues Band müziğe hala devam ediyordu.

Climax Blues Band'a 1980 yılında katılan keyboardcı George Glover grubu sırtlanarak devam etmesini sağlamıştı. Topluluk şu günlerde çıkan yeni albümü "Broken Heart Blues"ta
George Glover - tuşlu çalgılar ve geri vokaller
Roy Adams - davullar
Lester Hunt - gitar ve geri vokaller
Neil Simpson - bas gitar
Chris Aldridge -saksofon
Graham Dee - vokal
olarak yoluna devam ediyor. 
Bu geceki Blues Perişan radyo programında Climax Blues Band'in hem bu albümüden bir parçasına hem de 1978 yılından bir çalışmasına  yer vereceğiz. 





17 Eylül 2015 Blues Perişan Playlisti


1- James Bond theme - John Barry Orchestra
2 - Outskirts of Love - Shemekia Copeland
3  - Watcha Feel - Climax blues Band
4 - Blue Monday - Climax blues band
5 - Serenades - Kayak
6  -  Crystal Ball - Styx
7 - Golden Country - Reo Speedwagon
8 REO Speedwagon - Ridin' The Storm Out
9 R E O  Speedwagon - Sophisticated Lady
10 REO Speedwagon - Only the Strong Survive

- JOHN MAYALL
11 - Long Summer Days
12 - Drifting Blues
013 River's Invitation
14 - I Feel So Bad 2
15 Mother In Law Blues
16 - Ain't No Gurarantees
17 - I Want All My Money Back
18 - Ropes And Chains
19 - Crazy Lady
20- War We Wage
21 - Find A Way To Care
22 Long Distance Call

23 - Crazy Girl - Phillip Walker
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...